--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Avrupa’da yıkanmamak dindarlığın göstergesiydi

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
14

Dedik ya: Her icat bir ihtiyaçtan doğar…

Vaktiyle yıkanmamayı dindarlığının ölçüsü sayan Avrupa, vücudundan yayılan kötü kokuları bastırmak için parfümü icat etti. Bizim böyle suni kokulara ihtiyacımız yoktu: Çünkü bir “temizlik” ve “tuvalet” kültürüne sahiptik. İnsanımız su ile barışık yaşıyor, sık yıkanıyor, ağız kokusunu gidermek için de her abdestte dişlerini “misvak”lıyordu. 

Yaşam alanları (camiler, saraylar, evler) zaman zaman gülsuyu ile yıkanıyor, özellikle camilerde her Cuma ve ramazan boyunca güzel koku veren buhurdanlar yakılıyordu (şimdilerde ter ve çorap kokması neden?)…

O kadar ki, zaman içinde, “güzel koku sanatı” diyebileceğimiz bir “sanat” ortaya çıktı. Banyodan sonra vücudu ovmak, saçlara sürmek, elbiseleri buharına tutmak, evlerde yakmak için güzel kokan nesneler imal edilip çarşı-pazarda satılmaya başlandı…

Her misafir, hatta yabancı elçiler, gülsuyu ve buhur ikramıyla karşılanırdı. Mevlid, mukabele, hac karşılaması ve her türlü toplantıda gül suyu ikram etmek âdetti (sonradan gülsuyunun yerini kolonya aldı)… 

Osmanlı hem güle çok değer verirdi, hem de gül suyuna…

Çünkü “her gül Muhammed kokar”dı ve her Muhammed’den Allah’a gidilirdi. Bu yüzden güle kudsiyet bile izafe edilir, bu çerçevede kitaplar lâle-gül motifleriyle süslenirdi. Hatta güle ilişkin çeşitli menkıbeler anlatılırdı. Bu yüzden yeme-içme ile tıpta bile gül ve gül suyu kullanılırdı.

Meselâ: Güllaç, su muhallebisi, güllabiye gibi tatlılarla bazı şerbet çeşitlerinin (ki çoğunu maalesef kaybederek yabanın “cola”sına kaldık) vazgeçilmeziydi gül suyu. 

Ayrıca bazı cilt ve göz hastalıklarına karşı gül yağının ilaç olarak kullanıldığını da eski kaynaklarımızda okuyoruz. 

Dahası da var: Kur’an-ı Kerim yazan hattatlarımız, kullandıkları mürekkebi misk ve amberle karıştırır, Kur’an-ı Kerim’in güzel kokmasını sağlarlardı. Eski el yazmalarında bu enfes koku hâlâ hissedilir.

Helâl kokunun mucidi biziz: 1851’de Londra’da düzenlenen “I. Uluslararası Fuar”a Omanlı’nın gönderdiği ürünler arasında “koku koleksiyonu”nun olması ve bu koleksiyondan İngiliz basınının övgüyle söz etmesi, bu konuda bir fikir verebilir.

Edirne sabunu bu sergide “nefaset ödülü” almıştır. 

1862’de yine Londra’da düzenlenen  “II. Uluslararası Fuar”da ise Osmanlı ürünleri 83 madalya ile 44 mansiyon aldı. 

Anlayacağınız, hayatı imanla iç içe sokan anlayış, “güzel yaşama”yı da biliyordu. Batı’nın tüm icatları teknoloji alanındaki iken, bizimki genelde “hayata dair”di.

Onlar bize teknoloji sundu, biz “güzel yaşamanın sırları”nı öğrettik.

Bu anlamda pek çok güzelliğe imza attık. Pek çok konuyu da kültüre dönüştürdük: “Temizlik kültürü” bunlardan sadece biri…

Avrupa farkında olsa da olmasa da, bugün Avrupa’yı olumlayan güzelliklerin önemli kısmında izimiz var. Gerçi onlar inkâr ediyor, ama hakikat değişmez: Tuvalet ve banyo kültürünü bile bizden aldıklarını biliyoruz. 

