--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Dünya mükâfat yeri değildir”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
10

Peygamber Efendimizle görüşmek için Medine’ye gelen yabancı elçiler, etrafta önce Devlet Başkanlığı Sarayı arıyorlardı…

Bulamayınca, büyükçe bir ev bakınıyor, yine bulamayınca çevreye soruyorlardı: “Reisiniz nerede oturuyor?” 

Medine’deki diğer evlerden hiçbir farkı olmayan Mescid-i Nebevi gösterilince, ilk büyük şaşkınlıklarını yaşıyorlardı. Ama belki içi tantanalı döşenmişti. O umutla içeri giren elçileri, yeni bir şaşkınlık bekliyordu. Karşılaştıkları manzara, alıştıkları manzara değildi: Eşyasız büyükçe bir oda, yere serili bir deve postu, üstünde bağdaş kurmuş sohbet eden birkaç kişi…

Alışageldikleri Devlet Reisi’ne benzer biri yok…

Ortada ne bir taht, ne ipek halılar, ne altın varaklı çerçeveler… Her yer müthiş bir sadelik içinde. Üstelik sohbet edenler arasında alışa geldikleri Devlet Reisi figürüne benzer hiç kimse yok. Kimse gösterişli bir kıyafet giymemiş, kıymetli takılar takmamış, kimse gurur dolu bakışlarla bakmıyor…

İçerde oturanların hepsi yaklaşık olarak aynı kıyafette, aynı oturuşta, aynı bakışta bütünlenmiş. Çar-nâçar sormak zorunda kalıyorlardı: “Reis hanginizsiniz?”

Bütün gözler derin bir sevgi, büyük bir saygıyla Efendiler Efendisine dönünce, ebedi bir gerçeği idrak ediyorlardı: Anlıyorlardı ki, insanın büyüklüğü tevazuundadır, haşmeti imanındadır, izzeti yüreğindedir. 

Bu örneklerden hareketle, Osmanlı padişahları, yabancı elçileri kabulde mecburen giydikleri gösterişli kıyafetler dışında, sade hayatı seçtiler. Hatta şeytanın ilham edeceği gururdan sakınmak için tedbirler aldılar. Cuma namazı için maiyet erkânıyla birlikte merasimle saraydan çıkarken, medrese talebeleri ve halk yolun iki tarafına diziliyor, koro halinde, “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!..” diye bağırıyorlardı. Sultan II. Abdülhamid, hangi gerekçeyle bilinmez, buna son verdi. Gerçi Cuma selamlığı esnasında halk ve talebeler yine yol boyu sıralanıyor, ama artık şöyle bağırıyorlardı: “Devletinle, milletinle çok yaşa padişahım!”.

Osmanlı tahtında, dünya tarihinin kaydettiği en sade hükümdar olan Yavuz Sultan Selim oturuyor. Günlerden bayram. Karşısında Şehzade Süleyman (geleceğin Kanuni’si) var. Süleyman altın-gümüş simlerle işlenmiş ipekliler içinde çocukluğunu yaşıyor: Han babasının elini öpüp bayramını tebrik etmeye gelmiş. 

Yavuz Padişah, biricik oğluna gülümsüyor. Alnından öpüyor. Sonra sevgi ve şefkatle kucağına oturtuyor. İpekli giysilerine dokunup:

“Oğulcuğum” diyor, “anana giyecek elbise bırakmamışsın!” (Süs kadına yakışır anlamında).

Diyeceğim şu ki, lüks ve gösteriş düşkünlüğü ne dini inançlarımızın bir parçasıdır, ne de millî duruşumuzun göstergesidir. Bize Avrupa’dan bulaştı. Zaman içinde dindar Müslümanları da etkiledi…

Daha “dün” emir alır konumdaydık. Daha dün “devlet kapısının kapıcısı” olmayı bile düşleyemiyorduk. Bugün “makam”a kurulduk. “Makam”dan sağa-sola emir yağdırmayı çabucak benimsedik…

Hatta bir hayli de abarttık işi: Halimiz “Görmemişi kral yapmışlar, önce babasını asmış” sözünü hatırlatıyor.

Bir de “Dünya mükâfat yeri değildir” hakikatini unutup öyle bir “keyif” düşkünü olduk ki, sormayın gitsin!

Ömrümüz övgüler, alkışlar arasında geçiyor.

Zevke, keyfe, tantanaya, gösteri ve gösterişe fena alıştık! 

 

Yorumlar

(10)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Deli Hasan

16 Eylül 2019 21:52

Örnek güzel muhteşem de hocam Sen biraz da bu zamandan dem vursan İtibardan tasarruf olmuyormuş hele bize bir de onu anlatsan

Refıgül Baltacı

13 Eylül 2019 21:39

Allah razı olsun Sayın Bahadıroğlu Insanımız gercekten şaşırdı

ahmet

13 Eylül 2019 20:11

Müslümanın yoklukla imtihanı dağdaki çobanın oruçla imtihanı mesabesinde, "zenginlikle imtihanı" ise çok daha zor ve çetin! gittikçe canavarlaşan, azgınlaştıkça alışan ve talep eden, talep ettikçe yetmeyecek zannına kapılıp elini avucunu daraltan, çok yedikçe obezite vs illetiyle ruhu kabalaşan hassasiyeti ve tefekkürü azalan,, elde ettikçe göstermek-görünmek-beğenilmek ve hatta kıskanılmak isteyen gösteriş meraklısına dönüşen müslüman tipi maalesef EN ÖNEMLİ MÜCADELE GEREKTİREN YAYGINLAŞAN BÜYÜK SORUN....Rahmetli M.Şevket EYGİ SÜSLÜMAN derdi bu vaziyetti OLDUKÇA İÇSELLEŞTİREN TİPLERE! Taklidi iman mı, tahkiki iman mı, gelenek mi, takva mı ayırımını yapmak bize düşmez kul olarak. Ancak büyük sorumluluk var bu değerlerin karışmasına ve İSLAM/MÜSLÜMAN ALGISINA OLUMSUZ ETKİ EDENLERE...ister bilerek, ister cehalet, ister gelenek, ister baskı vs ile yapılsın....müslümanlar biribirini yıkayan iki el gibidir, haydi bu konuda kampanya başlatmaya

Vefa. Düzce

13 Eylül 2019 19:05

Hocam,teşekkür ederiz.Elinize sağlık.

Ali

13 Eylül 2019 17:25

Bu eleştiriniz devletin basindakilere,saraylar yaptiranlara soyluyorsunuz sanirim.yani bu elestiri evine ekmek goturmeye calisan fakir halka olacak hali yok.

Ebu Harun

13 Eylül 2019 17:04

Allah Razı olsun hocam.. Yazılarınızı çok beğeniyorum. Vesselam

Biraz da Türk tarihini anlat

13 Eylül 2019 12:01

Hergün Arap tarihini anlatıyorsun ama bizler Arap değiliz Türküz muhterem...

mhmt

13 Eylül 2019 11:14

Dünya mükâfat yeri değildir. Doğru söylüyorsun sayın yazarım. Bu yüzden işi garantiye alıyorlar. Vebale girenlerin mükafatı belli olunca alamayacakları mükafatı peşin alıyorlar. Arkasından da alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste diyerek ayak yapıyorlar. Kıyamet alametleri.

alioğlu

13 Eylül 2019 09:44

on ikincinin birinciye benzemesi şaşırtmaya devam ediyor.Allah hepimizi üsve i haseneye benzememizi emretmişti,zamanımızda aldatandan çok aldanan var .Rabbim sadrımızı islama açsın

Mehmet Ali

13 Eylül 2019 07:49

Sen de Reisi eleştirmeye başladın. Yeni yaptırdığı yazlık saray hakkında ne düşünüyorsun

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle