--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Eskiyi unut, yeni yolu tut” -5-

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
8

Osmanlı’da “Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı var”dı. İkramı severler, birbirlerine de, misafire de sık sık kahve ikram ederlerdi…

İftar sofrasında konuklara, “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” sözü eşliğinde önce bir kaşık bal sunulurdu… Sonra Allah ne verdiyse kaşıklanırdı…

Haberli ya da habersiz gelen misafirlerden biri su ister ve içerse, suyu verene “Su gibi aziz ol” diye teşekkür eder ya da kendisinden genç biri su vermişse, “Berhudar ol” diye dua ederdi.

Ramazan boyunca sadece camilerde değil, konaklarda, hatta sıradan evlerde hatimler indirilir, yürekler Kur’an ikliminde yumuşatılırdı…

Kahvehaneler “Cafe” değil, “Kıraathane”, yani bir nevi “kültür evi” idi. Akşam namazıyla yatsı namazı arasında yahut yatsı sonrasında bir araya gelen mahalleli, bu kültür evlerinde edebiyat, şiir, kıssa, menkıbe dinleyerek kültürünü beslerdi. Bu yüzden Osmanlı insanı “cahil” kalmazdı: İlim sahibi olmayanlar bile “irfan” sahibiydi…

Misafire “Aç mısınız?” diye sormak ayıp sayılırdı. Bunu kahve ile test ederlerdi. Misafir önce kahvenin yanında getirilen suyu alırsa aç sayılır, kahveyi alırsa tok sayılırdı. Ona göre ya sofra kurulur ya da mevsim meyvesi ikram edilirdi…

Osmanlı insanı “Yiyeceğini değil, yedireceğini düşün” (atasözü) derdi. Toplumun en fakirleri bile “ikram” ve “ihsan” etmeyi severlerdi…

Küskünler mahallenin yaşlıları tarafından bayram öncesi tespit edilir, sorun tatlıya bağlanır, bayrama barış içinde girmeleri sağlanırdı. Hatta ufak-tefek kavgalar mahkemeye intikal ettirilmez, mahallenin yaşlıları tarafından sonuçlandırılırdı…

Bayram öncesi bayramlıklarıyla sokakta gezen çocuklara “arife çiçeği” denilirdi. Esnaf, çocuklara şeker filan dağıtırdı…

Osmanlı sarayında bayram kutlaması bayramdan üç-dört gün önce başlardı. Sultanın bayram namazı için camie gelişi sırasında medrese talebeleri yolun iki yanında dizilip “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” diye bağırırlardı. Padişah da kadife keseler içinde harçlık dağıtırdı…

Altmış üç yaşını geçmiş birine yaşı sorulduğunda, “Haddi aştık” derdi. “Had”, Efendimizin ölüm yaşı olan altmış üçtü. Onu geçmeyi “hadsizlik” sayacak kadar derin bir “edeb” anlayışı vardı…

Yolda küçük, büyüğünün önünde yürümez, kenara çekilip büyüğüne yol verirdi…

Merdiven çıkarken, sendelerse tutabilmek için kadın daima öne alınırdı. İnişlerde ise erkek öne geçerdi. Bu görgü kurallarının gereğiydi…

Çarşı esnafı namaz vakitlerinde dükkânı kilitlemeden namaza gider, buna rağmen hırsızlık olaylarına pek rastlanmazdı…

Kadınlar bugünkü gibi “altın günü” toplantıları yapmaz, “sanat toplantıları” yaparlardı. Ebru, hat, çini gibi sanat faaliyetlerinde bulunurlar, enstrüman çalmayı öğrenirlerdi…

Selâtin camilerinin her sütünü üniversite kürsüsü gibiydi. Her sütunun yanında bir müderris (derin profesör) uzmanlık alanıyla ilgili ders verir, bundan hem medrese talebeleri, hem de halk istifade ederdi… 

Kahve ve kahvehâne tarihimiz başlı başına bir kültürdür: Kahveyi pişirmek kadar sunmak da maharetti…

Mahve sohbetlerinde, “Ehl-i keyfin keyfini ne tâzeler?” diye sorulur, “Taze elden, taze pişliş, taze kahve tazeler” diye tekerlemeler söylenirdi…

“Eskiyi unut/ Yeni yolu tut” dediler, toplumumuzu “töresiz”, “geleneksiz”, “göreneksiz” bıraktılar.

Bize ait olanlar gitti, Avrupa’ya ait olanlar geldi…

Bari mutlu musunuz? 

