• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
06 Eylül 2020

Bir ahlâk isyanına ihtiyacımız var

Yaşadığımız toplumda dinin sâbiteleri ile değişkenlerinin düşünülemez hale gelmesi, imanımızın icaplarının amele dönüştürülmeyip mazeretlere/bahanelere sığınılması; dinimizi hayata müdahale etmeyen bir din anlayışına götürür. Önce çok üzüldüğümüz İslâm dışı hayat tarzına şimdi alıştık/alıştırılıyoruz. 

Hiç olmazsa döne döne Yusuf suresini manasıyla (meali ve tefsiriyle) düşünerek/tefekkür ederek okuyup bir ‘nefs muhasebesi’ yapmalıyız. İlahiyatçı olmamız gerekmez. İçerisinde pek çok ders ve ibretin yer aldığı hayata dair âdeta bir rehber niteliği arz etmektedir.  

Yusuf sûresinde anlatılan Hz. Yusuf, Aziz’in karısının zina teklifine karşı dururken aslında İslam ahlâkının temel niteliğini gösteriyor. Şu anda Türkiye’de çok büyük oranda televizyonlar vasıtasıyla işlenen büyük ahlâksızlığa karşı mümince bir duruşu nasıl ortaya koyacağız? Şeytanın bize sunmuş olduğu yaldızlı ahlâksızlıklara karşı, hangi zindanı tercih edeceğiz? Hz. Yusuf, “Ben zindanı tercih ederim” diyor. Bu duruş aslında ortaya çıkan bütün ahlâksızlığa karşı bir içe kapanma veya susma değil bilakis gücü oranında ahlâksızlığın önünü kesme çabasıdır. Burada ahlâki duruşu ve ayrışmayı net ortaya koyan bir tavır görüyoruz. Bu duruş, televizyonda herhangi bir ahlâksız bir program yayınlandığında veya yazılı basında herhangi bir ahlâksız yayın yapıldığında ya da çevremizde herhangi bir ahlâksız görüldüğünde ortaya konacak olan sevgili Peygamberimizin elle düzeltme emrinin tecellisidir. Böylece müminler, bir kötülük, bir ahlâksızlık gördüğünde ona eliyle, diliyle ve kalben müdahale etme sisteminin ahlâk anlayışını ortaya koyduğu için Allah yeni bir ahlâkın Kur’an ahlakı’nın/Nebevi ahlâkın dirilmesini nasip edecektir. Bu müdahale Allah’ın iyiliği devamlı öven, iyiliği emredip yayan, iyiliği yaydığı için de cennette ‘selam size olsun’ âyetiyle karşılanan müminin tavrının ortaya çıkmasından başka bir şey değildir. Ahlaksızlığın alabildiğine yayıldığı ve artık çok normal görüldüğü böyle bir toplumda böylesine planlı bir gelişme karşısında mümin insanların net bir tavır alması ve tıpkı Yusuf gibi bir ahlak isyanı başlatması gerekiyor. “Ben Rabbimden korkarım” diyerek bu ahlaksızlık karşısında net bir tavır almak ve ahlaki bir duruş sergilemek gerekiyor. Yani Hz. Yusuf’un “iffet gömleğini” kuşanmak. Ki; bu gömleğin önden değil, arkadan yırtılmış olması çok önemli! Ve bu gömlek aslında Yusuf’un ahlaki duruşunu, ahlak isyanını simgeler; Aziz’in karısının şeytanî teklifine karşı ve bizzat kendi nefsine karşı bir ahlak ayaklanmasını ifade eder. Bu bir duruştur, bir modeldir, bir hayat tarzıdır, vahyin hayata müdahalesidir. Yusuf aleyhisselam zindan arkadaşlarına, niçin zindana girdiğini izah sadedinde ilginç bir ifade kullanır: “Terektü millete kavmin…”; yani “ben bir kavmin milletini terk ettim!..” Bu çok çarpıcı bir ifadedir. Yusuf, -ki dünya tarihinin gelmiş geçmiş en güzel yüzlü insanıdır- o genç yaşında bir ahlaki isyan gerçekleştirmiştir ve durumunu şöyle açıklamaktadır; “Ben ahlaksız bir kavmin din haline getirdiği ahlaksız hayat biçimini -ki ‘millet’ bu demektir- terk ettim, reddettim ve bu yüzden buradayım. Yani, o kadının, kendi elinde besleyip büyüttüğü bir delikanlıya açıkça zina teklif edecek kadar alçaldığı rezil ve çirkin bir ortamı anlatmaya çalışıyor. Buradaki millet kelimesini, hayat tarzı olarak anlamak gerekir. Kur’an’da Şuayb (a.s.)’a veya Lut (a.s.)’a kendi kavimlerinin gösterdiği tepki de ilginçtir: “Sen eğer iddialarından vazgeçmezsen, seni sürgün ederiz, taşlayarak öldürürüz veya milletimize geri döndürürüz.” (7/88-89;14/13) yani demek istiyorlar ki, “Sen bizim hayat tarzımıza karışmazsan veya yaşantımızı benimsersen, aramızda sorun kalmaz. Yoksa!...” Kısacası, mesele hayat tarzı mücadelesinden ibaret… Sevgili Peygamberimize daha ilk vahiyde “elbiseni temiz tut ve kötülüklerden hicret et” denmesinin anlamı da budur. Daha peygamberlik görevinin başında bir “ahlak isyanı” başlatması istenmektedir kendisinden. Öncelikli olarak bir ahlak ayaklanması başlatmak, bir ahlâkî duruş ortaya koymak gerekiyor. Dolayısıyla bu duruş eğer günümüzde de tam manasıyla sergilenebilirse, o zaman çok şeylerin değiştiği; ahlaksızlığın mum gibi erimeye başladığı ve bâtılın zeval bulmaya yüz tuttuğu görülecektir. Zaten işin aslına bakılırsa; uluslararası sistemin ve yerel uzantılarının, Müslümanların varlığını bir tehdit olarak görmeleri de onların ahlâkî duruşlarından kaynaklanıyor. Müslümanların ahlâken küresel değerlere (esasen batılı ya da Amerikan tipi hayat tarzına) itiraz etmelerinden kaynaklanıyor. Eğer, bu itiraz kesilirse Müslümanlarla bir sorunu kalmayacaktır. Müslümanlar eğer o kutlu nebîleri örnek olarak, gerçekten bir ahlâkî isyan gerçekleştirebilirse, vahyin hayata müdahalesini kendi kişiliklerinde ve camialarında tebellür ettirirlerse, işte o zaman batıl zail olacaktır. Zaten Kur’an-ı Kerim teorik ve soyut teklifler ortaya koymuyor; tamamen pratik, tamamen hayata ait, tamamen insan hayatında uygulanabilirliği olan emirler ve yasaklar vaz’ediyor. Kitabullah sık sık Hz. Peygamber’e ve onun şahsında bütün müminlere “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” buyuruyor. Kur’an’ın emrettiklerini yapan, yasaklarından kaçınan gerçekten dosdoğru olur. Hz. Peygamber’in saçlarını ağartan sorumluluk da budur. O “Hûd sûresi benim saçlarımı ağarttı” buyurur. Zira bu sûrenin 112. ayeti şöyle buyurur: “Sana tâbi olanlarla birlikte yolunu dosdoğru tut.” Kur’an’ı okumakla, öğrenmekle iş bitmiyor; aslolan uygulamak, yaşamak.  

İyi işler yapmakta acele ediniz. 

Sevgili Peygamberimiz “İyi işler yapmakta acele ediniz. Siz korkmak ve gayrete gelmek için, şu yedi şeyin size gelip çatmasından daha kötü bir şey mi bekliyorsunuz? Birincisi: Her şeyi unutturan fakirlik (dini vazifelerinin yerine getiremeyecek derecede geçim derdine düşmek). İkincisi: Azdıran zenginlik (İnsanı sefahet ve günahlara sevkeden, gayr-i meşru zevkler peşine düşüren servet çokluğu). Üçüncüsü: Aklı ve vücut sağlığını bozan (dini vecibelerini yerine getirmeye engel olan) hastalık. Dördüncüsü: Muhakeme ve şuuru gideren ve insanı saçma sapan konuşturan bunaklık derecesinde ihtiyarlık. Beşincisi: Ansızın gelen (dünyevi heves ve arzularla dolu halde, hiçbir ahiret hazırlığı olmaksızın insanı yakalayan) ölüm. Altıncısı: Korkulan istikbal tehlikelerinin en fenası bulunan Deccal’in fitnesi. Yedincisi: Belası en büyük ve en acı olan kıyamet.”

Rabbimiz bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme. Bizi inkâr edenler için bir sınama konusu yapma. Ahlâki çürümeye yol açan şu topluma karşı bize yardım et. Bunlara karşı bizi muvaffak kıl. İşlerimizde doğruyu bulmayı bize kolaylaştır. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ne isyanı?

kaymakam isyan etti, müdür isyan etti, bakan isyan etti; abuk subukluk bunlar..
  • Yanıtla

Ögeday

Esselamu Aleyküm, hayırlı sabahlar. Evet sayın hocam, yazdığınız gibi bir ahlak isyanına acilen ihtiyacımız var. Bu isyan bazı tarikatların, cemaatlerin ve vakıfların şirk ve ahlaksızlık merkezi haline gelmiş olan yurtlarını kapatmakla başlamalı. Esen kalın.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23