• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Laiklik: Evimizdeki yabancı

01 Aralık 2021
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

20. Millî Eğitim Şûrâ’sının yapılacağı şu günlerde çok teklif, temenni, ikaz yazıları yazıldı. (Ben de on, on beş yazı yazdım.) Son yaşadığımız olaylar bu yazıyı yazmama sebep oldu. Kutsal hale getirilen ‘Laiklik’-eğitim münasebetine temas eden bu yazı; belki düşünerek, nefs muhasebesi yaparak amel etmemize katkı sağlar diye.  

Bu ülkenin dinî değerlerle irtibatını hoyratça kesip koparmak için yaklaşık bir asırdır gösterdikleri çaba kendi yok oluşlarıyla sonuçlanacak, bunu çok iyi biliyorum. Akıbetleri, Kur’an’da feci sonları anlatılan kavimlerin akıbetine benzeyecek. Batı’nın kilisesi vardı. Kilisenin muhaliflerine aforoz ve engizisyonu, sevdiklerine endüljansı vardı. Kilise akla ve sağduyuya, tefekküre ve insana sırtını dönmüştü. Kilise Hıristiyanlığı; insan iradesini yok sayıyor, insanın özgürlüğünü ipotek altına alıyordu. Laiklik, dışardan ve tepeden dayatıldı bu topluma. Bu topraklarda; laik bir toplum yapmak ve İslâm’ı, toplumun hayatına sokmamak istendi. Bu ‘kendini inkârın kaçınılmaz neticesi, intihardır’a götürdü. Bu milleti; ‘milleti millet yapan değerler’den mahrum bırakmakmanın, millî ve manevi değerlerden (kutsallarımızdan) koparmanın adı da laikliktir! Hiç zorlama tevillerle uğraşmayın. Hakikat bu! Batı, laisizmi icad etti ve Papa’nın elinden dünyayı temsil edenini aldı. Batıda laisizm devletle kilisenin arasını ayırmak için icat edilmişti. Bizim Batıcılarımız laikliği alınabilir aktarılabilir bir şey sandılar. Aslında onlar kültürlerin bir coğrafyadan diğerine bir bavul taşır gibi taşınabileceği zehabına kapılmıştılar. Bir milletin, tarihin bir zaman ve mekânında yaşadığı tecrübe, bir başka milletin kendi zaman ve mekânında aynen tekrarlanamazdı. Bu, tarihin, sosyolojinin, aklın yasalarına aykırıydı. Fakat batıcı seçkinler olmazı oldurmaya çalıştılar. Bunun için her şeyi ama her şeyi yerinden ettiler. Toplum mühendisliğine kalkıp yeni bir tarih, yeni bir kültür, yeni bir inanç sistemi, yeni bir zaman, yeni bir mekân ve yeni bir insan ‘yaratmaya’ kalktılar. Laisizmi aldılar ve getirdiler. Fakat onun olmazsa olmazı olan kilise bu topraklarda yoktu. Yine onun tarihsel arka planı olan Hıristiyan orta çağı yoktu. Dahası, Papa yoktu, engizisyon yoktu, akla sırt çeviren bir Pavlus dini yoktu. Kilise olmayınca, getirilen laisizm ne ile neyin arasını ayıracaktı? Bizim batıcılarımız ne Batıyı biliyorlardı, ne Doğuyu. Ne Hıristiyanlığı tam anlamıyla kavramıştılar, ne kendi topraklarının dini olan İslam’ı. Ne kiliseye mensuptular, ne camiye? Ellerinde kalan laiklikle ille de bir şeyi bir şeyden ayıracaklardı ya, elde devletten ayıracak bir kilise olmayınca kilisenin yerine yapılabilecek en büyük yanlışı yaparak İslâm’ı koydular. Bu ülkede laisizm; devletten ayıracak bir kilise olmadığı için devleti dinden ve Allah’tan koparmanın adı oldu. Hiçbir şekilde tartışılamayan, toplumu germek ve tehdit etmek için kullanıldı/kullanılıyor. Bu topluma tepeden laik bir devlet, laik bir hayat tarzı, laik bir dünya görüşü dayatıldı. Önce İslâm, bütün kurumlardan temizlendi. Ülkenin siyasî, entelektüel, kültürel, iktisadî, sosyal kurumları laikliğe göre tanımlandı. Yapılanlar bütün kurumlardan İslâm’ın izlerini sildi. Toplumun İslâm’la ilişkisini bitirdi.  

Devlet, servet, güç ve iktidar demektir. Servetin ve gücün temerküz ettiği bu üst kurum, tarih boyunca şeytanın göz koyduğu kurum olmuştur. Çünkü şeytanlar gücün, iktidarın ve paranın temerküz ettiği yere akın ederler. İnsanları bunlarla ayartır, bunlarla baştan çıkarırlar. 

Paranın, gücün, silahın, servetin olduğu yerde insanı haddini aşmaktan, kendini kaybetmekten, etrafına zarar vermekten, başkalarına zulmetmekten koruyan bir “ahlak sistemi” yoksa orada iktidar insani olmaktan çıkıp şeytanileşmiştir. Peygamber ahlâkının toplumda uygulanmasına mâni olmanın adı da laikliktir. Dinden ve imandan bağımsız bir ahlak sistemi düşünülebilir mi? Toplumu; Dinden ve Allah’tan koparanlar, şimdilerde ektiklerini biçiyorlar. Laiklik dinsizlik mi, değil mi? Yıllardır tartışılan bu soruya herkes kendi meşrebince cevap veriyor. Hep ‘Laiklik dinsizlik değildir’ denilmiyor mu? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM’de) Türkiye Cumhuriyeti’nin avukatı verdiği savunma metninde aynen şu cümleyi kullanmadı mı?  ‘Başörtüsünün Allah’ın emri kabul edilmesi, laiklik ilkesi ile bağdaşmaz.’ Başörtüsü Allah’ın emri. Bu açık. Kitaba değil de kitabına uydurmaktan vazgeçmediler. Allah’ın emri; laiklikle bağdaşmayıp ters düşüyorsa, ya Allah’tan yana yahut laiklikten yana olacaksınız. Bunun bir başka ifadesi ‘Laiklik dinsizliktir’. Eğer Allah’ın emri laiklikle bağdaşmıyorsa, laiklik bir tür İslam karşıtı bir başka din haline gelmiş, getirilmiştir. Bu durumda devletin laik olması demek, İslam’a karşıt olması anlamını taşır. Yani laikliğin, ‘din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması’ biçiminde tanımlanması bize mahsus bir laiklik! Aslında İslam dininin yerini ‘laiklik dini’ almış. Adı ‘laiklik’ olan bir ‘din devletinde’ yaşadığımız ortaya çıkıyor. Zaten ‘değiştirilemez’ bırakın onu ‘değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ maddelere sahip olmak ne demek? Basbayağı ‘dogma!’ Laikliği, ilahi kitaplarda yazan dini kurallara benzetmek demektir. Peki, bu durumda bu ülkede yaşayan Müslüman ne yapacak? Ya dininden çıkıp devlet dinine yani laikliğe intisap edecek, ya da başına gelecek olana katlanıp İslam’da kalmayı, yani laiklikle bağdaşmayan Allah’ın emirlerini yerine getirmeyi tercih edecektir. Şunca yıldır bütün devlet imkânlarına, ihtilal ve ihtilal teşebbüslerine, parti kapatmalarına, demokrasiye ara vermelerinin de dayanak noktası laiklik! Beyin yıkamalara rağmen bir avuç ‘laik mümin’ yapabildiler o kadar. İslâm böylesi durumlarda çok özgürlükçü. Devlet zoruyla din dayatmaz insana. Çünkü din özgür seçim işidir. Kur’an, Müslümana şöyle emir verir: “De ki: Ey inkârcılar! Tapmam sizin taptıklarınıza, siz de benim taptığıma tapmazsınız. Asla tapmayacağım sizin taptıklarınıza, siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana!” (109 Kâfirûn suresi)

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

emrah yaşar

yeter yaşar bey bu çağdışı fikirlerinizi kendinize saklayın kimsenin derdi laiklik falan degildir artık

Ahmet

Ülkede inanan var inanmayan var Müslüman var Hristiyan var Musevi var yezidi var, ateisti var deisti var, var oğlu var. Birey dinini dilediği gibi dilediği kadar yaşar. Devletin dini ADALETTİR.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23