--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ah bahçeli evlerimiz!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
11

Eskiden evler bahçeliydi. Bahçenin bir tarafında sebze yetiştirilir, bahçe biraz büyücekse birkaç çeşit meyve ağacı dikilir, aile, sebze-meyve ihtiyacını kendi bahçesinden karşılardı.

Bahçenin olmazsa olmazlarından biri kuyu, diğeri fırındı. Ekmek evlerde yapılır, sıcak sıcak sofraya konurdu. Kuyu ise sadece su ihtiyacını karşılamaz, kavun-karpuz, elma, erik, armut soğutmaya da yarardı. 

Yemekler şehirlerde yazın gazocağında, kışın üstü açılan sobalarda pişirilirdi. Köylerde ise odun ateşinin üzerine asılan kazanlarda yemek pişerdi. 

Evin vazgeçilmezlerinden biri de kilerdi. Alışveriş merkezleri olmadığı için kışboyu yetecek kadar yiyecek-içecek kilerde depolanırdı. 

Kiler genelde evin bodrum katında, yetenekli kiler ustaları tarafından inşa edilirdi. Evin yerleşim şekline göre, en soğuk, en güneş almayan tarafı kiler yapılırdı. Böylece gıda maddelerinin bozulmadan uzun süre dayanması sağlanırdı.

Kavanozların, torbaların, çuvalların yerleşimi de buna göre yapılırdı. Zaten kiler yerleştirmek bir maharettti. Bu iş evin deneyimli yaşlılarına bırakılır, onların talimatlarına göre istiflenirdi. Sarayda ve konaklarda bu iş için özel tutulmuş “Kilercibaşı”lar vardı.

Rahmetli Samiha Ayverdi Hanımefendi son devir Osmanlı konağının kilerini şöyle anlatıyor: 

“Kiler denen o uçsuz bucaksız taş odalarda neler yoktu? Bir zamanlar Varna’dan Köstence’den çektirilerle gelen yağların, pekmezlerin yerine, şimdi Halep’in, Trabzon’un, Vakfıkebir’in fıçı fıçı yağları, Balkan kaşerleri, kızanlık tulum peynirleri, kazeviler dolusu Mısır pirinçleri, dağlar gibi yığılmış kelle şekerler, çuvallarla sabunlar, hevenk hevenk tavanda asılı kışlık soğanlar, siyah ve yeşil zeytin fıçıları; eskiden Kazan’dan Eflak ve Boğdan’dan gelen zahireler yerine şimdi Suriye’nin Trablusgarp’ın, Bağdat’ın ve Anadolu vilayetlerinin türlü türlü mahsulleri hep bu kilerlerin, sanki ot gibi kendi kendine üreyip tükenmek bilmeyen muhteviyatı arasında idi…

Sandık odalarının yonca, çiçek ve sabun kokusuna karşılık, kilere başımızı uzattığımız zaman genzimiz yağ, peynir, pastırma, sucuk, turşu ve salamura karışımı bir kokuyla gıdıklanır, biraz da yanar gibi olurdu. 

Daima dolu, daima üst üste istifli olan bu erzak deposu, gerçekten de, kopardıkça süren bir nebat gibi, yenip azaldıkça adeta kendi eksiğini belli etmeden kendini dolduran bir sihirbaz el çabukluğu ile telafi ederdi. 

Kim, ne zaman bu kilere girecek olsa daima raflarında Antep’in kuru baklavalarını, bademli, fıstıklı cevizli sucuklarını, Şam›ın, Malatya’nın Tokat’ın kayısılarını, Ankara’nın ballarını, Kastamonu’nun uryanîlerini, Bağdat’ın, Hicaz’ın hurmalarını görmesi mümkündü. 

Hele Ramazan yaklaşırken, hoşaflık kuru yemişlerin çeşitleri daha da artar, İzmir›den gelen kuru incirler, kuru üzümler, kuru vişneler pekmez, bulama, tarhanalar, bulgurlar, kuskuslar, Karadeniz’in fıçı fıçı havyarları; bilhassa kalfaların kendi elleriyle güle söyleye kaynattıkları reçeller, şuruplar; adeta merasimle hazırladıkları biber, salatalık, patlıcan turşuları, hardaliyeli tükenmezler, üzüm turşuları bu geniş ve loş kilerin kalabalığı içinde adeta kendilerine zorla yer bulmuş kimseler gibi üst üste tıklım tıklım yerleşmiş bulunurdu.” (Samiha Ayverdi, İbrahim Efendi Konağı, İst. 1998, s. 102-104).

Görüldüğü gibi, markete ihtiyaç duyulmazdı, çünkü gıda maddelerinin çoğu hanımların maharetli elleriyle üretilir, her zaman serin olan, daha doğrusu serin olacak şekilde tasarlanan kilerlerde saklanırdı.

 

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ah bahceli evler

30 Ekim 2019 19:39

Ne zaman kayboldu bu evler. Herkes apartman dairesi pesinde. Ya insaat demisler 17. Senedir

Korkusuz

30 Ekim 2019 13:54

Bir suru yazdim emegim bosa gitti.cok guzel yazi.hepsi dogru batili bunlsri bilmez dukkanlar kapansa bir hafta dayanamaz.bizimkilerde simdi hazir marketci.evde ekmek yapmayi bile bilezler.

İbrahim

30 Ekim 2019 13:18

Yavuz Bey, insanın tabiatla ilişkisini devam ettiren bahçeli evlere dair yazınızı ilgiyle okumaya başladım.Ancak yazının ortasında konu birden konaklardan misal vermeye dönüştü. Ve “ tıka basa dolu kilerler , istiflenmiş erzaklar vb” arz-ı endam etti.Bu yaz, boğazı en tepeden gören ve ……Sultan Köşkü adını taşıyan bir mekana gitmek durumunda kalmıştım.Binanın içinden muhteşem manzaraya bakarak “ acaba vaktiyle bu ve benzeri yerlerde yaşayanlar , imparatorluğun cephelerinde mücadele eden Mehmet’leri ve onların Anadolu’da binbir türlü yokluk içinde yaşayan fakir ana-babalarını hiç düşündüler mi , nasıl rahat uyuyabildiler “ diye veryansın ettim.Gerçi bugün de o bölgelerde ülkeyi sömüren zengin tayfası yaşıyor. Onları biliyoruz ve sevmiyoruz.Fakat hiç olmazsa geçmişe dair bu saray,köşk,konak güzellemelerinden, ballandırarak anlatılanları nakletmekten vazgeçelim.Osmanlı’ya olan sevgimizi bu kabil “tuzu kurular” yüzünden azaltmaya vesile olmayın.Sade ve mazbut bir hayat Müslümanın şiarıdır.

kılıcaslan

30 Ekim 2019 12:23

şimdilerde sizin hukumetiniz , köyleri boşaltıp 12 yıllık zorunlu meselesi yuzünden herkesi apartman hayatına zorluyor ne hakkı var devletin yasa kanun cıkararak milletin evlerini zorla belediye mütait zoruyla apartmana zorluyor bizi kendi külltürumüzden dini degerlerimizden aile gelenegimizden koparıyor.Müstakil evlerimiz bahceli avlulu cocuklarımız rahat oynuyor .Apartman kültürü bizim kültürümüz degil feminizm bizim inancımız degil birileri bize el altından evrim gecittiriyor.Bunuda oy verdigimix bir parti hemde yasa kanun la zorluyor köylemimiz bosaldı dogudan göc olaganüstü oldu oluyor dini degerler zaten yok oluyor bugdayı nohutu dışardan alıyor hale geldiysek biz bitmişiz et ithal durumuna geldiyse vay halimize .

Mehmet Göktepeli

30 Ekim 2019 12:08

Çok varlıklı bir ailede dünyaya gelmiş ve dünyada öyle idi gibi bir anlatım olmuş. Sıradan evlerde evler bile derme atma evlerdi, halk yoksulluk içinde yaşıyordu, yatakları insanların mısır kavuzlarındandı, hasırlarda halı idi, bunları yaşayarak bu günlere gelindi.

Fira

30 Ekim 2019 11:16

Hocam güzel yazıyorsunuz.Zevkle okuyoruz. O zamanın güzel kiler örneği bugün niye yok? Biraz da buna kafa yoralim. Ben de bir nebze köyümüzde bu anlattiklarinizi yaşadım. Ama şimdi yok. Sebep? Köylünün girdileri pahalı, oy uğruna büyük şehirlere göç teşvik edildi, hala ediliyor, tarım ve hayvancılığı nasıl geliştiririz üzerinde maalesef ciddi bir proje yurutulmuyor, ithalat en kestirme yöntem olarak kullanılıyor. Köyler gençler için günümüzün şartlarına göre cazip hale getirilmeli ve üretim teşvik edilmeli. Kilerlerimiz de atalarımız in ürettiği mis kokulu ürünleri ile dolmali...selam ve dua ile...

orhan inan

30 Ekim 2019 10:04

KİLERİ GÜZEL,AHLAKI GÜZEL EDEP TİMSALİ İNSANLARLA HAYATI PAYLAŞMAK NE GÜZEL OLURMUŞ İDİ..ELLERİNİZE SAĞLIK.İÇİMİ ISITTINIZ..

Vatanım

30 Ekim 2019 09:05

İşte bu kiler gittikten sonra size dil uzatan boş boğazların çoğalmasından sonra fakşrlesti ve berekete muhtaç oldu bu millet

Vatandaş

30 Ekim 2019 08:22

İşin gücün palavra birazda fakirin mutfağından bahsetsene.

İZMİRLİ

30 Ekim 2019 07:57

O bahçeleri,kilerleri biz de gezmiş,yemiş,içmiş gibi olduk .. Teşekkürler, tebrikler üstadım.. Selâmlarımla

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle