• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
29 Mart 2020

Kur’an’dan Uzaklaştıkça Sancılar Artıyor

Dünyanın sancısı, İslam’a, Kur’an’a yaklaşma ihtiyacının sancısıdır. Beşeri kültürünün her dalında meydana gelen tıkanmanın-kararmanın-soğumanın ve bundan dolayı da teknolojik oyuncaklarla idrakleri uyuşturmaya çalışmanın sebebi aynıdır.

Kur’an; israfı, menfaatperestliği, zevke düşkünlüğünü, cimriliği, kibri, zulmü, ölçü ve tartıyı yanlış yapmayı, insanların haklarını gasp etmeyi, yalancılığı, servete aşırı düşkünlüğü, makam düşkünlüğünü, tefrika / fitne çıkarmayı, heva ve hevese tabi olmayı, vs. de yasaklar. Zaten bu sebeple bütün hayat bir ibadet niteliği kazanır. Doğruların, iyilerin, faydanın, güzelin ortak paydası İslam’dır. Bundan dolayıdır ki, Kur’an-ı Kerim hayatın kitabı olma vasfına sahiptir. Ancak Kur’an’ın, hayatın kitabı olmaktan uzaklaştırılıp kültürün bir unsuru haline getirilişi sürecinde bu emirler ve yasaklar ilginç bir tarzda iki gruba ayrıldı. Bazıları ideal anlamda müslüman olmanın gereği olarak algılandı. Çoğunluğu ise din; önemsizler (dini hususlarda ciddi seviyede sorumluluk gerektirmeyenler tarafından) bölümüne dahil edildi. Ne var ki, bütün bu ayrımların hiçbir şekilde Kur’anî bir dayanağı yoktur. Yalancılığın, servete aşırı düşkünlüğün, makam düşkünlüğünün, tefrika / fitne çıkarmanın, heva ve hevese tabi olmanın, vs. Küçük / basit bir hata / yanlış olduğunu söylemez veya bu anlama gelecek herhangi bir imada bulunmaz. Menfaate dayanan bir düzenin, insanı mutlu etmesi mümkün değil. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, tavrını sadece menfaatine göre belirleyen insanlar ne bireysel ne sosyal dengeleri sıhhatli bir biçimde kuramaz, kuramıyor. İçinde bulunduğumuz şartlarda Kasas sûresindeki şu duayı unutmayalım: “Rabbim! Bana bahşetmeği murat ettiğin her hayra öylesine muhtacım ki”.. Peygamberimizin Taif’ten kan revan içinde dönüşüne tekabül eden âyettir bu! Hz. Musa’nın aç, susuz, uykusuz, evsiz barksız biri olarak Rabbine bittiğini ilan ediyordu. Ayrıca Hz. Yusuf’un kıssası, tam tersi bir süreç. Biri saraydan ücretli çobanlığa, diğeri kölelikten saraya. Hz. Musa’nın hayatı üzerinden şu hakikat verilir: İnsanoğlu bir adım sonra kendisini neyin beklediğini bilmekten ve görmekten âcizdir. Bu yüzden parçada kötü gibi duran bütünde güzel durabilir. Parçayı gören insana düşen, bütünü gören, bilen Allah’a güvenmek ve teslim olmaktır. Zira bütünü gören Rabbül âlemîn, insanı terbiye etmeyi (eğitmeyi) murat etmiştir. Nasihatten (öğütten, ikazdan, cehennem azabının hatırlatılmasından, amellerine dikkat edilmesinden, vs) anlamıyorsa, musîbetle terbiye edilmiş olabilir. Hayat bir okul, insan da bu okulun talebesidir. Tabii ki insan bu dünyaya imtihan (sınav) için gönderildiğini de unutmayacaktır. 

Evlerimizde kalışımızı bir nimete dönüştürebiliriz. Mesela;  

Bir aile muhabbetini yeniden keşfetmemize vesile kılabiliriz. Camilerimizden uzak kalmamızı evlerimizi mabetlere dönüştürmek için vesile kılabiliriz. Allah Resulü’nün emridir; “evlerinizi mabed edinin.” Ve son büyük çare dua! Rabbimiz En’am Suresinde şöyle buyuruyor: “And olsun ki senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından belki yalvarıp yakarırlar diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık. Hiç olmazsa verdiğimiz bu musibetler başlarına geldiğinde yalvarsalardı ya. Fakat kalpleri iyice katılaşmıştı. Şeytan da onlara yaptıklarını şirin gösterdi.”

 Ahlaksızlara ahlak tokatı atmadan yazımı bitiremiyorum. Sebep mi? İşte! 

