Ahmet Haluk DURSUN Hocamızın vefatı münasebetiyle…

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Erzincan’da köyümdeydim. Çok kıymetli doktorum, gönül dostum, Prof. Recep GÜLOĞLU, gayet nazik ve kibarca kolay söylenmeyecek Değerli Hocam Prof. Dr. Ahmet Halûk DURSUN Beyefendinin üzüntülü vefat haberini verince; Haluk Dursun hocamla geçirdiğimiz günler buğulu gözlerim, yorgun ve mükedder haleti ruhiyemle bugün yaşıyor gibi hatıralarım canlandı. 

Verdiği konferanslar, seminerler, üniversitelilerle özel ‘tarih kültürü’ sohbetleri, yaşadığı ve yaşattığı Osmanlı tarihi, medeniyeti, insanlığa sunduğu şefkat, merhamet, rahmet eserlerinin bugüne verdiği mesajları, Edirne’den Kars’a sığmayan coğrafyayı ‘gönül coğrafyası’ olarak takdimi, verdiği ‘din/dil/tarih şuuru, vs. Mütevazılığı içindeki vakarı, şahsiyeti, ‘üsveyi hasene’ haliyle Peygamber Efendimizin izini sürmesi, karanlık içindeki aydın geçinenlere ‘münevver ışığı’ son dönem makam ve mevkideki yaşayışıyla ortaya koyduğu ‘rehber adam’lığı…

Mahzun evladı fatihanı, Balkanlar’daki Türk izlerini, boğulan/boğdurulan Endülüs’ü, Abdülhamid Han’ın Medine’de kızağa çekilen treniyle ‘tarih yolculuğu yaptırması, trenle ‘ümmet bilinciyle ümmet yolculuğu’ yapması/yaptırması Mohaç’ından Tuna’nın akışını seyretmesi, onu bekleyen ecdat yadigârı topraklardaki nöbet tutanlarla buluşması/buluşturması, ‘Türk tarihinde Osmanlı Asırları’ndan bu milleti haberdar etmesi, sırtında taşıdığı fotoğraf makinası ile o dar imkanlarla belgesel çekmesi; bütün kültür adamları ve siyasilere verilecek en güzel ders ve ibrettir. Hangi birine temas edeyim. Rabbim rahmet ve mağfiret buyursun. Hepimizi Peygamber Efendimizin dizi dibinde buluştursun. Oradaki makamını yüceltsin.

Kültür Bakanlığı’nda sessiz sedasız yaptığı hizmetleri görünce onun çok işlediği ‘Devlet/mekan/insan’ başlığı ile verdiği konferanslar hatırıma geldi. 

1998’de ‘Devlet-Mekan ve İnsan’ başlıklı bir konferansının takdim konuşmasını yapmıştım. O konuşma notlarımı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. 

Devlet-Mekan ve İnsan

Millet olarak; gökyüzü çadırımız, güneş bayrağımız diyorduk. Yüzyıllarca haçlılarla boğuşmuştuk. Dinimize göre kurulan devletimiz, aynı zamanda dinimizin de koruyucusuydu. Devleti basit bir düzen gibi değil, Nizam-ı Âlem ideali gibi görüyorduk. Kılıcımızı Hak’kın ateşinde çelikliyor, Hakkın emrinde sallıyorduk.  Davamız artık kuru bir cihangirlik davası değil; Îlâyı Kelimetullah Davası’ydı. Dinimiz kıyamete kadar baki kalacağından, Devletimize de Devlet-i ebed-müddet diyorduk. DevletBaşkanlarımız valilere gönderdiği tebliğlerde, “Teb’amıza iyi muamele ediniz. Onlar, ya din kardeşiniz yahut  yaradılışta eşinizdir” diyorlardı. Tahtlarının arkasına da, bütün mazlumların koruyucusu hâmisi, dostu manasına “Veliyyü külli mazlûmin” ibaresini bulunduruyorlardı.

Mekana gelince; Osmanlı’da dünyadan ahırete bakan bir mekan anlayışı vardı. İmanı-ameli ihlası maddeye yansımış, o muhteşem mekanların içinde mağrur değil; mütevazı idi. Mekânı ahirete açılan bir pencere gibi görüyor, eserden müessire gitmenin yolu öğretiliyordu adeta...

İnsana ferahlık, aydınlık, sükûnet, huzur, saadet veren, yaşadığını hatırlatan bir mekan anlayışıydı bu. Kışın üşütmeyen, yazın terletmeyen, yormayan, hırpalamayan, dinlendiren apaydınlık bir yapıydı. İnsanını sefertası gibi apartmanlarda oturtmuyor, cam kavanoz gibi nefes almakta zorlanan, toprakla alakasını kesmiş mekanlarda yaşatmıyordu.

