THY - Trabzon

Dinimizi hayatın dışında tutmayalım!

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Ayet ve hadislerle kurulmuş bir hayat nizamımız olsun. Nasıl mı?

Bizim için hayat olan, hayat tarzı olan, dünya görüşü olan, hayattan çıkarıldı. Kendi hayat tarzımız ve dünya görüşümüz bizi terk ettikçe, kalan boşluğu, batı hayat tarzı, batı dünya görüşü dolduruyor. Diğer adıyla kapitalizm, kendi idealimizin yerini almaya çalışıyor.

Zannediyorlar ki İslâm hayattan uzaklaştırır. Onun için de, ancak yaşlanıp elden ayaktan düşünce dine yönelmeyi planlayarak, şimdilik yaşamaya(!) devam ederler.

Halbuki İslâm hayattır, aydınlıktır, berekettir. İnsan İslâm’dan uzaklaştıkça hayattan da uzaklaşır, nefes alıp vermekte olan bir ölü haline gelir. Peygamber Efendimiz, içinde namaz kılınmayan evi kabir’e benzetmiştir. Çünkü İslâm, hayatın nûrudur. Çünkü İslâm’dan kopan, zulmete yuvarlanır ve uyanılmaz uykulara dalar.

   Bugün insanlığın içinde bulunduğu meselelerin çözümüne kafa yoranlar “din”leriyle ilgili problemlerini çözmeğe mecburdurlar. Çünkü İnsan Meselesi’ni ancak İslâm çözer. İslâm’a davet hayattan uzaklaşma değil, hayatı yaşanır hale getirme davetidir. Hangi insan bir mesele söyleyebilir ki, küçük bir irtibat okuyla çözülemez olsun? İslami Hayat Görüşü’ne sahip miyiz, değil miyiz? Sahip değilsek, Müslümanlığımızda eksik bir taraf var demektir. Bu fark ihmal edilemez ki. İhmal edilirse, kavram yetersizliğine uğrarız ve anlaşabilmemiz çok zorlaşır. Elbette ki inandığım gibi düşüneceğim. Düşünceye yön veremeyen inanç, zaten ciddiye alınmaya layık değildir. Milli ve manevi vahdet, sadece yan yana ve uslu uslu durmaktan ibaret değildir! O vahdet, muayyen değerlerin canlı tutulmasından ve hayata yön vermesinden doğan bir neticedir. Milleti millet yapan değerlere önem verilseydi ve onların sosyal hayatımızı yönlendirmesi sağlansaydı böyle mi olurdu?

Bir ülkede fakirliğin artması, zenginlerin israfı yüzündendir. Zenginler fakirlerin duası sayesinde merzuk olurlar. Onlara verilen mal-mülk israf etmeleri için değildir. Tasarruf vekaletini su-i istimal edenler, mülkün hakiki sahibine hesap vereceklerdir.

Mikropların varlığını göstermekle, hastalanmayı izah etmiş olmazsınız. Asıl bakımsızlık ve beslenememek sebepleri üzerinde durmak lazımdır. Rad Suresinde buyrulduğu gibi; “Bir millet kendi özünü değiştirmedikçe, Allah da onların halini değiştirip bozmaz.” Biz ne “biz” olarak kalabildik, ne de onlar gibi olabildik. “Biz” olarak kalamadığımız için kendi kaynaklarımızdan yeterince istifade edemedik. Onlar gibi olamadığımız-olamayacağımız için onların kaynaklarından da faydalanamadık. Yaşadığımız dünyanın halini şu kuralın ışığında değerlendirebiliriz:

Manevi değerlere bağlılık şuuru, fikren veya fiilen zayıflayınca, tabii farklılıklar hicranlı tezadlar haline dönüşür ve menfaat çatışmalarının neticeleri çeşitli buhranlar halinde karşımıza dikilir.

