--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Eskiye rağbet olsa”…

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
13

Derler ki, “Eskiye rağbet olsa Bit Pazarı’na nur yağardı”!..

Zaten yağıyor da, “eski” olanı elimizin tersiyle itip güya “yenileş”tiğimiz için biz farkında değiliz…

Geçenlerde Osman Hamdi Bey’in 1880 yılında yaptığı “Kur’an Okuyan Kız” tablosu Londra’da  Bonhams Müzayede Evi’nde 6.3 milyon sterline (44 milyon TL) satıldı. 

Daha önce aynı ressamımızın “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu 5 milyon TL’ye “Yeşil Cami Önü” tablosu ise 13 milyon 509 bin TL’ye satılmıştı.

Yeni ressamların Batı taklidi eciş-bücüşlerine çuvalla para veren bizim “sonradan görme” zenginlerimiz bu tablolara itibar etmedi anlaşılan. Ne de olsa “eski eser”: Ve biz “Eskiyi unut, yeni yolu tut” diye diye yetiştirilmiş nesilleriz. 

Oysa Necip Fazıl’ın deyişiyle “Eskimez eski”ler de var. Meselâ “adab-ı muaşeret” kuralları…

Nezaket kuralları…

İnsan ilişkileri…

Kardeşlik ve dostluk gibi değer kazanan değerler de cabası.

Hatırlayın dostlar: Eskiden “selâm” verirdik, hattâ “selâmsız kelam”ı “israf” sayar, “Evvelen selâm, badehu kelâm” derdik. Çoktandır selâmı unuttuk…

Sesimiz ulaşmayacak kadar uzaktan geçen birine “temenna” ederdik, onu dahi unuttuk…

“Söndürme” fiilindeki kötü çağrışımlar (ocağın sönsün gibi) sebebiyle “söndür” demeyi, lisanımıza sığdıramaz, “dinlendir” demeyi tercih ederdik: “Lambayı dinlendir!”

“Kapıyı kapat” yerine (Allah yürek kapılarımızı kapatmasın) “Kapıyı ört” veya “Kapıyı sırla” ifadelerini kullanırdık.

Kapıların iç kısmında “kapılar açan, zorlukları gideren, kalplere ferahlık veren” anlamına gelen “Ya Fettah”, kapının dışında ise “Allah korusun” anlamında “Ya Hafız” levhaları asardık…

Unutmadan söyleyeyim: Bir pencerenin önündeki sarı çiçek, “Bu evde hasta var” anlamına gelir, evin önünden geçerken konuşmamıza ara verirdik.

Hatta birkaç dakika durup şifa duası ederdik.

Kız istemeye gittiğimizde, şimdiki gibi damat adayının parasını-pulunu, işini-gücünü, yatını-katını sorgulamaz, namaz kılıp kılmadığını anlamak için alnında “secde izi” arardık.

Eve gelen misafirin ayakkabısının burnunu şimdiki gibi dışa döndürmez, içe döndürür, böylece “Misafirliğinizden memnunuz, gitmenizi istemiyoruz” mesajı verirdik.

Misafire aç olup olmadığını sormayı nezaketsizlik addettiğimizden, gelir gelmez su eşliğinde kahve ikram eder, suyu sonuna kadar içmişse aç olduğunu anlar, hemen sofra hazırlardık.

Erkekler, nişanlılarımıza ve eşlerimize ayna hediye eder, “O kadar güzelsin ki, sana senden daha güzel bir hediye bulamadım” mesajı verirdik.

Eski insanımız Peygamber Efendimiz’e öylesine bir saygı ve sevgiyle bağlıydı ki, onun vefat yaşı olan 63’ü geçmek, “haddi aşmak” sayılır, bu yüzden, 63 yaşını geçmiş birine yaşı sorulduğunda, “Haddi aştık” diye cevap verirdik.

Eskiden basiretimiz, ferasetimiz, nezaketimiz vardı, şimdi neyimiz var? 

 

Yorumlar

(13)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mütevazı

17 Ekim 2019 07:45

Allah sizden razı olsun hocam sizin gibi hocalarımızın sayısını arttırsın sizler de olmasanız ne olurdu bu milletin hâli rabbim hayırlı uzun ömürler versin inşallah yazılarınızı severek okuyorum

Süleyman Sırrı Dinçer

17 Ekim 2019 01:23

Güzel..bir..yazınız..daha..Kaleminize..sağlık.

dumanlı

16 Ekim 2019 21:57

Bu güne uygun bir yazı

Turk

16 Ekim 2019 20:01

Yavuz bey gene utopyasini yazmış.arap ülkeleri hani bizi 1.dünya savasinda satmamisti koca yalandi ne oldu sunu sakin unutma arap turk e hiç bir zaman dost olmaz

Hasan tahsin

16 Ekim 2019 15:54

Peki bay yazar,hukumetinuzin feminist yasalar hakkında bir çift sozunist olmayacakmidur .

abdulmetin

16 Ekim 2019 11:44

yetişme tarzı dolayısıyla bazı şeylerden nasipsiz kalmışlar bütün bu hasletlerimizi bilmeyebilirler lakin bizler biliyoruz ve özlüyoruz o güzelim hasletlerimizi, yüreğine sağlık üstadım

alioğlu

16 Ekim 2019 09:46

adaletle zulmü, hidayetle dalaleti,mehdiyle süfyanı birbirinden ayıracak ferasetimiz kalmadığı görünüyor. Dünyaya yeniden gelerek on beş hafta kendimizi aklen büyütmeli

Sanskritçe

16 Ekim 2019 09:43

Hangi köyde - kasabada oluyormuş bu tip konuşmalar merak ettim.. Halk Türkçe konuşuyordu, senin yazdıkların ne Türkçe ne Farsça ne de Arapça... Galiba Sanskritçe(kuş dili:)

Burhan Demirci

16 Ekim 2019 09:35

Allah razı olsun hocam,sizin gibi Münevver insanların fikirleri yolumuzu aydınlatıyor.

mutmaine

16 Ekim 2019 09:30

Osman hamdi seninbildiğin ressamlardan değiL EY YAZAR ..ÖNCE ARAŞTIR BU ADAMIN RESİMLERİ CAİZ DEĞİL.....................DAHA İYİSİNİ YAZIN ARAŞTIRIN OKUYUCUYA SAYGI!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle