• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
21 Eylül 2019

Cemaatler ve tarikatlar; uymamız gereken ölçüyü biliyor muyuz/unutuyor muyuz?

Son dönem yaşananlar, bizim Müminler olarak nefs muhasebesi yapıp uyduğumuz  ölçüleri tekrar gözden geçirmemizi gerektiriyor. Âyet ve hadislerin ışığında kendimizi gözden geçirelim. Bir nefs muhasebesi yapalım. Önemli iki hadisi şerifle başlayalım. 

‘Sizin hayırlınız işin fıkhını kavradıktan sonra ahlakı güzel olanlarınızdır.’ ‘Sizin İslam’ı en hayırlı olanınız, fıkhı kavradıktan sonra ahlakı güzel olanlarınızdır.’ Demek ki, fıkıhsız dervişlik olmaz.Hayırlı veya şerli olup olmadığımızı da Peygamberimiz ashabına sorar:

‘Sizin hayırlınız hanginiz, şerliniz hanginizdir söyleyeyim mi?’

‘- Buyur, ey Allah’ın Resulü’ dediler. 

“-Sizin hayırlınız kendisinden hep hayır umulan ve şerrinden emin olunanızdır. Sizin şerliniz de kendisinden hayır umulmayan ve şerrinden emin olunmayanınızdır.” Kur’an-ı Kerim ümmet ifadesini kullandığı yerlerde ondan hangi özelliklerle söz ediyorsa bu özellikleri ümmeti ümmet yapan özellikler olarak görebiliriz. Şöyle buyruluyor:

“Siz insanlık için yaratılan en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri yasaklarsınız, Allah’a iman edersiniz…” Maruf, dinin ve aklıselimin iyi dediği, münker ise yine bu ikisinin kötü saydığı şeylerdir. O halde ümmetin oluşmasındaki ilk merhale, onu oluşturacak müminlerin iyilikleri anlatıp emretmede, kötülükleri tanıtıp yasaklamada duyarlı olmalarıdır. Bireysellik, vurdumduymazlık, bana ne, sana ne demek bu ümmetin fertlerinde olmaması gereken huylardır. Bu durum elbette iyinin ve kötünün bilinmesini de gerektirir. Böylece bu ayetten ümmet için üç temel özellik belirlemiş oluruz: Allah’a iman, marufu emretme ve münkeri yasaklama. (Âli İmran 104, 110. Âyetlere bakabilirsiniz.) Ayrıca;

“Sizi biz vasat bir ümmet yaptık ki, insanlara şahit olasınız, resul de size şahit olsun.” O halde vasat olma da bu ümmetin bir başka özelliğidir. Vasat, yani aşırılıklardan uzak, orta çizgide, adil ve makul. (mutedil ve müstakim) Asrımızda ümmetin yaşadığı en büyük belalardan biri vasat olmayı başaramayışımızdır. Ümmetin fertleri vasat olursa insanlar için şahit olmuş olurlar. Burada sözü edilen şahit olmada şöyle bir manada vardır. Varlığın iki temel alanı vardır; âlem-i gayb (imanın alanı) ve âlem-i şehadet. (duyularımızla algılayabileceğimiz dünya) Rasulüllah’ın müminler için şahit olması, onun gayb âlemini görünür kılan müşahhas bir örneklik oluşturması. Müminlerin diğer insanlara şahit olmaları da Rasulüllah’tan sonra bu örnekliği onların üstlenip bihakkın yaşamaları, diğer insanlara gaybın görünür bir temsilcisi olup, gayba iman eden bir insanın ahlakını kendi üzerlerinde onlara göstermeleri İslâm’a insan kazandırmalarıdır. (Hidayetlerine vesile olmalarıdır.) Bu da bu ümmetin fertlerinin vasat bir ümmet özelliğidir. 

Medine’de Evs ve Hazreç kabilelerinin çok uzun yıllar düşmanca yaşamalarının ardından iman edip kardeş olmaları sebebiyle Allah bütün müminlere şu gerçeği hatırlatıyordu: “Ey iman edenler! Allah’a karşı nasıl gerekiyorsa öylece takvalı olun ve sakın ha, Müslüman olmaktan başka bir vasıfla ölmeyin”. Peki, müminler ne yaparlarsa Müslüman olarak ölebilirler? “Allah’ın ipine/Kur’an-ı Kerim’e cemaat olarak sarılın, fırkalara ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, hani siz birbirilerinize düşmandınız da O sizin kalplerinizi kaynaştırdı ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Ateşten bir çukurun tam kenarında idiniz de O sizi oraya düşmekten kurtardı. İşte hidayeti bulasınız diye Allah ayetlerini böyle açıklıyor. Sizden hayra çağıran, marufu emreden, münkeri yasaklayan bir ümmet olsun. Kurtulacak olanlar da sadece onlardır.” (Âl-i İmran:102-104) Ayetler ümmet olabilmenin ön şartlarını sıralıyor: Önce sarsılmaz bir iman, sonra Allah’a karşı hakkıyla takva, yani O’nun emir ve yasaklarına riayet, iyilikleri hâkim kılmayı ve kötülükleri ortadan kaldırmayı her bireyin görev bilmesi, Müslüman kalabilmek için azami gayret, bunun için cemaate uyma, fırka oluşturmaktan kaçınma. Amelsizlik bizi kötü malzeme verir hale düşürdü. ‘Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâket, başına ne geldiğini bilememesidir. Cemaatler, tarikatlar meselesi rastgele hortlatılmadı ve hiç bir zaman da kolay kolay bu ülkenin gündeminden inmeyecek böyle gidersek. Hiçbir cemaat FETÖ gibi kaset, montaj, şantaj, hırsızlık, yolsuzluk gibi aşağılık hareketlere kalkışamaz. Kalkışırsa ona cemaat denmez ve gereği yapılır. Türkiye’nin ilk kez bu kadar derinlemesine ve bütün şer güçlerce kuşatıldığı bir zaman diliminde cemaatler ve tarikatlar meselesi başta olmak üzere Diyanet dâhil bütün İslâmî kurumların itibar suikastına tabi tutulması, kendimize dönmemizin alarmıdır.

Diyanet, cemaatler, tarikatlar, diğer kritik İslâmî kurumlar, bu toplumun geleceğinin sigortasıdır, teminatıdır, düşmanlarının korkulu rüyalar, kâbuslar görmesine yol açan vazgeçilmez kaynaklarıdır. Bu müesseseler kaynak olduğunun hakkını vermeli, Kur’an-ı Kerim’de “üsveyi hasene” olarak zikredilen (örnek olma) istikametini bozmamalıdır. ‘Cemaatler ve tarikatlar meselesi, hem Türkiye’nin bekasıyla hem de geleceği, hem bölgenin hem de uzun vadede kürenin geleceğini Türkiye’nin belirleyebilmesinin imkânsız hâle getirilmesiyle ilgilidir. Cemaatleri koruyamazsanız, akideyi ve aileyi de, ülkeyi ve toplumu da koruyamazsınız!’ Sözünü unutmayalım.

Cemaatlere ve tarikatlara saldırılarak Türkiye durdurulmaya çalışılıyor! Bu saldırı, bütün şer güçlerin ittifak ettiği bir saldırı olduğuna göre âcilen cemaatler kendine çeki düzen vermeli, nefs muhasebesi yapmalı, bu şer güçlere malzeme olmamaya azami dikkat göstermeli. Cemaatin, şer-i şerife bağlı ve şûrasını âlimlerin oluşturduğu otorite olduğu, bu yoksa, görevin âlimlere geçeceği hususu unutulmamalıdır. Tasavvuf dini daha iyi yaşayabilme çabası ise, bu işin de gerçeğini ve sahtesini ancak Kitap ve sünnet bilgisiyle öğrenebilirsiniz. Başka bir ölçü koymaya kalkarsanız, herkesin doğruyu tarifi, sadece kendisine işaret eder. Kendi yaptıklarını tasavvufun özü diye anlatır. Tasavvufun gücüne sığınarak nefsinin arzularını meşrulaştırabilir. Bu yanlışları ancak uymamız gereken ölçüye (Şeriata) uyarak düzeltebiliriz. Birçok ayeti kerime, eğer Allah’ın ipine cemaat olarak sarılmazsanız tefrikaya düşer, yan yollara girmiş olur ve saparsınız uyarısında bulunur. Bir âlimin, bir şeyhin etrafında mektepler olma özelliğiyle toplanma ise sakıncasızdır, tabiidir, belki gereklidir. Cemaat havuzu boşaltılmasın, hep birlikte oraya su taşıyın. Oradan alıp istifade ettiklerinin yerine kendisini koymasınlar. Biz İslam Okyanusuna akan nehir ve dereler gibiyiz. Herkes bağlı oldukları teşkilat, cemaat, tarikat ve derneklerini İslam’la özdeş haline getiriyor. Bu yanlışlığı düzeltmemiz gerek. Zira gruplar, teşkilatlar ve cemaatler İslam okyanusundan istifade ediyorlar ama okyanustan alıp götürdüğü bir bardak suyu, bidonu ya da depoyu okyanus zannederek hareket ediyorlar. Biz İslam Okyanusuna akan nehir ve dereler gibiyiz. Bu okyanusta birer damlayız. Bugün maalesef örf, gelenek ve adetler dinin yerini aldı. Duygusal bir dindarlıktan ilmi bir dindarlığa geçmeliyiz fakat ilim sahibi dindarlar da hissiyatı elden bırakmamalı. Bu yüzden Alimler bunu Beyan, Burhan ve İrfan ekolleri olarak bir dengeye oturtmuşlardır. Şu an ifrat ve tefrit salıncağında ümmeti sallandıran iki grup görüyoruz. Birisi tamamen züccaciye dükkanına giren fil gibi ortalığı kırıp döküyor diğeri de Allah’a giden yollardan sadece bir vesile olanı Fatiha suresinde geçen istikamet yolu olarak görüyor. Amaç başkadır araç başka. Gaye başka, vesile başka. Karıştırmamalıyız. Biz ezilip çiğnenebiliriz ama Peygamber ve O’nun sünnetini ezdirmemeliyiz. Hiçbir şey için Ayet ve Hadis gölgede bırakılmaz. 

İnsanın kendi fıtratıyla boğuşan çelişkilerden uzak durabilmesidir. Tevekküldür, itidaldir, istikamettir… Normalliktir. Bir eli yağda bir eli balda olmak değildir, sanıldığı gibi. Meselelerle müştereken beraberce uğraşmaktır, birbirimize mesele çıkarmak değil. İnsanlığımız azaldı. Bütünlüğümüz ihmale hatta tahribe uğradı. Bu evrensel bir dert, ama bizde daha dramatik biçimde yaşanıyor; kullanamadığımız imkânlara ve yararlanamadığımız şanslarımıza rağmen, böyle bu.

(Devam edeceğim. İnşaallah)

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

SOKAĞIN SESİ

ÖNCE! CEMAAT İN BAŞİNDAKİ KİŞİ GERÇEK İSLÂM HOCASI MI, YOKSA AMERİKA YA DA İNGİLTERE NİN ELE GEÇİRDİĞİ BEYİN Mİ? Fgülen 40-50 YIL SONRA PATLADI! HOCA KILIKLI PAPAZ OLDUĞU ANLAŞILDI! YA DA KUYTUL HOCA MI? ( İnşaat mühendisi 1993-1997 üç yıl ortadan kayboluyor, sonra sakal ve şıh Oluyor. ) YA DA EVRENESOĞLU, YA DA HAYDAR BAŞ, YA DA ŞEYH NAZIM KIBRİSİ ( İngiltere sarayında ağırlaniyor) ,...... ÖNCE DEVLET DİYANET İLE, GERÇEK Mİ SAHTE HOCA MI MİLLETE ÖĞRETİLMESİ UYARILMASI GEREKİR. YILLARDIR KADINLARI TEŞHİR EDİP OYNATAN ŞARLATANA HOCA DİYE HABER YAPILDI!!! ( Meğer İsrail ajanı HAHAM mış) DEVLETİ YÖNETENLER ÖNCE DİYANETİ LİYAKATLI KİŞİLER İLE DÜZELTİP SONRA DİĞER CEMAAT VE ÖNDERLERİNİN DOĞRULUĞUNU KONTROL ALTINA ALSINLAR. AKSİ TAKDİRDE BAŞKA 15 TEMMUZ LAR DA yaşanabilir!!!
  • Yanıtla

sap saman

güzelde ya bu gün olduğu gibi cemaatlar ve tarikatların %99.5 u cia mossad kgb nin kuruluşlarıysa o zaman ne olacak. bu konu susurluk raporunda tescilli. devlet tüm cemamtt ve tarikatları kapatmazsa memlkette huzur sukun sağlanmaz. çünkü %99 u dış kaynaklı kötü amaçlı kurulmuş.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23