• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
  • VAV TV CANLI YAYIN
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
20 Aralık 2020

Mezhep, hadis derken tahrip sırası Kur’an’da mı?

Kur’an-ı Kerim’e, Hadis-i şeriflere ve Sünnete Müslümanca bir yaklaşım yerine, düşmanca yahut müsteşrikçe yaklaşması; kendine ne kazandırdı? Dünyada kaybettiği gibi ahirette de kaybedecek. Bu dinin hasretini çeken insanımıza ne kazandırdı? Bu tür bir yaklaşımın temelinde İslâm kültür kaynaklarına güvensizlik yatmaktadır. Günü ve geleceği İslâm’laştırmanın yolu, Kur’an-ı Kerim’in mahfuziyetini unutmadan, Peygamberimizin hadisleriyle ve sünnetiyle bir hayat yaşamaktan geçer.

Peygamberimizin sözleri, fiilleri/davranışları, tasdikleri/tasvipleri Sünneti’dir. Esas sorumluluk; Sünnetin, hadislerin gerek ferdî gerekse toplum hayatından dışlanmasıdır. Müslümanların en önemli vazifesi olan kulluk görevlerini yerine getirilebilmeleri, Kur’an-ı Kerim’de üsve-yi hasene olarak zikredilen Peygamber Efendimiz örneğine uygun davranmasına bağlıdır. Sünnet dışında yaşamak, o yaşayışını bile ‘dindarlık’ olarak değerlendirmek tamamen yanlıştır. Son zamanlarda ‘Ben vahyin dinini anlatmaya çalışıyorum rivayetlerin dinini değil’ diye Sünneti Seniyye’nin bilgi ve belgeleri olan hadis-i şerifleri bir kenara koyma teşebbüsünü inatla sürdürmeye çalışanlar, hadislere önem vermeme durumuna düşerler. Hadis-i şeriflerle amel etmeyi terk etmenin, Batı’nın (onların bilim adamlarının, oryantalistlerin) istedikleri doğrultuya çekilmiş olurlar. Bu dünyadan kimler geldi geçti. Sabotaj teorisyeni olarak yetişmiş ve yetiştirilmiş nice uzmanlar gördük. Bir sürü ihanet pususu kurdular. Felsefi yorum yoluyla bazı tesirler meydana getirdiler. Ama hiçbiri Kur’an-ı Kerim’in asliyetine ve mahfuziyetine söyleyecek söz bulamadı.

Vahyi inkâr eden çoktur. Fakat ‘Kur’an Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği kitap değildir’ diyen çıkmamıştır. Çünkü böyle bir iddiaya akıl manidir, objektif deliller manidir. ‘Dini/İslâm’ı rivayet dini haline getirdiler’ diyerek hadisçilere ve Sünnet verilerine toptan cephe almaya, bu manasız tavırlarını ‘bilimsellik’ görüntüsüyle vermeye çalışanlar çok vahim ve tehlikeli bir sürecin içine girdiklerinin farkındalar mı? Günümüzün en acı gerçeği, dini kurum ve kuruluş adı altında yaşayan değil, tartışan Müslüman olma eğilimidir. Din, sadece iman değil, ameldir de. “Allah, bir topluluğa şer murad ederse onlara tartışma (cedel) kapısını açar ve onları amelden alıkoyar” sözünü dikkate almamız gerekmez mi? 

Yaşanmayan, hayata intikal etmeyen, vicdanlara hapsedilmiş, tartışmalarla ana çizgisinden saptırılmış bir din ve iman iddiasının pratik bir faydası görülemez. Dindarlık, dini olanı, dinde olanı tartışmakla değil, yaşamakla ve kullanmakla olur. Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenlerle yahut oyun ve eğlenceyi din haline getirenlerin arasında yaşayan bizler, Kur’an-ı Kerim’in ilk uygulayıcısı, Allah Kelamı’nın ilk mübelliği olan Resulüllah Efendimizin sünneti ve hadislerini hayatımızın içine mi almamız lazım yoksa tartışma meselesi mi yapmamız lazım? İyi niyet, samimiyet ve Müslümanlara faydalı olma ile hareket etmemiz, âyet/hadis istikametinde hayatı inşa etmemiz, Sünneti Seniyye üzerinde yaşama meselesini unutmamamız şarttır. Bunların yerine ‘Oryantalist çizgi’yi tercih edenler; ilahi olma özelliğini koruyan tek kitabımız Kur’an’ı ‘tartışılan kitap’ haline getirerek Kitabımızdaki âyetleri Peygamber Efendimizin düşünce ve görüşü çerçevesinde şekillendirdiği gibi karışıklıklara kapılarak oryantalistlerin çizgisine Müslümanların azami dikkati göstermesi gerekir.  

