--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Batılı kadının hiçbir hakkı yokken, “Osmanlı kadın hakları” vardı

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
5

2017 yılında yayınlanan “Küresel cinsiyet eşitsizliği endeksi”nde, Türkiye 144 ülke arasında ancak 130. olabildi…

Yani bu ülkede kadına kötü muamele ediliyor!

Kılık kıyafet ve açılıp saçılma konusunda Avrupa’ya benzemeye çalışarak ve bu konuda kadını “kamusal alan”dan dışlayarak vardığımız yer, 130. Sıra: Bir bakıma duvara tosladık!

Düşünün: Osmanlı asırlarında geleceğin padişahları (şehzadeler) bile bir kadının (annesinin) gözetiminde sancağa çıkarılır, böylece Osmanlı’nın geleceği kadının ellerine teslim edilirdi.

Sözün tam burasında, Osmanlı sarayında en yüksek maaş alan kişinin (padişahın da üzerinde) Valide Sultan olduğunu, valide sultanların tüm haremden sorumlu tutulduğunu da hatırlatayım… 

Bu arada Anadolu kadınının da hukukî, sosyal ve ekonomik alanlarda haklarını kullandıklarına dair örnekler olduğunu da vurgulamam gerekiyor.

İslâm hukukunun uygulandığı Osmanlı Devleti’nde evlenmelerin kadı huzurunda yapıldığını, sicillere kaydedilmemiş nikâhların geçersiz sayıldığını unutmayalım.

Bu yaklaşım, kadınların erkeğin insafına bırakılması için alınmış olamayacağına göre, elbette kadının güvence altına alınması içindir. 

Ayrıca fetvalarda, izinnamelerde ve sicillere kaydedilmiş nikâh akitlerinde evlenecek kızın bu evliliğe razı olması şartı getirilmiştir. 

Şer’iyye sicillerinde kadınların evlenme, boşanma, miras konularında mahkemelere başvurup haklarını aradıklarına ilişkin kayıtlar vardır. Nikâh akdi sırasında boşanma yetkisi isteyen her kadın, gerekli gördüğünde bu hakkını kullanıp “şiddetli geçimsizlik” ya da başka makul gerekçelerle boşanabiliyordu.

Üstelik de bu talebi yıllarca sürüncemede kalmıyor, bir celsede gerçekleşiyordu.

Mesela, Gaziantep’te Ümmühan isimli bir kadın, boşanma talebiyle kadıya (mahkemeye) gitmiş, mehrinden ve iddet parasından vazgeçerek, Osman bin Ali isimli kocasından boşanmıştır.

Aynı kadın, bir süre sonra, ödediği bedelin ağır olduğunu öne sürerek tekrar kadıya gitmiş, haksızlığa uğradığını belirtmiş, bu haksızlığın giderilmesini istemiştir. 

Batılı kadının hiçbir hakkı yokken, Osmanlı kadınının “nafaka hakkı” vardı. Bursa’da Abdullah oğlu Mehmed İzmir’e giderken ailesinin nafakasını karşılama konusunda bir akrabasını kefil tayin etmiş, ancak bu kişi vazifesini yerine getirmeyince, Mehmed’in eşi Kerime Hatun mahkemeye başvurarak hakkını istemiştir. 

Kadın uygun işlerde çalışabilir, sosyal kurumlar vücuda getirebilirdi. Mesela, Ankara Şer’iyye sicillerine kayıtlı 151 vakıftan 43’ü, 1546 tarihli İstanbul Tahrir defterlerine kayıtlı 2 bin 517 vakıftan 913’ü kadınlara aittir. 

Bu da kadınların ekonomik haklarını diledikleri gibi kullandıkları anlamına gelir.

Ayrıca, Batı’da miras erkekten erkeğe geçerken, Osmanlı kadınının miras hakkı vardır. Osmanlı kadını ekonomik haklar bakımından erkeklerin sahip bulunduğu haklara sahiptir.

Osmanlı bir tarım toplumudur. Bunun bir icabı olarak köylü kadın ekim, dikim, hasat, satış konularında erkeğiyle aynı haklara sahiptir. Ona sorulmadan iş yapılmaz, ürün satılmaz…

Hatta kırsal kesim kadını erkeklere oranla biraz daha etkilidir. Bu yüzden köyler “anaerkil” bir yapıya sahiptir. Şehir kadınları ise dokumacılık, ip eğirme, örgücülük gibi işlerde çalışmışlardırlar. Gerektiği zaman da haklarını çatır çatır aramaktadırlar.

Mesela, Bursa’da, mum imal eden Fatıma Hatun’un, loncaya (esnaf odası diyebiliriz) kaydedilmek için mahkemeye başvurması ilginçtir…

Ayrıca, Manisa’da, şehre getirilen pamuğu ip haline getirip el tezgâhlarında dokuyan bazı kadınların, çıkrık sayısının artması üzerine, çıkrıkların sınırlandırılması için kadıya başvurduklarını da biliyoruz.

 

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mehmet

27 Eylül 2019 23:17

Kadınlar haklarını ULU ÖNDER sayesinde aldılar. Bir insan düşününki ölümünden sonra her gün üzerine katarak büyüsün. Yok böyle bir insan evladı.

Korkusuz

27 Eylül 2019 21:12

Yil 1935 Belcikada guzellik yarismasi yapilir.Leyla Halit adinda Turk kizini birinci secerler.juriden ve bazilari itiraz ederler.Bu kiz bukadar guzel degil hak etmiyor diye.Juri baskani derki asirlardir biz turk kadinini mayoyla gormek isterdik.hak esede etmesede bu kiza verdik.Buyurun size kadin haklari. Londrada bir pasamiza Ziya pasaya sorarlar siz niye kadinlarinizi dansa getirmiyorsunuz diye.pasa bizim kadinlarimiz kocalarindan baskasindan hamile kalmasi diye der.

Kamal

27 Eylül 2019 17:48

Beni güldürdünüz. Cinsiyet ayrımcılığı, kadın hakları konusunda bir makale kaleme alıp da Atatürk diyememek ne kadar zor olsa gerek. Tersine, Memleketi 18 senede 130. Sıraya düşürüp üstüne suçlusu Cumhuriyet devrimleri demek nasıl bir garipliktir. Görmezlik, bilmezliktir. Veya bilip de işine gelmemezliktir. 

fatihin nesli

27 Eylül 2019 10:33

üstadım çok güzel bir konuya temas etmişsiniz. kadın haklarından osmanlının bağnazlığından söz edenlerin ağzını tıkayacak bir yazı olmuş. sahte ideolaojiler, sahte rejimler islam felsefesini, düşüncesini benimsemedikten sonra hep çok yönden eksik kalır.

Cabbar Cokkibar

27 Eylül 2019 08:47

Degerli Bahadiroglu,emperyalistlerin Cumhuriyet ile birlikte bu kadinlari soyup kapali ve acik yari veya tam tesekkullu kerhanelere tikasiya kadar analarindan emdigi burnundan geldi ve siz kalkmissiniz butun bu cabalamalari ve sonuclarini yok etmeye calisiyorsunuz! Halbuki adamlar dukkani yeni actiydik diye yedi gun yedi gece dugun yapmislardi basarilarindan oturu!Yazik size!

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle