• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
08 Kasım 2019

Peygamberimizi Hayata Taşımak/ Rasulüllah’ın davetine icabet tek umuttur

Her Veladet Kandili, önce, Resûlullah’ın hayatını, gücümüz nisbetinde iyi bileceğimiz günlerin doğumu olmalı. Sonra, bu okumalar, öğrenmeler okuduklarımızı, öğrendiklerimizi yaşamalar, yaşatmalar hem tahammülü ayarlar, hem de huzurlu bir hayat yaşamamızı kolaylaştırır.

Savaş, kan, zulüm, haddini bilmezlik, sınır tanımazlık, küstahça kibirleniş, kutsala sırt dönüş, gücün ve şiddetin kutsanması, servetin azmanlaşması, insanın hayvanlaşması, merhametin yerini şiddetin alması, evliyanın yerine eşkıyanın geçmesi, kadının teşhir metaı olarak kullanılması, kısaca değerlerin değersizleştirilmesi. Dünyanın halinin özeti bu! Her geçen günde, her yaşanan olayda, her açmazımızda, her çıkmazımızda Peygamberimizin mesajına, tebliğine, telkinine, irşadına ihtiyacımız olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz. Gitgide ilkesizleşen, gücün ve güçlünün zorbalıkla sözünü dinlettiği bir dünyada zulmün, ahlaksızlığın, güvensizliğin yayıldığı bu “cinnet toplumu”nu ancak vahyin inşa ettiği, sünneti çağa taşıyan insanlar ‘cennet toplumu’na çevirebilir. 

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız” diyen; mümini tarif ederken de “Seven sevilen, dost olan, dostluk kurandır. Sevmeyen, sevilmeyen de, dost olmayan ve dostluk kurmayan da hayır yoktur” uyarısında bulunan bir Peygamberin doğum gecesi, Veladet/Mevlid kandili bugün. Her veladette Mekke’yi, Medine’yi, Kâbe’yi, Taif’i, Huneyn’i, Hayber’i, Hudeybiye’yi bir “şuur hali” içerisinde hatırlasak. Verilen mücadele ve imtihanların benzerlerini bugün yaşayıp yaşamadığımızı sorsak kendi kendimize. O kırılan, temizlenen putların çağımızdaki cahiliyesinden nasıl kurtulacağımızı düşünsek. Dünyevîleşme putlarına insanımızın esaretinin sürüp sürmediğine bir kafa yorsak. O günlerin putlarından zihinlerin putlarına kadar yaşanan süreci hatırlasak, sonra da o hayata kurban edilen nesilleri… 

Kimseyi değil, kimsenin imanını değil; kendimizi yargılasak önce. 

Yara-bere içindeyiz. Yüreği ezilmiş, eller, ayaklar, gözler, kulaklar yaradılış misyonundan kopmuş. Zihinler paramparça olmuş. İnsanî yönler kaybolup insanlık çöle dönmüş adeta… Sevgili Peygamberimizin veladeti (doğumu) kendimize dönmemizin vesile günleri olamaz mı? Silkinmemizin, iç muhasebe yapmamızın “zor zaman”ı aşmamızın, fıtratımıza dönme adımlarını atmamızın günleri olamaz mı? “Sadece iman ettik demekle cennete gireceğinizi mi sandınız?” sualini soran Rabbimizin bu sualine hangi salih amellerimiz cevap olacak? Peygamberimiz ne verdiyse onu alan, neyi yasakladıysa ondan kaçınmanın adımlarını atıp, Dinin “samimiyet” olduğunu idrak edemez miyiz? “Gevşemeyin, üzülmeyin, inanıyorsanız mutlaka üstünsünüz” âyetinin yüreklerimizde bir inşirah, bir sevinç, bir fetih olacağının şuurunu kazanamaz mıyız? Bizler de her türlü dar bir mağaraya sıkıştırıldığımızda, birbirine sokulmuş iki dost gibi, “Lâ Tahzen! İnnallâhe me ana! Üzülme, Allah bizimle beraberdir” tevekkülüyle yaşayamaz mıyız? Her hal ve şartta Allah’a güven duyamaz mıyız? 

Allah Rasulü de Mekke’de Ebu Kubeys tepesine çıkıp, ‘Tehlike kampanası’nı çalarak insanları toplamış ve insanlığa kurtuluş davetini ilan etmişti. Şimdi biz hangi ‘tehlike kampanası’nı çalıp da ‘Durun kalabalıklar! Bu cadde çıkmaz sokak’ diyeceğiz. Hangi kampanaya vuralım tokmağımızı? İnsanlık duysun-duymasın biz dâvetimizi yapalım. Böyle bir dünyaya Rasulüllahın daveti tek umuttur. Bu, insanlığa bir çağrıdır. Bu, kendinden uzaklaşan insana ‘Kendine Gel!’ davetidir. Hele şu âyet düşünülmelidir. “Siz insanların iyiliği, faydalanması için ortaya çıkarılmış, seçilmiş en hayırlı ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a güvenip inanırsınız.” Kendi değer ve kutsallarından habersiz yetişenler/yetiştirilenler öncelikle Kur’an-ı Kerim’i (vahyi) ve Peygamber Efendimizi (Sünnetiyle, hadisiyle) tanımalı/tanıtmalıdır. Bütün bunların ışığında, hayatımıza şekil veren dinimizi, onu uygulayan/uygulatan bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu unutmayalım. Bunları unutmayıp hayatımıza yansıtırsak; küçük hesap yapmayız. Rabbimizin şefkat ve merhametine layık oluruz. İnşaallah...

Her hal ve şartta dinimiz İslâm’ı yaşayışımızı belli gün ve gecelere hasretmeyip Peygamber Efendimizin sünneti ve hadisi şerifleriyle yaşamalıyız. Küslük/ küskünlük/üstünlük yok, takvaca yaşayarak birbirimizi bağrımıza basmak var. Tek adamlık yok, istişare/şûra var. Hatasızlık yok, hata var. Tevbe-istiğfar var. Ahlakı Muhammediyi yaşamak/yaşatmak, kusurları setretmek var. Settarul uyub/ gaffarul zunub olan Rabbimiz var. Amellerimizle, ihlasımızla, ihsanımızla, zikrimizle, fikrimizle, takvamızla İslam kardeşliğini ihya ve ikame etmemiz var. Her grup, her tarikat, her cemaat, dinimize hizmetin vesilesi olacak. İnsanımızla İslâm’ı buluşturacak. Usul ve üsluba dikkat edecek Şeriatı gölgede bırakmayacak. Âyet, hadis, sahabe merkezli bir İslâm’i kimliği, şahsiyeti yerleştirecek. Er/geç “İnnemel mü’mine ihvetün”e götürecek inşallah. (Bütün mü’minler muhakkak kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Umulur ki, ilâhî merhamete mazhar olursunuz.) Hucurat sûresi 10. âyet. Bütün zamanları kucaklayan; sınırları, iklimleri aşarak insanlığı kurtuluşa, kardeşliğe, hakka-hukuka çağıran, yeni, yepyeni, taptaze, hayat ve gerçek dolu ses hâlâ O’nun sesi. Hâlâ tek ışık, tek ümit, tek hasret O! 

Dönüştüreceğiz evlerimizi cennetten bir şubeye. Mutlaka yapmamız gereken sorumluluklardan kaçmayacağız. Kendimizi imtiyazlı olma tehlikesinden kurtaracağız. Konforlu odalarımızdan duyuyor muyuz yetim, öksüz çocukların ağıtlarını? Görüyor muyuz anaların gözyaşlarını? Acaba bizler, Rasûlullah etrafında halkalanan insanlar gibi kenetlenebildik mi birbirimizle? Mahşerde, Allah huzurunda dizilecek ve bütünüyle şefkat, merhamet ve rahmet dolu bir yüreği yansıtacak insanlar gibi mi, yoksa kervan mallarına yetişebilmek için Rasûlullah’ı minberde tek başına bırakanlar gibi miyiz? Birbirini pekiştiren tuğlalar mıydık biz, yoksa bir gönüller enkazı mı? Birbirimizi sevmenin, iman kadar değerli olduğunu söyleyen oldu mu bize? Allah’ın “kardeş” olarak nitelemesini ne kadar önemsedik? Kardeş olmanın bedelinin ne olduğuna kafa yorduk mu hiç? Din kardeşlerimize yüreğimizde ne kadar yer açabildiğimizin, dünyevileşme hastalığına karşı ne durumda olduğumuzun, ibadetlerden haz alıp almadığımızın, infak edip etmediğimizin, haramlardan ne kadar kaçındığımızın, Kur’an’la alakamızın, sabır ve sebatımızın, tevekkülümüzün, rızık endişemizin, umudumuzun, Allah’a davette görev alabilmemizin, bütün bunların muhasebesini yapacağız. Peygamber Efendimizi sadece kandillerde, TV başında seyrettiğimiz programlarla anmayacağız. Hayat tarzı olan Sünnetini çağa taşıyacağız.

İman-amel-ihlas istikametimizi hayatımıza yansıtacağız. Kafamıza göre din değil, dinimize göre kafa, “Allah ve Resulünün ölçüleri” ölçümüz olacak. İnandığımız gibi yaşayarak, yaşadığımız gibi inanmayacağız. Hayat tarzımızı ‘din’ haline getirmeyeceğiz. 

Ahlâkı Kur’an olan ve “Yürüyen Kur’an” diye anılan Peygamber Efendimizi önce iyi tanımak, söz ve davranışlarını doğru anlamak, O’nun yolunda yürümek, O’nun izini sürmek. Çare bu!

Peygamberimiz: “Din’de ifrat (aşırılık) helake sebeptir” buyuruyor. İtidalden uzaklaşmak, dinin özünden/esasından sapmadır. Her ifrat, yoldan uzaklaştırır. ‘Efdaliyet (üstünlük) hastalığı’na tutulanlar, mutlaka âyetlerin ışığında siyer kitaplarını, hadis-i şerifleri üzerinde düşünerek okumalı ve kendisini bir ‘nefs muhasebesi’ne tâbi tutmalı, gerekiyorsa yeniden bir iman tazelemelidir. “Ben hüzünlerin Peygamberiyim!” itirafında bulunan o Ufuk İnsan, ağlamayı, üzülmeyi, sızıyı, sancıyı, derdi öğretti bize. Derdimizi sevdirdi. Sancısız yaşanmayacağını anlattı. Bizi kendimize getirdi, mahmur gözlerimizi açtı. 

Peygamberimizde üç sıfat birleşmişti. Peygamberlik, Devlet Başkanlığı ve Başkomutanlık. O’nun Peygamberliği, âlemlere rahmet oluşundan devlet başkanlığı, başkomutanlığı ise, Allah davasını kabul edene sulhen (barışla), etmeyene savaşla bildirmekti. Resulüllah Efendimiz kendisini şöyle tarif ediyor: “Ben savaş ve merhamet Peygamberiyim.” Çünkü Allah, Peygamberimizi “Alemlere rahmet” olarak göndermiştir. 

Ashabını kendisi gibi yetiştirdi. Onlar da davranışlarında merhamet örneği, savaşlarda kahramanlık numunesi oldular. Müslümanlara esir düşüp, bilahare salıverilen bir Bizans askeri, Kral Heraklius’un sorması üzerine Müslümanları şöyle tarif eder: ‘Onlar geceleri zahid, gündüzleri at sırtında mücahidlerdir.’ 

Peygamber Efendimizin Hayatı’nın örnekliği, bizim hayat tarzımızı etkilemeli, bu vesile ile çeki/düzen vereceğiz hayatımıza. Münakaşayı sevmeyen, imtiyazlı (Ayrıcalıklı) olmayı kabul etmeyen, suizana sebebiyet vermeyen, savaş ahlakını öğreten, vefalı bir Peygamberimiz var bizim. Esirlere dokunmayan, içki içene bile “lânet etmeyin!” diyen bir Peygamber. Tahammül gösteren, aşırı övgüden rahatsız olan, hayatı hayır istikametli, bir Peygamber. Ashabıyla istişare eden (fikir alışverişi yapan) onların görüşlerine değer verip alınan karara uyan bir Peygamber. Peki, biz ne yapacağız?

Çarpık bir itaat ahlakının ardına sığınıp insanları iradesizleştirmeyeceğiz. Hatada hikmet aramayacağız. Haddini aşanın zıddına döneceğini unutmayacağız. Kendimizi âlemlere rahmet zannetmeyeceğiz. Partimizi, cemaatimizi, vakfımızı, derneğimizi din gibi, liderimizi mehdi gibi, muhalefeti deccal gibi görme hastalığından kurtulacağız. 

Kur’an’ın tarif ettiği Müslüman olma şartı Peygamberimizin iyi tanınmasıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizin Veladet Kandilini tebrik ediyorum. 

 

Bugün Mevlid Kandili

 

Son Peygamber Hazreti Muhammed’in (s.av.) doğum günü olan Mevlid gecesi, bugün idrak edilecek. Hazreti Muhammed’in dünyaya teşrifi dolayısıyla Rebiülevvel ayının 12’nci günü idrak edilen Mevlid Kandili, İslam dünyasının önemli gün ve geceleri arasında yer alıyor. Sözlükte “doğum yeri ve zamanı” anlamına gelen Mevlid, İslam kültüründe özellikle Hazreti Muhammed’in doğumunu, bu kapsamda yapılan törenleri ve yazılan eserleri ifade etmek için kullanılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce Mevlid Kandili dolayısıyla çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

İstanbul’da Eyüp Sultan ve Fatih, Konya’da Kapu, Isparta’da Ulu ve Elazığ’da Yeni Mahalle camilerindeki özel programda, Kur’an-ı Kerim, mevlidi şerif ve dua okutulacak.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Adil

Evet keşke onu hayatımıza taşıyabilsek, keşke onun gibi eğilip bükülmeden dik durup zalime zulmünü haykırabilsek, keşke , " biz başımıza idareci seçtiğimizde hali hazırda suç olan zinayı suç olmaktan çıkarmasını beklemiyorduk" diyebilsek
  • Yanıtla

Mustafa

Kuranın ipine sarılalım Rasule sarılmış oluruz. Rasulullah sav min hayatı kuran DEĞİLMİYDİ.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23