Bunların âdeta emrine girenler; itikatlarını, fikirlerini bozup, karıştırınca ne kazanacaklar? İnsanımızı İslâm ile buluşturma, tebliğ, irşad gibi ‘üsve-yi hasene’ halimizi canlı tutma vazifemizin böyle sonuçlanmasını mı istiyorsunuz? Bilgisizlikleri inatlarından, inatları bilgisizliklerinden büyük! Kur’an-ı Kerim’in asliyetine ve mahfuziyetine gölge düşürme planlanmış! Batı’nın cins adamları değil, bizimkiler âlet oluyor, çanak tutuyor. Yaptıklarının, İlahiyata giden, ilmi çalışma yapan âlim adayı talebelerin iyi/kaliteli/vasıflı yetişmelerine, İslâm’ın entelektüelleri olmalarına ne faydası var? Hadis sahasına daldılar, çok şey denediler. Tesirli olamadılar. Çünkü hadis, Kur’an’ın teminatı altındadır. Kur’an-ı Kerim’in asliyeti ve mahfuziyeti hadis sahasındaki tahrip taarruzlarını önce çembere alır, sonra boğar. Öyle de olmuştur. İslâm’ı tahrip etmek isteyen harap olmaktan kurtulamaz. 

Peygamber Efendimiz âyetleri tebliğ ederken, bu âyetlerin Allah’tan geldiği şeklinden, kendi zamanının şartlarına göre kendi risalet görevini yerine getirirken sanki kendi aklı ve planıyla yapıyormuş izleniminin verilmesi ne kadar doğrudur? Oryantalistlerin (müsteşriklerin) İslâm’ı karıştırması, bizim İlahiyatçıların da (sanki onların talebeleriymiş gibi hareket etmeleri) bu vebale ortak etmez mi onları? Paganizm, deizm, sekülerizm, kemalizm, laisizm. Bunların hepsi yavrularımızı bekliyor. Kurtarmak değil, zehirlemek, direkt veya dolaylı putperest yaparak İslâm’ı hayatın dışına çekmek/tutmak. İlim ve fikir adamı gibi ortalıkta dolaşan ne milletin, ne ümmetin, ne de insanlığın derdiyle alakadar olan, hiçbir hedef ve heyecanları olmayan, ‘problemli iman’larından dolayı Allah’a kulluğu unutup nefs ve şeytana kulluk yapan, ahirette vereceği hesabı düşünmeyen bu güruha ne söyleyebilirsiniz ki? Bunlarda hiç ‘din dil tarih şuuru’ oldu mu? Bu güruhun karşısına koyacağımız, ilim/irfan ehli ve fikir adamlarını yetiştirebildik mi? Batı’nın uşaklığından, yalan tarihten, sekülerizm, kemalizm çizgisinin adamlarını yetiştirmekten başka hiçbir plan, program, kendi entelektüelimizi yetiştirme, vs. hiçbir gayretleri de yok! Bu hususta cemaatlerin ve tarikatlerin kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor âcilen. 

Laik eğitim sisteminden (mevcut şartlarda) adam yetiştirmelerini beklemek beyhude. Cemaatler; milleti millet yapan değerleri korumak, bu milletin (ümmetin) evlatlarına kol kanat germek, İslâmî hassasiyetlerin canlı tutulması, yaşanması/yaşatılması için gayret göstermekle mes’ul ve mükellef değiller mi? Tek umudumuz haline gelen İHL’lerde, gönüllü kuruluşlarda (cemaat, dernek, vakıf, vb.) sırf ‘Allah Rızası’nı kazanmak için bu müesseselerdeki (kurum ve kuruluşlardaki) yapılanlara ‘dur!’ denmeyecek mi? Cemaatler devlete, millete, ümmete, insanlığa mutlaka adam yetiştirmeli. İnsanlığın tek umudu, tek güveni ‘Lider ülke Türkiye’ ve Türk milletidir. Bu şuurla görev yapacak insanlar yetiştirmeli. ‘Feto belası’ndan sonra bırakılan/bıraktırılan bu boşluk doldurulmalı. İslâm’ın önünü biz tıkıyoruz. Kurtarma görevi olan cemaatler, kurtarılmayı bekliyor. Allah yardımcımız olsun.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

AHMET FARUK

Din tahrifi yapan sözde din adamları var. Özellikle ilahyat camiasında. Hükümet neyi bekliyor. Mehmet Okuyan , Mustafa İslamoğlu, İlhami Güler, Ömer Özsoy, Mustafa Öztürk ve bilmediklerimiz.
  • Yanıtla

Abdullah Birisi

Hocam cok haklisiniz fetodan sonra diger cemaatler ocu gibi gosterilmeye calisiliyor bu durum ehli sunnet disi olusumlara zemin hazirliyor malesef
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23