 

Yorumlar

(8)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

nadide hanim

15 Ekim 2019 18:42

osmanli halkin okumasi icin yetismesi icin kac tane musluman turku egitti donatti.anadoluda bile birakin yazmayi okumayi doguda guneydoguda kurtler turkceyi bile bilmiyordu ne konusuyordu nede yazabiliyordu.hic olmazsa cumhuriyet kurulunca kurt erkekler askerde turkce okuma yazmayi ( ali okulu denirdi bunlara ) ogreniyorlardi.kitap okumayi nasil bilsinler yavuz efendi

Erkmen

14 Ekim 2019 23:20

Masallaa masallaa anlat dur, uyusun uyusun, aman millet uyanmasın, cennetten bir köşe sanki, o vardı , bu vardı, inanarak mı yazıyorsun hocam sen bunları hakikaten....

Deli Hasan

14 Ekim 2019 20:28

1-2- 3-4-5 sırada ne var hocam 6 mı müthiş Recep İvedik gibi

Kamil Görünce

14 Ekim 2019 18:09

Helal olsun be hocam yine kes kopyala yapıştır Al sana yazı Bu gazeteyi okumayı bırakmama sebep olacaksın

ORHAN İNAN

14 Ekim 2019 14:39

BU ÜLKEDE BAZILARI FİKRİ SABİT..HEM DE ONULMAZ DERECEDE..TEDAVİLERİ DE YOK..İNSAN GEÇMİŞİNDEN BU KADAR MI KAÇAR?.VERİLEN TARİHİ BİLGİLERİ PEŞİNEN REDDEDEN BU AKLI EVVELLERE NEYİ ANLATACAKSIN..ATALARININ YAŞANTISINDAN,ÖRFÜNDEN ,ADETLERİNDEN VERİLEN GÜZEL ÖRNEKLERİ GIPTA İLE OKUYUP İBRET ALACAĞINA ,YOZ BİR BAKIŞ AÇISI İLE,HEMEN REDDEDİYOR..NE DİYELİM? OSMANLI TOKADI YEMİŞLERDEN O NU ANLAMASINI BEKLEMEMELİ..ELLERİNİZE SAĞLIK,HOŞ VE İÇ AÇICI BİR YAZI OLMUŞ..

sema emine aydınelli

14 Ekim 2019 11:17

Sa yın yazar, bırakın artık bu Osmanlı Saray ı ve çevresi,eski üst düzey İstanbul u. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki Kurtuluş Savaş ı sonrası Anadolu fakir mi fakirdi,bulaşıcı hastalıklar kol geziyordu,okuma yazma oranı çok düşüktü.Cumhuriyetten sonra Anadolu yavaş yavaş toparlandıSözünü ettiğiniz Kıraathaneler,Kahveler, o Kahve Kültürü" nde kadının adı bile yoktu.Kadının yeri eviydi,ben daha önce duymadım ama kadınların "sanat toplantıları"nda bile okuma yazma ile ilgili hiç bir şey yok.Allah a şükür bugün kadınımız erkeğimiz yanyana okuyor, çalışıyor,kadınların mesleki başarıları yüz güldürüyor."Haddimizi aşabilelim" diye bizim doktorlarımız da var güçleriyle çalışıyorlar.

Ögeday

14 Ekim 2019 09:52

Artık "eski" leri kimse almıyor muhterem... Çünkü alıcısı yok!. Herkes yeni istiyor... Eskilerde kelle almak, çarık ayakkabı giymek, pulluk, sefalet, senelerce askerlik yapmak, durmadan savaş da vardı. Ölüm kafesinde boğulmayı bekleyen, korkudan kafayı üşüten şehzadeler, kardeşler de vardı... Sen sadece Osmanlı Sarayında olan "güzellikleri" anlatıyorsun ama Türk milletininin, köylüsünün gerçek yaşantısını, Anadoluyu anlatmıyorsun ve şimdiye kadar anlatmadın..

Muvaffak.

14 Ekim 2019 06:39

Osmanlı'da ör ve adetler iyi idiyse,Araplar Osmanlı askerlerini ,yani halifenin ordusunu neden öldürdü ?Filistin'de hastanede görev yapan Firansiz hemşirenin hatırasını yazdığı anısında ,Hastanede yatan yaralı askerlerimizi sunguluyerek öldürüldügunu ve kendisinin gözyaşını tutamadığı dan bahsediyor. Sen anlattığın Osmanlı tebaası bunu nasıl yaptı hemde arablar.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle