• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Hayatımız yaşadıklarımızdır!

12 Aralık 2021
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Hayatımız yaşadıklarımızdır. Dilimizdeki iddialar, hatıralar, alakalar, mensubiyetler, yaşanmıyor ise; hayatımızı etkileyip yönlendiremiyor ise, kendi kendimizi kandırıyoruz demektir. İmanımız, dâvâ şuurumuz, meselelere bakışımız pratiğe yansımıyor, sosyal hayatımızda kendini göstermiyor. Bildiklerimiz, okuduklarımız, dinlediklerimiz, anlattıklarımız nakilden ibaret kalıyor. Peygamber Efendimizden bahsediyoruz, Allah dostlarının hayatından,  mevıza kitaplarından menkibeler anlatıyoruz, ancak yeteri kadar etkimiz yok! Ağırlığımız yok! Gidişat bizi sürüklüyor. Özne değil; nesneyiz. Âyette zikredilen “Üsve-i Hasene” olamıyoruz. Sünneti çağa taşıyamıyoruz. Zaman ve mekan üstü bir hayat nizamını dar kalıplar içine sokmaya çalışıyoruz. Okyanusta bile bir katre olmayan halimizi okyanus zannediyoruz. İbadetin ruhunu, o ruhun bize kazandırdığı ahlakı, fazileti, nezaheti, nezaketi, şefkati, hikmeti, merhameti sosyal hayatımıza hâkim kılmalıydık. İnsanlara karşı sorumluluğumuzu, Rabbimize karşı sorumluluğumuzdan ayrı düşünmemeliydik. İnsanlara karşı mükellefiyet ve mesuliyetimizi yerine getirmeliydik. İbadetlerimiz bize şuur vermeliydi. Her ne kadar ibadetler Allah ile kul arasında gerçekleşiyorsa da ibadetlerin gayesi kulun diğer insanlarla olan münasebetlerine yansımalıydı. Kur’an’ı, bize nazil olan, hayat kitabımız olarak okumalıydık. Mesela, hepimizin bildiği “Elemtera” sûresinin manasına hiç baktık mı? Tarihi “fil vakası” üzerinden ahlaksız gücün ibretlik akibeti anlatılır. “Güçlüyüm, o halde haklıyım” mantığı ile hareket edenlerin er-geç hüsrana uğrayacağı beyan edilir mukaddes kitabımızda. Kezâ “Tekasür Sûresi”. Modern zamanların en tehlikeli hastalığı olan ‘güç tutkusu!’na dikkat çeker. Varoluş amacını yitiren, dünyevîleşme belasına uğrayanlara karşı uyarır bizleri. Servetin keyfimizce tasarruf edeceğimiz bir mülkiyet değil, hesabı sorulacak bir emanet olduğu ifade edilir.

Ne olur biraz TV dizilerinden kurtulup ‘sûre dizileri’ne baksak! 

İçinde bulunduğumuz toplumu içten içe çürüten-yozlaştıran “Dünyevîleşme hastalığı!”nın farkında mıyız? Yapılan istatistiklere göre, insanlar en çok alışveriş merkezlerine girip çıkıyor. Bu da gösteriyor ki; toplumsal hayatın merkezinde artık camiler değil, “alışveriş merkezleri” var. Günümüz insanının hayat tarzı, olmazsa olmazı: lüks-israf-alışveriş! Gün içinde karşılaştığımız insanların çoğuyla, dostluk, arkadaşlık yahut din kardeşliğinin yerinde televizyon var, internet var, sosyal medya var, dijital işgale esaret var. Daha düne kadar “bütün yeryüzü mescid” diye inanılırken, bugün ‘bütün yeryüzü’ pazara dönüştü. ‘Küreselleşme adı altında aidiyetimiz, kültürümüz, kimlik ve kişiliğimiz kaybedildi/kaybettirildi. Özenti, taklit, aşağılık kompleksi bizde şahsiyet bırakmadı. Malzemesi insan olan en güzel varlığa biçilen rol, ‘tüketici davranışları’ başlığı altında toplanıyor. Kafa yorulan tek mesele var: Kapıdan içeri giren tüketici, cebindeki parayı nasıl daha kolay harcar? İnsana böyle bakınca, gördüğümüz hınca hınç kalabalıklar, yan yana yürüyen bir ‘yalnızlar ordusu’nu andırıyor.