   İnsan, Rabbinin emirlerine uygun olarak yaşayacaktır. Fıtratıyla da buna muhtaç ve müsaittir. Dünya hayatı geçicidir. Hikmet-i vücudu, ahiretin yani ebedi hayatın tarlası olmasıdır. Hesap gününe, sadece amellerimizle gideceğiz. Nefeslerimiz sayılıdır. Muayyen vakitte hepimiz öleceğiz. Ölüm, mümin için gerçek uyanış, gerçek doğuştur. Ölümü tadacak olan nefs’tir. Ruh, Allah’ın hikmeti muktezasınca, baki kalacaktır. Ruh’un keyfiyetini bilmeye çalışmamalıyız. Bildirilenle iktifa etmek mecburiyetindeyiz. Cennet, rıza-i ilahiye vuslat mahallidir, Fakat ‘nasılsa öleceğiz’ diye oturup durmak yok. Yarın ölecekmiş gibi hazır bulunup, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışacağız. Dünya nimetleri bizim içindir. Daima şükür hali içinde bulunarak onlardan faydalanacağız. 

Rızık temini için çalışmak, ibadet gibidir. Lakin hırslı olmayacağız. ‘Hırsla kazanılan’ da meymenet ve bereket yoktur. Kader, Allah’ın ‘her şeyi önceden bilmesi’ ile alakalıdır. Biz kaderimizdeki amelimizi cüz’i irademizle dilemiş olmamızdan dolayı sorumluyuz. Kaderde var olduğu için biz onu yapmak durumunda kalmış değiliz. Bizim cüz’i irademizle o ameli işlemek isteyeceğimizi Cenab-ı Hak bildiği için, kader yazısı öyle yazılmıştır. Tedbir, kader inancına aykırı değildir. Tedbir mecali ve imkanı varken tevekkülle yetinmek, İslam’a uymaz. Çünkü Allah, aklını kullanmayana murdarlık verir. Çaresiz kaldığı için sadece tevekkülle ve dahi ihlasla Rabbinden niyazda bulunanın önünde nice kapılar açılır. Çünkü Müsebbibül Esbab, Cenab-ı Hak’tır. “Ol!” der, olur. Yoktan var etmek, ona kolaydır. Dinimizi korumamız için, bir miktar maddeye ihtiyaç vardır. Peygamberimiz, kendisini sevenlerin, ahir zamanda bir kalkan edinmelerini istemiştir. Bir hadiste, “Hayırlınız ahiretini dünyası için, dünyasını da ahireti için terk etmeyendir” buyruluyor. Cenab-ı Hak gayretten ve sabırdan uzak kalanı, iki cihanda da hüsrana uğratır. Külli manada “hüsran” iki cihandadır (22/11). Kul her ne yapacaksa dünyada yapacaktır, teklif mahalli dünyadır. Hem dünyada, hem ahirette bahtiyar olmanın yolları gösterilmiştir. Şu hadislerin ışığında düşünüp hayatımıza yansıtalım. “Allah şu Kur’an’la âmil olan kavimleri yükseltir ve onunla gitmeyenleri alçaltır” buyruluyor. O’nunla yürüyenler içinde de elbette çileli mahzun ve muzdarip insanlar bulunabilecektir; hüküm, külli neticeyi işaretliyor. Esasen asıl yük de o insanların üzerindedir ve onlar diğerlerinden aslen daha bahtiyardır. İslam; dengeyi, inceliği, bilgiyi emreder. “Dinde aşırı gidenler helak olurlar.” Peygamberimiz, dünya işleri bir sınırın ötesine taşınca “Ferahlat ya Bilal” manevi kesafet çok artınca da “Konuş ya Aişe” buyururlardı. Zaman zaman dinlendirici- ferahlatıcı çareler aramamız tavsiye olunmuştur. “Ben kolay ve müsamahakâr bir din ile gönderildim”, “Dininizde kabalık ve katılık görmekten hoşlanmam”  “Kolaylık gösterin, zora koşmayın”, “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”, “Rasulullah va’z u nasihat hususunda bıktırmamak için uygun vakit seçerdi.” Dünyanın kıymeti, ahiretin tarlası olmasıdır. Ahiretten mücerret ve müstakil olarak dünyanın hiçbir kıymeti yoktur. Dünya, kâfir için gaye; mü’min için vasıtadır. Dünya hayatını hesabını verebilecek şekilde yaşayanlar, ahiret hayatında ebedi mutluluğu yakalar. 

Gündüzü âbâd edilmiş bir günün gecesi berbâd olmaz. Çünkü “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz, nasıl dirilirseniz öyle mahşere çıkarsınız.”

 

YORUM YAZ

  • ŞahinŞahin4 gün önce
    Allah cc ebediyyen razı olsun
  • ferhat ferhat 3 gün önce
    din derken hangi din ...