İslâm dinini; müfessir sahabeler, dört maddede sırasını da bozmadan açıklarken: 

Akaid-Ahlak-İbadet-Muamelat (Açıklamaları bir makaleye sığmaz. Bakabilirsiniz) dinimizin bütünlüğünü, hayatı kuşatmasını, evrenselliğini, hayat tarzı oluşunu, devlet idaresinde de uyulması gereken kuralların, bireysel, sosyal, kamu, vs. dahil olmak üzere hiç boşluk bırakmadığını unutur/unutturursak çıkan sonuçları konuşur dururuz. Niçin bu durum meydana geldi, ne yapmamız lazım gibi soruları bile sorulmaz hale geliriz/getiririz. 

Misal mi? Utanmaz/hâyasız ihtilalcilerin uşağı ve akrabası yüzsüzün;

Bu vatana, bu millete, bu kültüre, İslam dinine karşı hiçbir aidiyet duygusu hissetmeyen bir mütegallibeninbir başörtülü öğretmenin TV’deki dersi vermesine bile tahammülü olmayanın, virüsü umrecilere isnad edip karikatür yaptıranın, bir CHP milletvekili televizyoncu kızının programda kustukları, vs. İnansın inanmasınlar genel kültür olarak da bir siyer dersi, bir hadis dersi, bir dini kavramlar dersi vermeden verdirtmeden bunlara nasıl yazı yazdırtılır, program yaptırtılır. Hangi ideoloji, hangi düşünce içinde olurlarsa olsun; bu memlekette yaşayacaksın, ekmeğini yiyip suyunu içeceksin, bütün maddi imkanlarından istifade ederek lüks içinde yaşayacaksın insanlıktan nasipleri olmadığı için de ihanet/nankörlük ‘belhüm edal’ derekesinin amelleri kişilikleri haline gelmiş. Bunlarla fikri hesaplaşmaya varım. İstedikleri yerde, istedikleri kanalda, istedikleri zaman ve zeminde. Saygı göstermem hiçbir zaman. (milletten özür dilemedikleri müddetçe) 

Tabu haline getirdikleri demokrasi, laiklik dersi almaları gerekiyor. J. Lock’tan Bergson’a, Eflatun’dan bizim İbni Haldun’a kadar bir sosyoloji dersi vermek (Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan’ı daha katmadım) Tarih dersini de ilave etmek lazım. Şimdilik Mustafa Armağan’ın Derin Tarih dergisiyle başlasınlar. Anlama özürlü oldukları için ilkokul çocuklarının bile okuyup anlayacakları Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya, Cemal Granda’nın Atatürk’ün Uşağıydım’ı okumaları belki yeter. 12 Mart’ta komünist faaliyetlerden hapse giren Sabahattin Selek’in Anadolu İhtilâli kitabını, ki orada M. Kemal’in gizlice Samsun’a gitmediğini, altmış bin altın verilerek gönderildiğini okumasını bile bu yüzüne tükürüleceklere tavsiye edemiyorum. Necip Fazıl’ın, Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarından korkacakları için onları söylemiyorum bile. Bu ve benzeri soysuzlardaki virüs geberip gidecekleri çukurda kaybolur. Başka türlü bu virüsten kurtulmazlar. 

Tabii cenaze namazlarını kıldıracak cenaze imamlarına da acıyorum. ‘Bunların cenaze namazı kılınmaz!’ diyemedikleri için. Çünkü Allah’ın memuru değiller, olamazlar da. Uzamasın, tek cümleyle bitireyim. Allah ıslah etsin. Bunların şerlerinden de hepimizi muhafaza buyursun.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mustafa

Kurandaki Rasulullah sav mi anlamadık ca! Zümer Sûresi 19. Üzerine azap kelimesi (hükmü) hak olan (kesinleşmiş) kimseyi, o ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?.... Kasas Sûresi 56 - (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir Cin Sûresi 20 - De ki: "Ben ancak Rabbime dua eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam" 21 - De ki, "Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir yol gösterebilirim." 22 - De ki, "Allah'tan beni kimse kurtaramaz ve ben O'ndan başka bir sığınacak bulamam. A'râf Sûresi 188. De ki: “Ben, Allah’ın dilemesi dışında kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme (gücüne) sahibim. Eğer ben gaybı bilseydim elbet daha çok hayır yapmak isterdim ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben, ancak inanan bir kavme, bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” 51 - Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur'an'la uyar. Onlar için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah'tan korkarlar
  • Yanıtla

Ali Haydar

Diyanet karar alsın, imamlara kafirler için zorla cenaze namaz kıldırtılmasın. Bu Diyanet'in itibarını da yükseltir biz Müslümanların nezdinde.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı