• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Musa da Firavun da içimizdedir

03 Aralık 2021


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Her hal ve şartta yaşanan bir dinim olduğuna göre biz Müslümanların da mazeretlere sığınmadan tek hak din olan İslâm’ı hayat tarzı olarak yaşamam gerekir. Bu hususta ölçüm de Allah ve Resulünün ölçüleridir. Yetiştiğimiz aile, kültür, iç ve dış çevre, uğradığımız dijital işgal, sosyal medyanın tasallutu ve kültür emperyalizmi ‘mümin kimliği’mizi işgal edemez/etmemeli. Şer ittifakın her gün çıkardığı krizler (siyasi, ekonomik, sosyal, vs.) ‘imtihan dünyası’nda olduğumuzu da unutturamaz. Çıkarılan yapay/sanal gündemlere uymayız. Peygamberimiz gündeme uyan değil, gündemi belirleyen bir Peygamberdir. Bizler de o Peygamberin ümmetiyiz. Bütün yaşadığımız olaylara farklı bir açıdan bakarak takvaca yaşamaya çalışalım. Nasıl mı? 

“…Her bir nefis ve onu düzenleyene, ona hem fücûru (Allah’tan uzaklaştıran kötülükleri), hem de takvâyı (Allâh’a yakınlaşma yolunu/vuslatı) ilham edene yemin olsun ki, iç âlemini temizleyen, onu arındıran felâha ermiştir. Onu temizlemeyen, günahlarla örten ise felâkete uğramıştır.” (Şems, 7-10) Resulüllah Efendimiz buyurdular: 

“Allah’ım! Nefsime takvasını ver ve onu tezkiye et! Sen onu en iyi tezkiye edensin. Sen onun velisi ve Mevlâ’sısın.” İnsanoğlunun nefsinde, bir tarafta nefsanî arzular ve fücur, bir tarafta ise takva vardır. Bir tarafta çamura saplanmak isteyen nefs, bir tarafta göklere kanat açmak isteyen ruh vardır. Bu hususa temas eden Mevlânâ Hazretleri de buyurur ki: 

“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Musa da, Firavun da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar, senin varlığına gizlenmişler, senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar! Bu sebeple birbirine düşman bu iki kişiyi kendinde araman gerekir!” 

İşte insanoğlunun içinde duran bu düşmandan korunmasının yolu olan takva, hayatın her merhalesinde, ömrün her ânında elzemdir. Mü’min, nefsiyle olan mücadelesini sadece belli cephelerde değil ancak bütün cephelerde sürdürürse felâha kavuşabilir. Yani imandan ibadetlere kadar, hayatımızın temelini oluşturan her meselede takva ölçüleri içinde yaşamak zarurîdir. Takvalı olma, şuurlu olarak Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak bu hususlarda hassasiyet göstererek kendisini ebedî azaptan korur. Takvanın en alt derecesi; haramlardan sakınıp farzları eda etmektir. Daha ileri derecesi, şüpheli şeylerden de sakınıp nafileleri de eda etmektir. Sağlam/sahih bilgilerle kalbini dahi vesveselerden, kötü duygu ve düşüncelerden muhafaza etmektir. Peygamber Efendimiz buyurdular: 

“Gerçek mücâhid, nefsine (hevâ ve heveslerine) karşı cihâd edendir.”  

Mü’min, dış düşmana karşı cihâda hazır olmak için de evvelâ iç düşmana karşı mücâhedesinde muvaffak olmak zorundadır. Nefse ve şeytana karşı takva zırhına bürünerek mânevî cihâdı kazanmadan, dış düşmana karşı gerçek bir zafer beklemek, beyhudedir. 

Bu hakikati şu hâdise ne güzel îzah eder: 

Yavuz Sultan Selim Han Mısır Seferi’ne giderken ordunun Gebze yakınlarından geçtiği yerler, hep bağlık-bahçelikti. Sultan Selim Han; 

“Acaba askerlerim, sahibinden izin almadan, üzüm ve elma koparıp yediler mi?!” diye düşüncelere daldı. Sonra yeniçeri ağasını huzuruna çağırıp; 

“–Ağa fermânımdır; bütün askerlerimin heybeleri yoklansın! Heybesinde bir elma veya üzüm salkımı çıkan asker olursa, derhâl huzuruma getirilsin!” diye emretti. 

Yeniçeri ağası, hemen harekete geçerek heybeleri araştırdı. Daha sonra Sultan’ın huzuruna gelerek: 

“–Sultanım, koparılmış hiçbir meyve izine rastlamadık!..” dedi. 

Yavuz, bu habere çok sevindi. Üzerinden büyük bir ağırlık kalktı. Ellerini yüce dergâha açarak; 

“Allah’ım! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun! Bana haram yemekten sakınan bir ordu ihsan eyledin!..” dedi. Sonra da yeniçeri ağasına; 

“–Şayet askerlerim izinsiz meyve koparmış olsalardı, Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü, haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olmaz!..” dedi. 

Bizler de o mübarek ecdadın bugünkü temsilcileri olmalıyız. Bunun için, bütün ilâhî emirlere ve nehiylere titizlikle riayet etmeliyiz. Hayatımızın her safhasında İslâm’ın hükümlerine tam bir teslimiyetle itaat etmeli, bütün varlığımızla Hakk’a râm olmalıyız. Sıhhatli düşüncenin yegâne yolu, nefsi bir tarafa bırakıp, akıl ve kalp ile düşünmektir. Öğüt vermek kolay, örnek olmak zordur. Gerçek cihad, kendini zâhiren ve bâtınen ikmal eden mü’minlerin, yeryüzünde zulmü ortadan kaldırarak insanların ebedî kurtuluşuna vesile olabilme gayret ve heyecanı içinde yaşamalarıdır. Dâvâ adamlığının özelliklerini taşıyarak fedakâr, cefakâr, vefakâr yaşayışıyla üsveyi hasene (örnek insan)olarak Peygamberimizin izini sürerek… 

Yâ Rabbî! Hem imanımızı hem de bütün amellerimizi takva harcı ile güçlendir. Takvamızı Sen’in razı olduğun kıvamda eyle! İsminle yürekleri titreyen, âyetlerinle imanları artan ve ancak Sana tevekkül eden mü’min kullarından eyle! Kâfirler güruhuna karşı bize yardım et. Bizi muvaffak eyle.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Musa(as) da Firavun da içimizdedir

Ha bunu bileydik! Ama ekseriyeti içindeki Firavunu çıkarıp dışarı, kimlik olarak onu kullanmayı tercih ediyorlar! Musa (as) olmayı tercih eden binde, onbinde, yüzbinde milyonda bir.. Ondan sonra gelsin: ‘mekanı cennet olsun’, ‘peygambere(as) komşu olsun’ temenni ve niyazları beyler ölünce..
  • Yanıtla

Elbistanlı

İçimizdeki Firavunu biliyoruz da Musa ne zaman gelecek sabırsızlıkla bekliyoruz
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23