İslam’ı, tasavvufu ne zaman bilip yaşayacaksınız?

28 Nisan 2019 Pazar

   Tasavvuf-ilim münasebetini okurken, araştırırken aldığım bazı notları siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

   Hakikati tanıyabilir hale gelecek kadar bilgi sahibi olacaksın ki, hakikat ehlini de tanıyabilesin. Yani evvela bir “ön bilgi” lazım. Aksi halde büyük talihsizlikler ve kapılıp kaydırmalar meydana gelir. Bir müçtehidin bir kavline tabi olan, o kavil hatalı bile olsa günaha girmez. Çünkü içtihadi ihtilaflar, ilmi ihtilaflardır. Muayyen ölçülere ve usul icaplarına gerçek müçtehitler hassasiyetle riayet eder ve onların hatalarında esasları zedeleyen bir menfilik bulunmaz, bulunamaz. Bu manada ihtilaf, rahmete vesiledir.

Fakat, gerek tasavvufi gerek fikri meselelerde, bir başkasına tabi olmak insanı mesuliyetten kurtarmaz. Belki tâbi olunan o şahıs bir ‘hal mağlubu’ dur, ‘sekr zaafı’ içindedir, bundan dolayı onun mazur görülebilirliği de tartışılır, ama sen onun hatalarını taklid edersen mazur görülmezsin. İlimsiz tasavvuf olmaz. Böyle bir durum, yani ilme sırt çeviren bir tasavvuf alakası, insanı nefsinin ve şeytanın maskarası haline düşürebilir. İlmi alaka kaybolunca “su” akmaz hale gelir, bulanır ve bozulur. Asliyeti kaybolup, mahiyeti değişir. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin buyurduğu gibi; dalalet fırkalarının büyük bir kısmı, tasavvuf zannedilen Batıni yoğunluklardan çıkmıştır. Öylelerini tanıyıp teşhis edebilmek için de ilimden nasipli olmaya ihtiyaç vardır. Kabukta kalmak dengesizliğin öteki yönüdür. Ama her iki yön arasında ifrat-tefrit akrabalığı vardır; tezatlı görünümlerine rağmen, birçok noktada benzerlikler gösterirler. Hataya ve hatadan öte yanılmalara düşmemek için, önce hakikati tanımalı ve hakikati tanımanın usul ve şartları öğrenilmelidir. Tekâmül yolculuğu, ancak böyle bir mesnet kazanıldıktan sonra başlayabilir. Mesnetsiz yükselme gayretleri son derece tehlikelidir; çünkü daha yüksekten düşen, daha kötü düşer. 

Bazıları “bize ayet ve hadis mealleri yeter” diyorlar. Böyle söylemek, İslam’ı bilmemenin en açık delilidir. Bazı konuları başlıklar halinde bile tanımamış olanlar ancak bu tarzda konuşabilirler. İslam’da tefsir ilmi var, hadis ilmi var, fıkıh ilmi var, kelam ilmi var, tarih ilmi var, bu ilim dallarında yazılmış binlerce eser var. O eserlerden faydalanılmak suretiyle, her devirde yazılmış izah ve tefekkür kitapları var. Bir meal alacaksın; bir de hadis tercümesi edineceksin, başlayacaksın ahkâm kesmeye! Önce haddini/hududunu bileceksin.

Tasavvuf, İslam’ın hakikatini anlamak ve yaşamak yolunda kolaylık sağlayan bir vasıtadır.İhlas’ın derinleşmesine, pekişmesine ve kesintisiz hale gelmesine yardımcı olan bir manevi terbiye metodudur. Tasavvuf, ilmi lüzumsuzlaştıran bir kestirmecilik iddia kârlığı değildir. Öyle zannedilirse, insan, güya “tasavvuf” adına, gurura, kibre, enaniyete, fesada gitmeye yuvarlanır. İslami ölçülerin dışındaki hiçbir yol, insanı Allah’a götürmez. Adı ne konulursa konulsun. İslam bir bütündür. Hayatın bütünlüğünü kuşatan bir mükemmeliyet bütünüdür. Bu bütünlük şuuruna varamayan, İslam’ın hiçbir cüzünü hakkıyla öğrenemez. İslam, gaflette yaşanmaz. Derdimiz bu bizim.

Bilmemek, bilmediği halde bildiğinden emin olmak. Biri basit cehalettir ki; bu halin şuurundaysa, o türlü cehalet çok önemli değildir; hatta bildiği kadarıyla bilmediğine yol bulma talihine de sahiptir. Yardım edilirse, hemen alır ve olgunlaşma, kendini geliştirme yolculuğuna başlar. Fakat bilmediği halde bildiğinden emin olmak ve bu yönde iddia sahibi olmaya cür’et etmek, bir cehl-i mürekkep’tir. Şuursuzluk, cehl-i mürekkeb’in inadisinden doğuyorsa; tedavi son derece zorlaşır. Gaflet, dalalete dönüşmüştür. Kalbi göz, görmez hale; kalbi akıl, düşünemez hale gelmiştir. Hele bir de, etkili olmak imkanına sahip ise; zulmeti (karanlığı) daha da koyulaşır. Halbuki az şey biliyormuş gibi görünen öyle insanlar vardır ki; ‘kalbi göz’leri ve ‘kalbi akıl’ları açık olduğu için irfan nasibine sahiptirler ve şifahi kültürleriyle basiret şuuruna erişmişlerdir. Onlar düşünürler, onlar tefekkür ederler, onlar hadlerini bilmenin tevazuu ve sorumluluğu içindedirler. Peki bu farklılık nereden nasıl doğuyor ve her şeyin ileriye gittiği sanılan medeniyet sürecinde bu tezat niçin? Cehaletten gelen gafletin ve dalaletin de izalesi kolaydır. Fakat dalalet fenden ve ilimden gelirse izalesi müşkildir. (İmam-ı Rabbani) Fennin ve ilmin aslında özünde elbette ki kabahat yok. Sen öyle biliyor, öyle görüyor, öyle düşünüyorsun. Kalbi ışık olmadığı için; zahiri gözlerin bulanık görüyor; zahiri aklın, arka plana nüfuz edememenin karışıklığı içinde kalıyor. Bilgileri hamal gibi taşıyorsun. Sindiremediğin bilgiler, seni gurura ve iddiaya sevk ediyor. Bu durumda olduğun için de, okumaların, sadece inadi karanlığını artırıyor. İnsanları fikren dalalete atan sebeplerden biri, ülfeti ilim telakki etmeleridir. Cehaletten gelen gaflete çare bulmak zordur. Hem bilmiyor, hem de bilmediğini de bilmiyor. Beşer için iman, bütün kemalatın menbaıdır. Evet iman azalıp çoğalmaz; ya vardır, ya yoktur. Fakat inkişafında ve nurunda farklılaşmalar olur. Çok önemlidir, aradaki benzemezliği iyi idrak edelim. İnsan hayatı, bir ruh-madde sentezi… Ölüm, ruh’un bedeni terk etmesi… Ruh gider, bedenin bütün hayatiyeti söner… Sosyal hayat da bir mana-madde sentezidir… Fakat buradaki beraberlik o kadar kolay anlaşılmaz ve ilk nazarda kavranamaz. Münsebetler o kadar açık cereyan etmez. Halbuki sosyal hayatta da mânâ kayba uğrayınca, madde çürümeye başlar. Bu tedrici ölümdür. Mânâ’dan tâviz verdikçe, maddî durumun parlaklaştığı zannedilir. Düşünülmez ki, o dıştaki parlaklık içteki çürümeyene mâni değildir. nitekim birçok medeniyetler, büyümeleri ve parlaklıkları artarken çürümeye başlamışlardır. Gaye saadettir. Şu halde, İslam, insanın mutluluğudur. Hadis-i Şerif’te beyan edilen “Bakışın ibret, sözün hikmet, sükûtun tefekkür” olması halinin tecellisidir. İlim/amel/ihlas ve ihsan istikametini unutmayalım. Medeniyeti de.

Hastadır bu medeniyet. Bu medeniyetin kökleri çürümüştür. Bu medeniyet kendi kültürünün utancı haline gelmiştir. Bu medeniyet İslam’a muhtaçtır. Ve biliniz ki; insanın şu halini görüp de ‘İslâm’ı korku - tehlike kaynağı olarak göstermek hayata, kültüre, medeniyete ihanettir,’ insanlık suçu’dur. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Necmettin Necmettin 1 ay önce
    Kurqn hidayet kaynagidir tasavvuf ta kurana sunulmalıdır,islamin bir elbisesi yoktur,ama ahlaki vardır,başortmenin binlerce yolu vardır,ahlaki olanımu,min bilir.bir belde de mor başörtüsünütakan kadın,hayat kadınıokarak kabuk edilip çirkinteklifler alınıyorsa,sen bu yöredebu renkte bir başörtüsüyle,namuslu olmaya ,dininin emrini yerine getirmeyemuvaffak olamazsın.Peki simdi sakal sarıkcübbe,neyi temsil ediyor.Takvayımı,cahilliğimi,karakteri mi,zlsefilligimi,terörümü,yoksa cihadımı?tasavvufu mu,yoksa kendiniyetiştirmiş,dava sahibi bir mu'min i mi,hâlâboşboşkonusuyor,kıldan,tüydensevap umuyorsunuz,bu dini,islam ı vahyi bu kadar hurafeye teslim ediyorsunuz yq,tasavvuf ha,daha 20 sene önce,resim haram iken ,şimdi lerde seyh efendilerinin resimlerini taşiyor muritler,tasvvuf bu iste,kul koyunca helâliharamı,vqzgecmeside kolay oluyor zahir,selam ve dua ile
  • Ali rızaAli rıza1 ay önce
    Kuraanı kerim i okuyup anlıyana başka yol mübah gelmez yani kuraan yeter amma anlamayana her yol mübah , çünkü hakikatı anlamıyor , başka yol arıyor , buna istediğin kadar anlat anlamaz , yanlışta ısrar eder bu günkü islamın durumu ortada kim kuraanı kerimin yolunda , ?
  • Zeki ASLAN Zeki ASLAN 1 ay önce
    Sayın Yaşar DeğirmenciKendinizi bir kenarda tutup, başkalarınasoruyorsunuz: "İslam’ı, tasavvufu ne zaman bilip yaşayacaksınız?"Acaba Yaşar Değirmenci yaşadı mı?Şuna inanınız, siz yaşadığınızda, onlar da (isterlerse) yaşayacaklar.Ârifler, "Tatmayan bilmez" buyurmuşlar. Bir insan, eğer tasavvufu yaşamamışsa, başkalarına da nasıl yaşandığını anlatamaz. Tasavvuf konusunda günümüzde çok çeşitli, yanlış bilgiler var. Mesela: - Kimisi şirk olarak görmektedir (A. Bayındır ve ona tâbi' olanlar gibi). - Kimisi, uzakdoğu dinlerinden(Budizm, Hinduizm, gibi) etkilenme olarak niteler. - Kimisi, "olsa, iyi olur, ama, şart değildir" der. - Kimisi, "İslâmın zühd penceresidir" görüşündedir. - Kimisi de H. 2.-3. asırda çıktığı, yani "bid'at" olduğu görüşündedir. Yani "Sahabe zamanında yoktu" demektir bu. OYSA, TASAVVUF: Peygamber (SAV) Efendimizin sahabeye öğretip, yaşattığı hayat tarzıdır. Yani %100 islamdır. Yani bid'at değildir. Şirk değildir. Pencere-mencere de değil, başka dinlerden etkilenme de değildir. Onların böyle yanlış inanışlarda olmasının nedeni, "ilmin, tasavvufa engel olması"ndandır. Bunu, İmam-ı Gazali (KS) Kimya-yı Saadet kitabında açıklamıştır. (15.Fasıl)İnşaallah anlatabilmişizdir.Esselamu aleykümZeki Aslan //////////////////////////////EK////////////////////////////Kimya-yı Saadet ONBEŞİNCİ BÖLÜM : İLMİN MARİFETE PERDE OLUŞU Buraya kadar yazdıklarımızdan insan cevherinin üstünlüğünün ne olduğunu ve tasavvufun: «İlim, marifet yoluna engeldir» sözünün inkâr edilemeyecek bir gerçek olduğu anlaşıldı. Çünkü gerçek şudur ki, dış âlem ile ve bu yoldan elde edilen ilimler ile uğraşıp onlara tamamı ile dalmak, marifet yolundan geri kalmayı gerektirir. Çünkü kalb, bir havuza benzer. Beş duyu da o havuza akan beş ırmak gibidir. Eğer havuzun içinde duru, berrak bir su meydana getirmek istersen, havuzdaki bütün suyu boşaltıp suların getirdiklerinden dibinde meydana gelen siyah çamuru tamamiyle aktarmak gerekir. Bunu yapabilmek için de önce ırmakların yoluna set çekip suyun havuza akmasını önlemek, ondan sonra havuza sızmasını önlemek, ondan sonra da dibini kazmak lâzımdır. Böylece havuzdan, çıkacak suyun da duru olmasını sağlamış oluruz. Irmaklar eski hali ile havuza aktığı ve havuz siyah çamur ile dolu olduğu müddetçe, içinden duru su çıkması imkânsızdır.Bunun gibi, kalbin içinden hasıl olan ilim, ancak kalbin dışardan gelen şeylerden kurtulması ile kazanılır. Ancak içini, öğrendiği ilimden boşaltan; kalbini onun ile meşgul etmeyen bir alimin, daha önce öğrendiği ilmi ona engel olmayıp kendisine ma'rifet yolunun açılması mümkün olur. Nitekim hayal ve dış çevreden temizlenen bir insanın eski hayalleri kendisine engel olmaz. İlmin engel olmasının sebebi şudur ki, bir kimse ehl-i sünnet vel-cemaat'in itikadını öğrenip cedel ve münazara ilimlerinin kurallarına göre kendini tamamiyle bu kabil ilme verse ve ondan başka ilim olmadığına inansa, Ehl-i sünnet itikadına muhalif olan bir şey anlatıldığında «Bu onların itikadına aykırıdır ;onların ilim ve itikadına aykırı olan da batıldır» derse, o kimsenin hallerin hakikatini anlaması mümkün değildir. Çünkü avama (umuma) öğretilen şey hakikatin aynısı olmayıp belki kalıbıdır. Tam marifet ise, ancak kalıbtan öze geçmekle ve hakikatin açılmasiyle mümkündür. Tıpkı badem kabuğunun açılıp içinin ortaya çıkması gibi. Bilki, bir kimse cedel (münazara) ilmini hasmını susturmakta kullanmak için öğrenirse, ona hakikat açılmaz. Eğer zahiri ilimden başka ilim yoktur diye inanırsa, bu yoldaki inancı kendisine perde olur. Bu kabil inanç ekseriyetle bulunduğu için zahiri ilimlerin alimi gerçek marifet derecesinden geri kalır, şu halde bir kimse bu kabil inançtan sıyrılırsa, zahiri ilimıer ona engel teşkil etmez. Bu kapı ona açıldığı zaman derecesi gayet mükemmel, yolu gayet sağlam ve inancı dürüst olur. Köklü bir ilme sahib olmayan kimse uzun zaman batıl hayallere bağlı kalır ve az bir şüphe ona perde olur. Büyük alimlerde ise bu gibi şeyler bulunmaz. O halde mükaşefe derecesine ulaşmış bir kimseden ilmin engel olduğunu duyarsan bunun zahir ilim olduğuna inanıp bu gerçeği inkâr etmeyeceksin.
  • yediemirleryediemirler1 ay önce
    Vay vay vayyy yorumlara bakın hele...hakikaten şirazeler kopmuş..tasavvuf Kuran ı kerimin neresinde var diyebilecek kadar cuhela takımı...peh peh peh..bitmişiz ya hu..'
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent1 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız;Malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. 25-30 yıl boyunca Üniversitelerde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanarak EMEKLİLİK HAKKINI ELDE ETMİŞ Yaşlı Doçentleri, yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.
  • engineerengineer1 ay önce
    şimdi artık Kuranın kuralları değil mörfinin kuralalrı rağbet görüyor, din adına dinden ayrı ne varsa empoze ediliyor, haram rüşvet irtikap kayırma ne varsa mevcut, rüşveti veren de alan da memnundur devrinde kime neyi anlatacaksınız, bakınız temel'in fıkrası var,isanın papazı öptüğü fıkrası , okursanız anlayacaksınız insanlık aleminin nereye geldiğini, şeytanın imparatorluğuna hizmeti dindenmiş gibi sunanlar, Allah cc Azizün Züntikamdır, bekleyin Allah cc nün cezalandırması yakındır ve Allah'a ve Dinine ifitra edenler bunun karşılığı olan cezalandırmayla pek yakında yüzleşeceklerdir, amenna ve saddekna, Cenab-ı Hk imhal eder ihmal etmez ve hainleri perçeminden yakalar, yeter bu milletle alay etiiğiniz, milley mal yerine koyduğunuz ve milletin sırtından semirdiğiniz, irtikap ettikleriniz sizi kurtaracak mı bakalım?
  • hasan...hasan...1 ay önce
    Güzel, müfîd ve müstefâd bir makâle... @Berk Ünal: Ehl i Sünnet ve Cemâet İtikâdı'nda îmân'ın, nûru azalıp artabilir yoksa kendi değil; zîrâ "îmân, bir bütündür, bölün(e)mez"Vesselâm...
  • bozerenbozeren1 ay önce
    tasavvuf nedir ya? sonradan uydurulmuş şeyleri İslama bulaştırmayın. dinimizin izzetini çamurla sıvamayın.
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    Tasavvuf kuranın neresinde var. Kullun hakkı haktır ödemeyenin cenazesi kılınmaz lakin, Kul hakkı kuranın neresinde var. Kuranda şirk ten beri ve tagutu red var. Kul hakkını şirkin önüne koyanlara saatlerce politika konuşup, tagutu bilmeyenlere oruc tutup faizle tatile cıkanlara ,ğünde beş kere anlı secde görmeyenlere .
  • Serdar ÇapanoğluSerdar Çapanoğlu1 ay önce
    Sorunuza cevap çok kolay. Ne zaman bizim büyüklerimiz bize birşeyler yaşatırsa, biz onu sürdürmeye devam edeceğiz. Mazlesef sahtekar sosyalist, sahtekar milliyetçi ve sahtekar dindarlar bize örnek oldu.
  • Berk ÜnalBerk Ünal1 ay önce
    Yazınızı beğenerek okudum. Ehl-i sünnet ve cemaat akidesine uymayan bir cümle var. İmanın artıp artmaması ile ilgili.İman artıp azalır. Bunun delilleri çok.Fetih 4.Enfal 8.Al-i imran 173Tevbe 124Ve birçok hadis-i şerif mevcut

Günün Özeti