Yapılan günahlar, isyanlar, (haram-helal, günah-sevap, meşrû-gayrı meşrû) sınırlarının ihlali, bunların sonuçları. Bizi toplumsal patlamalara götürüp ‘cinnet toplumu’nun bireyleri haline getiriyor. En basiti, zenginliği paylaşamayan insan, yoksulluğu paylaşmak mecburiyetinde kalacak belki. Bu problem, siyasi ve ekonomik olmanın ötesinde, ahlakî bir sorun. İnsanlık, ihtiyaçlarıyla ilgili bakış açısını çâresizce değiştirecek. Gönüllü olarak yapmadığı şeyi mecburen yapacak! Ama nasihatla, ama musîbetle. İnsan, kendi yaptıklarıyla kendi varoluş sebebini ortadan kaldırıyor âdeta. Sebep oldukları olayların neticesinden şikayet ediyorlar. Artan huzursuzluklar, bunalımlar, şiddet, intiharlar, ölme ve öldürmeler, vs. 

Mesela ‘küresel kuraklık’tan bahsediliyor. ‘Irmağın kenarında abdest alıyor olsan da suyu israf etme!’ diyen bir medeniyetin çocuklarının, ‘su ortaktır’ buyuran bir Peygamberin ümmetinin evlatlarının böyle bir problemi olabilir mi? ‘Kadına şiddet’ gündemde. Bir sürü faaliyetler yapılıyor, polisiye tedbirler alınıyor. Buna rağmen sonuç ortada. “Kadının hakkından Allah’a sığının. Onlar size Allah’ın emanetidir. Sizin en hayırlınız hanımına iyi davranandır” diyen bir medeniyetin insanında böyle bir mesele olabilir mi? ‘Aile bitiyor, gençlik çöküyor!’ vs. Bütün bu ve benzeri meselelerimizin sebebi kendi değerlerimizden uzaklaşmamızda değil mi? Fıtrattan uzaklaşmanın getirdikleri. Daha fecaatı; suyun, toprağın, ateşin ve havanın gayesi dışında kullanıldığında bizi nasıl bir cezanın beklediği. Üstad Sezai KARAKOÇ da “TUFAN”  yazısında, bu hususa şu ifadelerle dikkat çekiyor:  

“Toprak dayanamıyor ve çatlıyor. Bu, gelişerek bir toprak tufanına kadar gider. Sonra ateş ve hava da verdi işaretlerini. Bütün işaretler verildi, ama insan uyanmadı.

Toprağın ve ateşin öcüyse başlamıştır bile. Atom, hidrojen, kobalt bombalarını yaptık. Ucundan ateş fışkıran tanklar ve silahlar yaptık. Güldüre güldüre öldüren, ağlata ağlata yok eden, boğan, pörsüten gazlar icat ettik. Ateş, toprak ve hava bizden öç alsın diye kendi elimizle ve kendi aklımızla bunları yaptık. Bir gün bir yerde, toprak, bir kanser uru gibi büyüyüp üzerimize yürümeye başlarsa hiç şaşmayalım. Bu, toprağın tufanıdır ve ikinci tufandır. Bir gün bir yerde, bir ateş başını alır, önüne geleni yakıp doğudan batıya veya batıdan doğuya doğru kahredici bir kudret halinde ilerlemeye başlarsa hiç şaşmayalım; bu, ateşin tufanıdır ve üçüncü tufandır. Örneğini cihan savaşlarında görmedik mi? Bir gün bir yerde, bir gaz kümesi, bir radyoaktivite bulutu, üstünden geçtiği şehirleri, üstünden bir kımıl bulutu geçmiş bir buğday tarlası gibi kupkuru ederse, bir “ölüm bulutu” gibi geçtiği yerlere ölüm tohumlarını saçarsa, buna hiç şaşmayalım. Bu, havanın tufanıdır ve dördüncü tufandır ve son tufandır. Ve örneğini hiç görmemiş de sayılmayız.

İnsanoğlu, yeryüzünden alınıncaya kadar, suyun, toprağın, ateşin ve havanın niçin var olduğunu düşünüp onları bu en yüce ödev için kullanmadıkça, bu kudretlerin eliyle, küçük veya büyük ölçüde cezalanacaktır. Bir tabiat kanunu değil, onu da içine alan ilâhî bir kanundur bu.” Ders çıkaralım, fıtrata dönelim. Diri için gönderilen kitabımızı unutmayalım.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Nur Ahmet

İnsanların başına gelen kötü şeyler,insanların kendi elleriyle işledikleri yüzündendir,veya başlarına gelen iyi şeyler de AllahCC) ' tandır diye Kur'an da belirtilmektedir.Mesela kadınları ele alalım;Kur' an da erkek kadından bir derece üstündür diye belirtilmektedir.Yani kadınlar feminizm fitnesine inanıp ,onu uygulamaya geçerse,kocasını adam yerine koymaz ise ,ailede kargaşa,tartışma,huzursuzluk bitmez.Gavurun müslümanları,müslümanlığı,aile yapısını,gelenek,görenek vb..bozmak için kullandığı bir araçtır feminizm.Kadın erkeğe eşit değildir.Fakat insan olarak onları ikinci plana atmak,hor görmek,aşağılamak anlamı çıkmaz bu fikirden.Cennet müslüman annelerin ayakları altındadır hadisiyle kadınlara gereken değer verilmiştir.Ailede karşılıklı sevgi ve saygı olursa ,huzursuzluk olmaz,aile mutlu bir hayat sürer ve boşanmalar da olmaz.Boşanma sonucu parçalanan aileler büyük sorunlarla karşılaşırlar,en çok çocuklar zarar görmektedirler,psikolojileri bozulmaktadırlar.Boşanan insanlar zamanla başka insanlarla evlene biliyorlar,yeni evliliklerde huzur ,mutluluk bulmak zor da olabiliyor,ahlakı bozulmuş şimdiki toplumda çocukların yeni yuvada güvenlikleri de tehlikeye gidebiliyor,yani sapkınlıklar olabiliyor,kendi öz çocuğunu taciz eden babalar olduğuna göre ,üvey çocuklar daha çok tacize maruz kalabilir.Onun için aileler bütün bu riskleri düşünerek boşanmadan mutlu olmanın,huzurlu olmanın yollarını aramalılar.Herşeyi büyütmeden,sorun haline getirmeden çözmeliler ,yoksa daha kötü sorunlarla karşılaşabilirler.Mesela kadın cinayetler;Bu erkeklerin hayvanlığından ,imansızlığından,vahşiliğinden ve eğitimsizliğinden başka bir şey değildir.Bir söz vardır,evlenmeden önce gözünüzü dört açın,evlendikten sonra yarım açın diye,yani çok önemli olmadıktan sonra bazı şeyleri görmemek lazım,büyütmemek lazımdır aile huzuru için.Yine doğayı de bizler kendi ellerimizle,yaptıklarımızla yaşanmaz hale getiriyoruz,bunun tedbirini almalıyız,fakirliğimize de Allah(CC) ,tarafından yasaklanan israf fiilini işleyerek ve malın zekatını vermeyerek kendi ellerimizle sepep oluyoruz,doğanın bozulmasına ve iklimlerin bozulmasına,kuraklığa yine kendi ellerimizle işledikleriniz yüzünden sebep oluyoruz.İnancımızın,İslamiyetin bozulmasına da Allah(CC) 'nin emirlerine itaat etmeyerek hem dünyamızı hem de ahiretimizi kendi ellerimizle ,faaliyetlerimizle sebep oluyoruz.Yani bu dünyada ne ediyorsak ,burada ve öbür alemde karşılığını buluyoruz.İlk emir oku dur,yani akıllanın,bilglenin,şeytanın ve tayfasının oyunlarına gelmeyin ve Ayet te Biz aklını kullanmayanların üzerine pislik atarız diye Allah(CC) tarafından uyarılmaktayız .
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23