O mekan anlayışına bugün ne kadar muhtacız. Paranın, menfaatin, riyanın, dünyevileşmenin kıskacında boğuşan, teknolojinin getirdiği konfor ve rehavet gafletindeki insanımıza ‘Nasıl ışık tutar, nasıl huzur nefesi’ aldırırız?” suali bugünkü mekan anlayışımıza da ışık tutmaz mı? Hırs ve ihtiraslarının esiri olmuş insanımıza “insanlık soluğu” üflenmez mi? Bizlere bahşedilen nimetler, kanaatle-sabırla-şükürle bir ölçü ve dengeye kavuşturulmaz mı? Su alan “insanlık gemisi”ni salimen “huzur limanı”na ulaştırmış olmaz mıyız? Dünkü insanımız; kendisini ibadullah “Allah’ın kulları” olarak görüyordu. Küffara karşı şiddetli, celalli; kendi arasında şefkatli ve merhametliydi. Aklı selim, kalbi selim, zevki selim sahibiydi. “Hikmet müminin yitiğidir. Nerede bulursa alsın” düsturunca, dışarıdan gelen faydalı hususlara açıktı. Cemiyetin menfaatini, şahsi menfaatinden üstün tutuyordu. Dün ineğini komşusunun çayırında, “izinsiz otlattı” diye, akşam sağdığı sütü komşusuna gönderen, alacaklısı bulunduğu kimsenin ev veya ağacının gölgesi altında gölgelenmeyi fâiz sayan, izinsiz girdiği bağdan kopardığı üzüm salkımının parasını üzüm dalına asan insan, bizim insanımızdı. Nalsız beygire yük vurana, hayvana zulmettiğini hatırlatan, buzağılı ineği sonuna kadar sağmayı yasaklayarak buzağıya yeterli süt payı bırakma mecburiyeti getiren de bizim insanımızdı. Saksıdaki çiçekleri dahi konuşturuyorduk. Mesela camın önüne konmuş saksıda sarı bir çiçek varsa, bunun manası “Ey yolcu! Bu evde hasta var. Yüksek sesle konuşup onu rahatsız etmeyiniz. Şayet saksıda kırmızı çiçek varsa “Ey yolcu; bu evde gelinlik kızımız var. Kullandığın kelimelere dikkat et. Ağzından galiz bir kelime çıkmasın” mesajı yüklüydü. Hayatımızı ancak devletle sürdüreceğimize inanıyorduk. Tarih de inancımızı doğruluyordu. Yüzyıllarca devletsiz yaşayan, hatta hiç devlet kuramamış milletler hayatlarını devam ettirirken; Bizde ise nerede devletimiz sükût etmiş ise, bir müddet sonra milletimiz de yok olmuştu. Bu sebeple, “Allah devlete millete zeval vermesin” cümlesini dualarımıza kattık. Alpereniyle, dervişleriyle, dergahları, tekkeleriyle, tebliğ ve irşad halkalarıyla, geniş bir coğrafyayı, Rumeli’yi mânevî ve millî hamurla yoğurarak uğrunda seve seve ölünen vatan toprağı yaptık. Bu topraklar üzerinde kurulan Devlet idaresini; istidatlı, liyakatlı, dirayetli, adaletli, cesaretli kadrolar teşkil etmişti. Adam yetiştirmeyi, adam istihdam etmeyi çok iyi biliyorduk.Bütün bunları gençlerimiz nasıl öğrenecek? Bu güzide evlatlarımıza, “devlet-mekan-insan” meselemize bakış açısını nasıl vereceğiz? Habire açılan derslik sayısından, yapılan binalardan, dışarıdan devşirme yabancı dil öğretiminden bahsedilerek mi bu bakış açısı verilecek? Bilgisayarlarla geliştirilen programlar, ülke kalkınmasında büyük işler başarıyor. Ancak; ahlak, fazilet, vefa, dostluk, duygu, inanç, fedakârlık gibi yüce değerleri internet ağıyla mı vereceğiz insanımıza? Ekonomi ve kalkınmada Ülkemiz artık geri bir ülke sayılamayacağına göre eğitim ve kültürde de öyle miyiz acaba? Kültür ve edebiyat, sanat ve sanat tarihi önemsenmeli. Turistler kilometrelerce uzaktan gelerek ellerinde haritalarla tarihi mekanları büyük bir merak, tecessüs ve hayranlıkla gezip ilgi duyarken bizler kendi mirasımızdan habersiz mi yaşayacağız?  

(Devam ederim İnşaallah…)

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • HalilHalil26 gün önce
    Sayın iman ölçücü,evet şer'î kaideyi önemsediğin belli de, o kıza hakaret etme hakkını kim verdi sana?İslam aynı zamanda ahlak dinidir unutma! Daha dikkatli dil kullanalım.
  • Müvit BayramMüvit Bayram27 gün önce
    İnsan dünyada yaratılmış olan en şerli bir mahluktur. Bütün kötülüklerin kaynağı, iblis ve ordusunun mekanı olan beden kokuşmuş ve necis bir çöplüktür.Bu mezbele iblis ve yüz trilyondan fazla cin şeytanına ev sahipliği yapıyor. Sen kendini bilmeden nasıl alimlik ve bilgelik taslarsın ! İblis ve ordusu zerre kadar boş yer bırakmadan cismine yayılıp doldurarak ortak olmuş ve seninle devamlı bedeni ve ruhi olarak taşak geçerken kime ve neye güvenerek her konuda tafra satarsın ! Bil ki şeytanla tam bütünleşmiş olup ameller ve düşüncelerinin  ekseriyeti onun eserleridir. Cismen gaita, bevl ve zarta dolu olduğunu iyi bil. Yoksa gaitanı bal, bevlini şerbet, zartanı misk olarak pazarlarsın. Tersi de aynen vuku bulur. Gerçi bu ticaret dünyada şeytanına belli süre  fayda sağlar. Akebinde beklemediğin bir mekan ve zamanda intikam şiddetli şekilde alınır. İblis insan denilen mahlukata vesveseyle yani akla getirmek suretiyle  her an sayısız emirler verip pislikler, yaldızlı sözler ve edebiyat öğretmektedir. Kendisini ve amellerini süsleyip, övdüverek yaygınlaştırmakta hakka ve taraftarlarına da sövdürüp yerdirmektedir. Kısacası içinde sayısız cin şeytanı olan ve sürekli çoğalan insan vücutu kendisinin şeytanı ve bir cin devletidir. Akla gelen ve çoğunluğu eyleme geçirilen tüm  yararsız ve mutlak doğru olmayan duygu, düşünce ve bilgiler ya kişinin kendi iblis ve cin şeytanlarınının ya da başkalarının iblis ve ordularının yazıp söylediği zarta vesveselerdir. Teknik konulardaki bilgiler hariç okullarda öğretilen bilgilerin tamamına yakınını iblisler ve ordularının eserleri olarak görmek doğru olur. Peygamberler, evliyalar, salihler üzerinde iblislerin sultanlıkları yok gibidir. Zira peygamberler iblisler ve ordularını kelamullahla yenip yok etmişler, bedenlerini ve ruhlarını nurlarla doldurup gölgesiz hale gelmişlerdir. Evliya, salih ve müminler de  iblislerini yenip yok etmekle meşguldurlar. Kur'an'ın sürekli zikredilmesi, bedende bulunan cinlerin çıkarılıp yerine nurdan varlıklar olan meleklerin doldurulmasına en etkin bir vasıta sayılır. İslam'daki tüm ibadetler cinleri derece derece ve zamanla bedenden uzaklaştıran araçlardır. Yöneticilerin kutsal metinlermiş gibi sımsıkı sarıldıkları ve uyguladıkları demokratik kuramlar gavur şeytanlarının yellenme ürünleridir. Yabancı zartalarla bezenmiş icazetli  ileri gelenler toplumu düzlüğe çıkaracaklarını sayıklayıp millete telkin ediyorlar. Kendi iblisleri yabancı iblislerle anlaşıp ortak bir karar almışlar, batılda birleşmişlerdir. Islam'dan devlet ve millette isim ve cisimden başka bir eser kalmamıştır. Devleti kullanarak haram imkanlara    gark olmuş zevat kendilerini ilah sanıyorlar. Türkiye'nin burnukıyamete kadar necasetten çıkmaz. Çünkü her bakımdan kılavuzu kargadır. Keşkerehber olarak yalnız karga olsaydı. Niceinsan görünümlü aslan, kaplan, sırtlan, köpek, tilki, domuz, maymun ve benzeri şerli yaratıklarüstadlık yapıyorlar.
  • CelalCelal27 gün önce
    Ağzına sağlık sayın hocam...Haluk Dursun Hocamıza da Allah rahmet eylesin Mekanı cennet olsun inşallah..
  • kabirde onu kültürel aksiyonları mı kurtaracak?kabirde onu kültürel aksiyonları mı kurtaracak?27 gün önce
    Bakıyorum da hiç imanının salabetinden bahisle medhü sena eden bir kimse yok! Hep kültürel etkinlikleri, hep onun nasıl kültürcü olduğu! Yahu kızını gördük cenazede; zibidinin teki! İslamı temsil eden hiç bir vasfı yok! Bu mudur övüklediğiniz kişi!
  • meleknurmeleknur27 gün önce
    MEKANI CENNET OLSUN

Günün Özeti