 

Yorumlar

(14)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Sinan

22 Mayıs 2020 14:12

Madem islam temiz de hristiyanlık pis o zaman neden Pakistan Afganistan Arap ülkeleri niye böyle pis onun islamla alakası yok demeyin temizliği emreden bir dine inananlar böyle yapmaz Avrupa ülkeleri kara veba zamanı öyleydi çünkü yoksulluk tavan yapmıştı 

Mahmut

14 Mayıs 2020 17:51

Sürekli yazılarınızı okuyorum.Faydalanıyoruz Allah razı olsun.selam ve saygılar.

Edip

13 Mayıs 2020 19:01

Biz tezek bullanirken Avrupa kömür, petrol ve bütün doğal enerji kaynaklarını kullanıyordu. Biz hala tezek ve alaturka helada takılıp kaldık. Şartlar zorlamasaydı ilkellikte üstümze kimse yoktu!

Hikmet Yılmaz

13 Mayıs 2020 18:29

Sayın editör; İmla kurallarını dahi bilmeyenlerin yorumunu yayınlayıp ne kadar demokrat olduğunuzu gösterdiniz. "İbrahim Hakkı Hz. "Anlarsa uzağım yakınımdır. Anlamazsa yakınım uzağımdır " ifadesi herşeyi anlatıyor. Ve Necip Fazıl" İçi alev müslüman,dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hakim,içine köle,yeni Türk neslinin maya çanağındaki olmak ehliyeti hangi topluluktaysa ben oradayım" diyor.İşte bende oradayım sayın editör. Her anlı secdeye gelene inanmayın lütfen.

Yolkoru

13 Mayıs 2020 15:44

Hocam bir türlü eskiyi unutamıyoruz eskiyi dillerde tespih etsenizde şimdiki halimiz ne onlardan bir hisse alabildikmi batıyı batiriyoruzda bizim halimiz çok mü iyi

Kanarya

13 Mayıs 2020 15:04

evet azizeler filan yıkanmazdıki sebebi kutsal su dedikleri vaftiz suyunun üzerine su gelmemeli o kutsal yani şirk suyu ile durabilmenin kutsallığıydı ömür boyunca bu şirk suyunu taşımaktı

Korkusu

13 Mayıs 2020 14:50

1973 de ilk geldigimizde evlerin cogunda banyo yoktu.ev fazla olmadigindan bizim evdede banyo yoktu mutfak kapisinin onunde yikanirdik.Simdi en modern evler banyolar yaptirdik tabii bizde gorenlerde yaptirdi.kapali yazdim.

ATATURKCU

13 Mayıs 2020 14:26

O YILLARDA BUTUN DUNYA YIKANMIYORDU.AVRUPALILAR ILK SEHIRLESMEYI PLANLI SOKAKLARI PARKE TASLI YOLLARI COK KATLI BINALARI YAPTILAR FAKAT KANALIZASYON SISTEMINI GEC DAHA SONRA YAPTIKLARI ICIN SOKAKLAR PISLIK DOLDU TOPRAGA KARISMAYAN DISKULAR KOLERA VEBAYA NEDEN OLDU.KISA SUREDE KANALIZASYONLARI YAPINCA BU SORUN BITTI.GUNUMUZDE HALA HINDISTAN ARAP YARIMADASI AFRIKADA COGU INSAN AFEDERSIN SOKAGA YAPIYOR MABADINI TASLA SILIYOR.

Can Ç

13 Mayıs 2020 13:38

Hala poposunu temizlediği için övünen insanlar var , Allah ın ne günlere kaldık Akıl fikir izan ver.

Avrupa’da yıkanmamak dindarlığın göstergesiydi

13 Mayıs 2020 08:16

Feto atletleri var, az kullanılmış ve yıkanmadan kiriyle bir haşhaşiye gönderilmiş, feto kokuyor. O haşhaşi siz iseniz yaşadınız. Bardakta içtiğini yarım bırakıyor, biliyor kapışacaklar, kalkıp gidiyor, anahtar deliğinden yağmalama faslını seyrediyor, kendinden geçiyor.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle