--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Ezan sustu fezalardan silindi yâdı Mevlâ’nın!”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
11

Bursa Yunanlılar tarafından kahpece işgal edilip, Yunan subayı Sofokles’in, Osman Gazi’nin sandukasını tekmelediği duyulduğunda, Mehmed Âkif tüm şiir kudretiyle “Bülbül” şiirini yazıp ezan hasretini dile getirdi:

“Ne zillettir ki: Nâkûs (çan) inlesin beyninde Osman’ın;

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!”

 Çünkü Türk dünyasının ezanı algısı, sadece “namaza çağrı” ile sınırlı değil, aynı zamanda bir “istiklâl alâmeti” ve “hürriyet belgesi”dir.

Bu yüzdendir ki, “Ezan-ı Muhammedi”nin yasaklanması başta Türk Milleti olmak üzere tüm Türk dünyasını dilhun etmiştir. 

Milâdi Takvim 28 Ocak 1932’yi gösteriyordu. O gün, Anadolu Ajansı şöyle bir haber geçti: “Yerebatan Camii’nde ilk defa ezan Arapça yerine Türkçe okunmuştur. ‘Allahüekber’ yerine ‘Tanrı uludur’ biçiminde Türkçeleştirilen ezanı minareden Hafız Yaşar duyurmuştur. Bugünden başlanarak İstanbul camilerinde ve sonra da kademe kademe Türkiye’nin bütün camilerinde ezan Türkçe okunacaktır.” 

Ve 30 Ocak:Yer, Fatih Camii… Hafız Rıfat ikindi ezanını okumak üzere minareye çıkıyor ve o güne kadar halkın hiç duymadığı şekilde bağırmaya başlıyor:

“Tanrı uludur, tanrı uludur!”

Cemaat sessizce ağlıyor. “Bu ezanla namaz kılınmaz” diye düşünenler evlerine dönmek istiyor, fakat camii çepeçevre sarmış askeri birlikler tarafından geri çevriliyorlar.

Minarelerdeki bağırtının adı, “Türkçe ezan”. Halkın tepkisi ölçülüyordu. İlk denemelere şiddetli bir karşı çıkış olmayınca, yaydılar. Bursa, Trabzon ve daha pek çok yerde meydana gelen ufak itirazları da hışımla bastırdılar. 

Arkasından aynı yılın 18 Temmuz’unda Diyanet İşleri Başkanlığı kanalıyla bir genelge çıkartıp uygulamayı genelleştirdiler.

Bu genelgeye yer yer uyulmadığı anlaşılınca, 4 Şubat 1933 tarihinde, müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların “kat’i ve şedid” (kesin ve şiddetli)bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamim gönderildi.

Halk yer yer tepki gösterdiyse (Bursa, Trabzon, vs.) de şiddetle bastırıldı ve susturuldu.

Ezanı aslı gibi okumaktan çıkarmanın kılıfı, “Ne söylendiğinin anlaşılması”ydı, ama saklı amaç, o dönemin fikir babalarından Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” ismiyle yayınladığı hatıralarında ifade ettiği üzere, “dinde reform” yapmaktı.

Dönemin yarı resmi gazetesi Cumhuriyet 04 Şubat 1932 tarihli nüshasında konuya “Türkçe” çerçeveli yaklaşıyor, “Türk dünyasının Tanrı’sına kendi bilgisiyle taptığını” yazıyordu.

Ama “kurtuluş” anlamına gelen “felah” kelimesi olduğu gibi bırakılmıştı: “O kadarını anlamasalar da olur” mantığıyla mı, bilmiyoruz artık.

“Arapça ezan” okuduğu gerekçesiyle yüzlerce insan yargılanıp zindanlara dolduruldu. Derken, sene1941’e evrildi. Türkiye’yi hâlâ tek parti (CHP) yönetiyordu. Sadece cumhurbaşkanı ve başbakan değişmişti.

İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Dr. Refik Saydam Başbakan olmuştu. 

“Arapça ezan” (aslında Ezan-ı Muhammedi)okuyanlarla kâmet getirenlerin üç aya kadar hafif hapis, ikiyüz liraya kadar da hafif para cezası (ki o dönemin fukaralığında on lirası olan zengin sayılırdı) ile cezalandırılmalarını öngören bu yasa tasarısı TBMM genel kuruluna indirildi ve kanunlaştırıldı. 

“İstiklâl Marşı”mız hâlâ “Bu ezanlar ki, şahadetleri dinin temeli/ Ebedi yurdumun üstünde benim, inlemeli” diyordu. Gerçekten de ona gönül vermiş milletle birlikte “Ezan-ı Muhammedi” inim inim inliyordu.

Yazımızı yine Yahya Kemal’in bir makalesinin son satırlarıyla bitirelim:

“Bu devletin iki mânevi temeli vardır: Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan, ki hâlâ okunuyor!.. (1934’de Ayasofya’nın müze yapılmasıyla birlikte susturulan bu ezan 50 yıl sonra, 8 Temmuz 1980 tarihinde 4 minaresinde tekrar okunmaya başlandı, bu olayın canlı şahidiyim).

“Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’an, ki hâlâ okunuyor!” (Hırka-i Saâdet Dairesinde Kur’ân-ı Kerim okunması 3 Mart 1924 tarihinden itibaren yasaklanmış, 67 sene sonra 15 Mart 1991’den itibaren tekrar başlatılmıştır).

Çok şükür diyelim ve ezanın “Muhammedi” kimliğine yeniden kavuşmasını anlatmayı cuma yazımıza bırakalım. 

 

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Cabbar Cokkibar

17 Haziran 2020 21:41

Degerli Bahadiroglu!Satanistler iyi ve makul insanlarin uyarilarina ve serzenislerine hic aldirmadan onlarin haklarini ve ozgurluklerini surekli gasp ederek bu kisacik yasamlarini tamamliyorlar bunlarin hesabini hic vermeyecekleri kati inanciyla.Ancak kitabi mubin bunlar icin cok aci bir azabin artik yazildigini ve bunu kimsenin degistiremeyecegini insanlara sık sık hatirlatiyor.Allah kimseyi asiriliklarin ve fanatizmin girdabina atmasin,insanlara sabirli ve adaletli olmayi bagislasin!

Ş.S.

17 Haziran 2020 19:12

Bu zulmü yapanların,yaşayanlarının kahrı,ölmüşlerinin ise ateşi bol olsun İnşaallah..

Mehmet Ali yıldırım

17 Haziran 2020 13:12

Slm üstadım, haydin "kurtuluş'a" demek işlerine gelmemiştir! "Namaz ve kurtuluş" hiç olacak şeymiydi!!!

Korkusuz

17 Haziran 2020 12:25

Ezani Turkcelestiren gayri muslum vatan hainleri n.kabri atesle dolsun.

Abdulmuttalib el Arabi

17 Haziran 2020 11:39

Sen hala oralarda mısın ya-huuu... yeni XYZ kuşakları geldi sizleri hiç anlamıyor bile... Zaten anlattıklarınızın çoğu hikaye gerçekle alakası yok... Püsküllü Kadirin masallarını tarih diye anlatıyorsunuz ama yeni nesiller yemiyor..

Maraşlı

17 Haziran 2020 11:25

Her sene ayasofya ile dindar kesimin gazı alınarak ha bugün ha yarın aldatmacası ile avutuluyor. Hala daha inançsız olduğunu kendi ağzıyla söyleyen (youtube da videosu mevcut) zatı dindarlaştırıp , kemalist kesilen bir reisle yeni deryalara yol alıyoruz. Bu hesapta Allahu alem mahşere kaldı. İçimizdeki yara hiç kapanmayacak , eskiler baskılarla susturulurken günümüzde bizlerde para ile köleleştirilip terbiye ediliyoruz.

Amorti Kâzım

17 Haziran 2020 10:56

Yüce ALLAH islam dininin sahibidir.Bu dini müslümanlar eliyle olduğu gibi kafir ve münafıklarla dâhi yüceltir.Son ve hak din islamiyet olduğuna göre ortadan kaldırmayı veya yok olacağını düşünmek ALLAH'ın verdiği akıl nimetine haksızlık ve nankörlüktür.Yüce yaradan öyle bir nizam ve düzen kurmuştur ki,dünya coğrafyasının her metre karesinde ismi anılmakta ve zikredilmektedir,üstelik yaklaşık 1400 yıldır yapılan karşı çıkmalara,savaşlara ve düşmanlığa rağmen.Mekke'den yayılmaya başladığı andan itibaren İslamiyet ve müslüman ile savaşan,ezan ve Kur'an'a tahammülü olmayan,Kur'an hükümlerini kabul etmeyenler ömürlerini tamamlayıp dünyayı terk ederken İslamiyet halâ ayaktadır.Sadece tahrif,çarpıtma yapabilmiş ve fitne ateşi yakabilmişlerdir.Geçmişte savaşan ve mağlup olarak yok olanlara rağmen ibret almayarak büyüklük taslayanlar ise,Cehennem boş kalmasın gayretinde olmalı muhakkak.Değil ülkemizde dünya var oldukça dünyanın her karışında ezan susmaz,susturmak mümkün olamaz.İnsani değil İlahi kuvvet ve kudret böyle emrediyor çünkü.

Eğri oturalım fakat;

17 Haziran 2020 09:05

Evet ;ezan susmasın ,semalardan yadı kesilmesin Mevlamın.Tamamda;İstanbul sözleşmesi ne oluyor,6284 sayılı yasa ne oluyor.Neslimiz kesiliyor.Süresiz nafakada ne oluyor.Ayıp değilmiydı dilenmek;tutarken el,yürürken ayak?

Nusret

17 Haziran 2020 07:29

Şimdi de ezan serbest cemaatle namaz 2 vakit serbest 3 vakit yasak bu nasıl iş . Bilim kurulu vahiy kurulu mu ?

SÜTÇÜ İMAMIN TORUNLARI

17 Haziran 2020 06:41

İNŞALLAH MUKADDES DEĞERLERİMİZLE ALAY EDEN , AŞAĞILAYAN SABATAYCI PİÇLER NEREYE KAÇARSA KAÇSIN ELLERİMİZDEN KURTULAMAYACAKLAR!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle