• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
01 Ekim 2020

Yazıklar olsun!

Millet olarak bir bilinç tutulması yaşıyoruz. Halimiz ajan filmlerinde sinir sistemine uzaktan kontrol çipi yerleştirilen zombi-insan tipini çağrıştırıyor. Bilinç tutulması felçten daha tehlikeli sonuçları açısından daha vahim. Çünkü felçte hareketsizlik vardır, bilinç tutulmasında ise bilinçsiz hareket. Bilinçsiz hareket, hareketsizlikten sonuçları itibariyle daha tehlikelidir. Yeni bir toplumun inşası zaruridir. Bu zaruret yalnızca akidevi değil aynı zamanda ontolojik bir zarurettir. Yeni bir toplumu inşa etme sorumluluğu insanoğluna verilmiştir. 

Geçmişte niye kamplaşmalar, kutuplaşmalar görüldü? Düşünme süreci içinde sanki konuşuyormuş gibi cevap arayalım. Şöyle başlayayım: ‘Sağ, sosyal adaleti sola bıraktı; sol, milliliği sağa bıraktı. Bu yanlıştı.’ Bölücülüğün terör örgütü PKK… Bir de bölücülüğün siyasi örgütü olacak! İkili bir yapılanma. Öteki silah bırakacak. Bırakacak da, silahtan arınıp tövbekâr ve nadim olacak değil. Taktik ve strateji icabı ateşi kesip silahını yanına koyacak! Siyasi örgütün bölücülük faaliyeti düşünce sayılacak. Ama işlerde bir terslik olursa, terör cephesi hareketlenecek. Yahut hareketlenebileceği hatırlatılacak! Böyle bir demokrasi olur mu? Demokrasilerde ‘bölge partisi’ olur mu? Demokrasilerde ‘terör’ tehdidinin bir baskı unsuru olarak kullanılması aklın alacağı bir iş midir? Ve acaba, böyle bir abes tasavvuru, demokrasi adına savunanlar var mı yok mu? Var olanlar arasında, ‘aklı başında’ bilinen kalem ve kelam ehli kişiler yer alıyor mu almıyor mu?  

Şöyle sâkince oturup bir düşünelim bu tuhaflığın mahiyetini. 

Terör demek, can demek; can demek, şehit demek; şehit demek iman demek. Siyasetin hep konuşulan basit meselelerine benzemez ki! Buradaki bir hata, kalbin durmasına benzer. 

Katliamı yapanlara ceza teklifi muhalefeti kudurttu. Muhalefet partilerinin küçüğünden büyüğüne kadar. Terör örgütlerinin siyasi ayağı olan HDP ile aynı safta birleşenleri görünce; ‘bu insanlar bu hallere de mi düşeceklerdi?’ diyorsunuz. Bir de utanmadan Kürt vatandaşlarımızla uzaktan yakından ilgisi olmayan Selahattin Demirtaş ve âvanesiyle görüşmeler, konuşmalar, bu canilere serbestlik istemelere varıncaya kadar… 

Her millî meselede dış güçlerin ağzıyla konuşmalarını da görünce onların hükümet sözcüsü zannedersiniz. Bilge lider dedikleri köşesine çekilmesi gerekenden, Başbakanlık ve Bakanlık yapmış olup parti kuranlardan, Batı’nın uşaklığına soyunan muhalefet partisinin başına kadar. (Lider diyemiyorum. Uşaklık yapana lider denmez.) 

Biz böylesine milli mevzularda bile bir uzlaşma oluşturamazsak, hiçbir meseleyi hal yoluna koyamayız, ‘kültürel-ekonomik-siyasî-sosyal-ilmî-fikrî’ hiçbir ciddi gelişmeyi gerçekleştiremeyiz. Kalp tekliyorsa, bağırsaklar bile iyi çalışmaz. Kalbin enfarktüsü giderilmedikçe, giderilmemesi tercih edilip benimsendikçe; diğer tedavi işleriyle uğraşmanın lüzumu yoktur. Abesle iştigal sayılır. Bölücülüğün varacağı son nokta, her türlü ihmal ve gaflet gösterilse bile varabileceği son nokta; intihara benzeyen bir savaşma kıyametidir. Bunun akıl edilememesi, görülememesi; nasıl bir realitedir, nasıl bir olgudur, nasıl bir anormalliktir?   

Kendimizde miyiz, değil miyiz? İstikametimizde rotamızda mihverimizde kişilik omurgamızda bir sıkıntı doğmuş mu doğmamış mı? Fikir aktüalitesinin bir numaralı meselesi budur; bunu halletmeden vukuat ve magazin aktüalitesinin hiçbir anlamı yoktur. 

İktidar tam bir iyi niyetle ve büyük siyasi riskleri göze alarak teröre son verici bir projeyi gerçekleştirmeye çalışırken, muhalefet partileri, oyların bölünmeye yol açabileceğini düşündüğünden dolayı endişe ve kaygı duygularıyla hem de bilerek yaptıkları hatalarla bu projeye karşı çıkıyor. Yapılan uygulamaları kabullenemiyor. Direkt veya dolaylı İran’la İsrail’le, Fransa, Yunan’la aynı şekilde hareket ediyor. Mazlumun yanında olup zalime karşı çıkmaya dahi ‘bize ne?’ diyebiliyor. Libya’da, Suriye’de ne işimiz var dedikleri gibi. Önce bunlarla bir ‘medeniyet dersi’ yapmak ve ‘tarih şuuru’ vermek lazım.  

Demokratik hakları savunmak güzeldir, hem de çok güzeldir; ama bu savunmayı yapanlar bölücülüğün yanlışlığını ve ona bağlı terörün insani olmadığını ifade eden sözler de söylemelidir. Birileri sadece demokratik hakları dile getiriyor ve fakat bölücülüğün terörün yanlışlığından çirkinliğinden hiç söz etmiyor ise; ortada sağlıksız bir durum ve çözümü mümkün olmayan bir kısır döngü var demektir. Muhalefet gayr-i meşruluk iddiasını politika hâline getirirse, o ülkede birtakım sıkıntılar doğar ve hiç eksik olmaz. Milletin seçip işbaşına getirdiği iktidarlar, ‘gayr-i meşruluk’ yakıştırmasıyla itham edildi ve eleştiri adına bu itham kullanıldı sürekli olarak. Aksamaların ve müdahalelerin asıl sebebi de budur, bu anlayıştır, bu iftira ve vesayet kültürüdür. İktidarın her icraatını en ağır bir dille eleştirebilirsin. Ekonomi, dış politika, eğitim, güvenlik, bürokrasi, her alanda ve her meselede ülkeyi kötü yönettiklerini, bunlardan kurtulmak gerektiğini millete anlatabilirsin. ‘Bana oy verin, ben ülkeyi iyi yöneterek sizi mutlu edeyim’ diyebilirsin. Ama sen askeriyeden medet umar, ABD’nin uşaklığını yapar, Türkiye’nin lider ülke olmasından rahatsız olur. Recep Tayyip gitsin de ne olursa olsun’ dersen; ne kadar devlet/millet/vatan düşmanı varsa onlarla aynı çizgide hareket edersen, ismin cismin ne olursa olsun bize sana: ‘Yazıklar olsun!’ demek düşer.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdullah

Sayın yazar,Bu insanlar ile çözüm süreci yapan sizdiniz,milletin aklıyla dalga geçme lütfen
  • Yanıtla

Okur

Hükümetin iyi niyetinden 769 vatan avladı şehit oldu. Gazi olanların da sayısı belli değil.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23