Okullar açılırken nelere dikkat edelim?

08 Eylül 2019 Pazar

¥Dünden devam

İzini sürmemiz gereken soru şu: Okullar öğrencilere ne vermeli, Nasıl bir eğitim anlayışı geliştirmeli, Nasıl bir bakış açısı ve metod öğretmeli? Öğrencilere kabaca kendi iyi-güzel-doğru fikrimizi aktarmamız lazım. İyi nedir, güzel nedir, doğru nedir? Bunların öğretilmesi lazım. Bunun için de, ilim, irfan, hikmet sütunları üzerinde yükselecek bir eğitim sisteminin kurulması şarttır, elzemdir. Buna mâzimizden çarpıcı bir misal vereyim. Eğitimde egoizmin yanlışlığını, menfeat uygulamasının sakıncalı olduğunu savunan bir alim, gelişmeyi kendince protesto etmek istediğinde sorarlar:

‘Nereye gidiyorsun?’ Cevabı: ‘İlmin cenazesini kılmaya!’ olur. ‘Niçin, ilme ne olmuş ki?’ deyince şu cevabı alırlar: ‘Şimdiye kadar bilginin ardına, sırf hakikat aşkına onun değerini bilenler düşerdi. İlmi elde edenler arasından kimi istismarcılar hep var olmuşsa da, bu hiçbir zaman çoğunluğu oluşturmadı. Fakat bundan böyle bilginin peşine düşenler artık para, makam ve mevki aşkıyla düşecekler. Onu, bütün bunları elde etmek için bir araç olarak kullanacaklar.’ Bu, bizim medeniyetimizde bilginin ahlakla olan doğrudan ilgisini gösteriyor. Onlara göre aklın görevi nasıl olursa olsun ‘bilgi üretmek’, bize göre ise aklın görevi ‘iyi ve kötüyü bilip sahibini iyiye yöneltmek’tir. Onun için de biz önce ‘Ahlâkî mi?’ sorusunu sorarız. Peygamberimizin ‘Faydasız bilgiden Sana sığınırım!’ duasının temelindeki kaygı da işte bu ahlaki kaygıdır. Öğrenci hocasını, hoca öğrencisini seçerdi. Her öğrencinin kabiliyet ve kapasitesinin göz önüne alındığı bir model geçerliydi. Hiçbir şey katı, statik, otoriter ve total değildi. İmam Ebu Hanife’ye en çok itirazın en seçkin öğrencilerinden gelmiş olması, bu halkalarda ilim özgürlüğüne ne kadar önem verildiğinin en güzel ispatıdır.

Eğitim meselesi, bir medeniyet meselesidir. Bizim medeniyetimizden beslenenler, statülerini devlete, makama, titre, medyaya değil; ahlak ile bilgi arasında kurdukları kopmaz ilişki sayesinde kazandıkları ‘sivil’ teveccühe borçlulardı. Bu sebeple de, ilme intisap edeceklerde ilk aradıkları vasıf ‘karakter’ olurdu. Bu konuda, ilginç bir hikaye anlatılır: İmam Azam Ebu Hanife, bir dersi müteakip ders halkasındaki öğrencilerini ihtiyaç olmadığı halde evinin inşasına yardımcı olmaları için götürür. Kendisi ise geriye çekilip onların davranışlarını izler. Öğrencisinin biri, kendisinden taşın altına koymak üzere küçük bir çakıl taşı isteyen ustaya, üşendiği için yere eğilmeyerek komşunun duvarındaki eğreti bir çakılı çeker ve uzatır. Buna şahit olan İmam, öğrencisine ertesi gün babasıyla birlikte gelmesini söyler. Çocuğun babasına İmam’ın söyledikleri manidardır: 

‘Bu çocuğu al; ister marangoz et ister demirci, ister ayakkabıcı et ister terzi; fakat ilim adamı etme! Yoksa ilmin onurunu ayaklar altına düşürebilir!’ Eskilerin bugüne mesajı bu! 

Mesele eğitimin medeniyetle beraber düşünme meselesi! Medeniyetimizin duygu, düşünce, ruh ve hayal dünyasının yok sayıldığı ruhsuz, köksüz ve ufuksuz bu sömürgeci eğitim sisteminin kaldırılması, yerine kendi medeniyetimizin yerleştirilmesi gerekiyor. Bunu yapmazsak/yapamazsak geleceğimizi kurtaramayız. Aksine geleceğimizi kendi ellerimizle karartmaktan başka bir iş yapmış olmayız. Köksüz ve ruhsuz, ezberci ve ufuksuz bu sömürgeci batı eğitim sistemi, bizim medeniyet dinamiklerimiz ekseninde, sil baştan yeniden yapılandırılamazsa bir nesil sonra yok oluruz! Sırf benim fikrim değil; dertli entelektüellerin, eğitimcilerin ortak düşüncesi bu! Müslümanca duyuş, düşünüş ve varoluş biçimini, ancak İslâmî bir eğitim modeli geliştirebildiğimiz takdirde yeşertebiliriz yeniden. Biz batı’daki üniversitelerin taşımacılığını yapıyoruz, parlak zihinleri batılıların kölesi haline getiriyoruz. Eğitim sistemimiz, II. Mahmut’tan bu yana hep ‘devrim’ üstüne devrim geçirir. Fakat üzerinden takriben 200 yıl geçtiği halde hâlâ bir türlü oturmaz. Bırakınız oturmasını, gün geçtikçe daha da berbat hal alır. Ömrünün en değerli yıllarını okullarda harcayan üniversite mezunlarına bakıyorum; istisnaları bir yana, bilgi, kültür, dil, bilinç, düşünce açısından gerçekten acınılası bir irtifa kaybımız var. Eğitimin gayesini de unutmuşuz. İnanç, bilgi, düşünce, duygu eğitimi bir bütündür. Eğitim anlayışının ve sistemimizin bu bütünlükten mahrum bulunması en önemli imkânımızı da körleştiriyor. Okullardaki çocuklarımız için eğitime ayıracak vakte de sahip değiliz! Yürürlükteki eğitim sistemi, adeta insanların düşünme mekanizmalarını yok ediyor. Kim bilir, belki de sistemin daha başlangıçtan beri üretmeye çalıştığı ‘ideal insan tipi’ buydu! Gerek yarışmalarda sorulan basit sorulara üniversite mezunlarının verdiği cevaplara, gerekse lise öğrencilerinin üniversite imtihanlarındaki doğru cevap tablosuna baktığınızda eğitim sisteminin bilgi boyutunda dahi iflas ettiğini görürsünüz.

Modern eğitim; değer değil, fiyat esasına dayalıdır.Modernler bilginin hayrına değil, yararına ve hazzına taliptirler. Bilgi de onlara hayır değil yarar ve haz vermektedir. Türkiye’de çocuklarımızın ruhunu, zihnini, özgüvenini silindir gibi ezen köksüz, ruhsuz ve ufuksuz bir eğitim sistemi var. Çocuklarımızı sistemin kölesi hâline getiren pozitivist, ezberci, sömürgeci bir eğitim sistemi bu. Sömürgeleştirilemeyen bir ülke ancak böyle bir eğitim sistemiyle sömürgeleştirilebilirdi! İnsanlık tarihi boyunca bilgi hiç bu kadar depolanmadı, ama bu kadar bereketsiz olduğu bir zaman da yaşanmadı. İlim ile âlimin arasını ayırmıştır. Bilen ile bilinenin arasındaki bağın kopması sadece bilgiyi ahlaktan (yani hayattan) mahrum bırakmamış, talebeyi de üstattan mahrum bırakmıştır. Bilginin Rabbiyle bağı koparılmıştır. Bilgi edinmek bir iş ve meslek haline gelmiştir. Oysa Allah’la bağlantısı kurulan bir bilgiyi elde etmek ibadettir. Bunun sonucunda bilgisi artanın erdemi, vicdanı, sabrı, ahlakı, sorumluluk bilinci artmamakta, tersine azalmaktadır. Eğitim öğretimin yapıldığı örgün ve yaygın eğitim kurumları, değersizleştiricidir. Bu da insanın eşrefiyetini yok ederek istatistik bir varlığa indirgenmesine yol açar. Pozitivizmin ve materyalizmin bilginin başına ördüğü çoraptır bu! İnsanı her şeyin ölçüsü olarak gören bir hümanizme dayanır. İnsanı her şeyin ölçüsü ilan etmek, aslında hiçbir şeyin ölçüsünün olmadığını söylemekle eşdeğerdir. Zira bu, insanın beşeri arzu, şehvet, içgüdü ve benliğini putlaştırmak, tanrılaştırmaktır. İnsana yapılacak en büyük kötülük ona Tanrılık yakıştırmaktır. İnsanı asla Tanrı yapmaz, fakat kesinlikle insanlıktan çıkarır. Batı seküler eğitim sistemi, bilgi’yi güç olarak konumlandırır. Bilginin güç olarak konumlandırılmasının, insanın tanrılaştırılmasına yol açtığını hiçbir zaman unutmayalım! Eğitim sistemimiz hep el değiştirmiş, en istikrarlı olması gereken Bakanlık en az zaman tanınan Bakanlığa dönüşmüş; hep batasıca Batı kültürü, hep uydurulan tarih, hep Batı’nın (demokrasi ve laiklik) kavgaları bizde kutsal muamelesi görmüş, hep başkasının ağzıyla yemek yiyen insanlar yetiştirmişiz. Hiç ‘nefs muhasebesi’ yapmamış; Din/dil/tarih şuuru verme zaruretini düşünmemiş, vaziyeti kurtarma haline düşmüş, sadra şifa ameliyesi yapılmamıştır. Kutsal gün, kutsal adam, kutsal tarih çizgisiyle putlaştırma algı operasyonları yapılarak kendi değerlerimizle düşünme olmaz/yapılamaz hale getirilmiştir. Gömlek yanlış iliklenince de bütün düğümler yanlış iliklenmiştir. Gündemimizi bile biz belirlememişiz. Kürt meselesinden Ermeni meselesine, vatanın bölünmez bütünlüğünden devlet/bayrak/din/iman duygularımızın ortak paydamız olduğu hususuna kadar. Bilerek yapılan hatalar, doğrudan fikri bir mesele değil; sıranın fikri meselelere gelmesini engelleyen bir haldir. Asıl vahamet de buradadır. İlkokuldan üniversite bitimine kadar (16 yıllık tahsil hayatında) ortak iki yüz, üç yüz kitap okutamamışız. Mezunlarımızı hiç olmazsa ‘okuma alışkanlığı’ ve ‘ahlaklı davranış’la mezun edememişiz. İrade terbiyesi de veremediğimiz için alıştığı/alıştırıldığı kötü alışkanlıklardan kurtaramamış, internet, bilgisayar teknolojisinin esiri yapmışız. ‘İzm’lerin canlandırılmasını sağlayacak robotlar yetiştirmişiz. Kemalizmden pozitivizme, rasyonalizmden paganizme, hümanizme, vs. Sonuç; nihilizm. Şimdi, boşlukta dolanan serseri meteorlar gibiyiz; bir yörüngemiz yok. Kendi dünyamızdan koparılmamız eğitimle yapıldı. Belki düşünüp, olanların olmaması için yapılacaklara kafa yorarız. Nefsimizden başlarsak, çaresizlik acılarından kurtulmanın ilk adımını atmış oluruz.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Kızıltepeli Kızıltepeli 6 gün önce
    Okullar açılırken, veliler çok daha dikkatli olmalılar. hdpkk sempatizanı sözde namussuz ve şerefsiz öğretmen müsveddeleri, çocukları etkinlik,piknik vs adı altında dağ'a gönderiyorlar. Milli eğitim bakanlığınınbu tip kahpe piç'lerini tespit edip derhal görevden almalarıelzem ve zaruridir.
  • Hakikat Hakikat 7 gün önce
    Allah razı olsun hocam. Tam isabet.Sistem değişse bile imansız yetişen öğretmen kesimini nasıl bu yola koyacaksınız. İlahiyat fakülteleri bile egoist emniyetli adam yetiştirmekten öteye gitmiyor. Asrın anlayışına doğru islamiyet lazım.
  • Mustafa Mustafa 7 gün önce
    Birçok Rab ile beraber okular açılıyor. Kula kul olmadan eğitim olmuyormu. ABD li komutan acıklama yapıyor, suriyede 2. MİLYON çocuk okuyamıyor diye. 2 milyon evsiz COÇUK aç ve babasız anasız. Kafirinderdi okul. O zaman Bombalamayın imansızlar. Okul onlara batıya kul yetiştirir. 2 milyon Allaha kul yetişmesinden korkuyorlar.

Günün Özeti