• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
18 Ekim 2020

Ağzı olan herkes konuşmasın!

Biz İslam’ın yaşaması ve hayatın her kademesine hâkim olması diye bir derdi olan ve bunun için çırpınanlar son yaşananlara  çok üzülüyoruz. Her kafadan bir ses çıkıyor. Sabitelerimiz gevşeyince sıkıntılar çoğalıyor. Modern iletişim araçları, sosyal medya, cep telefonları, farklı hızlı değişimler, yaşadığımız son virüsle gelen hastalıklar, vs. 

Bu dijital dünyayı ve her gün yenisi çıkan trendler, linkler mukavemet gösterecek kendi değerlerimizle direnç de gösteremediğimiz için yeterince takip edemeyip olumluları ile de hareket edilmediğinden, ona göre vaziyet alamamaları gibi bir sürü sebep toplumun, ailenin çürümesine engel olamıyor. ‘Olmazsa olmaz!’ diye baktığımız cemaatler, vakıflar, dernekler (gönüllü kuruluşlar da) kendi meşrebini İslam’ın yerine koyup onunla özdeş görmeler, efdaliyet hastalıkları inanan insanları çaresizliğe/çözümsüzlüğe götürmüştür. Türkiye Müslümanları sadece Diyanet’e ümit bağlar hale getirilmiş, kötü örnekler yüzünden cemaatlerin de adam yetiştirememesi tuzu kokutmuştur. Heyecanını, idealini, Rabbinin rızasını kazandıracak salih amel keyfiyetini kaybeden, ‘her hal ve şartta yaşanan bir dini’ olduğunu unuttuğu için de dine uyma yerine dini kendine uyduran kitle de çoğalmıştır. Tabii bütün bunlara ilahiyat ve diyanet camiasındaki heyecansız kadroyu da eklerseniz vehametin boyutunu daha iyi idrak edersiniz. Devlet memuriyetini ‘Allah’ın memurluğu’nun önüne koyan yapı mutlaka değişmeli/değiştirilmelidir. 

Diyanet; Müslümanların dini ihtiyaçlarını (eğitim-öğretim dahil) karşılamaya çalışır. Diyanet; ilmiyle, irfanıyla, irşadıyla, dine hizmet aşk ve şevkiyle, insanlığın içinde bulunduğu bunalımlardan onları kurtarıp, rehberlik edip yol gösterme gayreti içinde olması gereken teşkilattır. Güneş gibi ısısını, ışığını ayırım yapmadan, esirgemeden vermek durumundadır.  

Allah dini; “insanlığın dünyevi ve uhrevi saadeti” için göndermiştir. O dinin yaşanmasında örnek alınacak ilk şahsiyet, Peygamber Efendimizdir. Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bizler için “üsveyi hasene” (güzel bir örnek)tir. Hiçbir şahsın hayatı Rasulullah Efendimiz kadar mevsuk, müdellel ve aydınlık değildir. Yapılan ilmi çalışmalar ve araştırmalar neticesinde teferruata müteallik farklar dolayısıyla bazı fıkhi ekoller zaman içinde teşekkül etmiştir. Ama asliyet dairesi içinde bulunmak icapları bakımından; ne mezhepler arasında, ne İslami tasavvuf meşrepleri arasında asliyeti değiştirecek fark yoktur. Mezhep ihtilafları, içtihad farklılıklarıdır; ilmidir, fer’idir. İtikadi mezhep farkları ise, içtihatla da ilgili değildir; birkaç meseleye inhisar eden izah nüansları ile ilgilidir. Bunların dışında, ‘Sana göre İslam, bana göre İslam, o kavme göre İslam, şu coğrafyaya göre İslam’ diye bir şey olmaz. İslam, asliyetiyle, muayyendir ve mahfuzdur. İslam’ın asliyetini değiştirici tefekkür olmaz. Tefekkür, o asliyete dayanarak yapılır. ‘Yorum’ da öyledir.

İslam, bir  felsefî ekol değil, Allah’ın vahy ettiği Hak Din’dir. Hz. Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulü’dür ve İslam’ı tebliğ etmiştir; ayrıca kendi sözleriyle-amelleriyle-halleriyle ve bütün hayatıyla İslam’ı yaşamış, tatbik ve talim etmiştir. 

Bir İslam âlimi, (akademisyeni demek daha uygun) çıkıp da, ‘Herkes istediği gibi İslam’ı yorumlayabilir’ diyememelidir. Kaş yapmak isterken göz çıkarmayalım. ‘İslami ilimler’ diye bir kavram var. Nedir İslami ilimler? Tefsirdir, fıkıhtır, kelamdır, hadistir, siyerdir, mukayeseli dinler tarihidir, İslam tasavvufudur. Bir İslam âlimi, bir İslam mütefekkiri, dini bir meseleyi İslami ilimlere göre anlatır. Sen irşad edersin; isteyen alır isteyen almaz. Nasipten sen sorumlu değilsin. Varsa hünerin, irşadını güçlendir; izahını şümullendir. Bazı şeylere bile bile katlanıldığı fark ediliyor ama faydası yok. Yanlıştan fayda doğmaz. Şunu da unutmayalım: Herkes kendi nefsinden ve gerçeğinden dilediği kadar taviz verebilir, ama İslam’ın hakikatinden taviz vermek Gayretullaha dokunur. Dine zam da yapılmaz, dinden tenzilat da… 

 Dünyanın gerçek mihverine oturması, İslâm Ahlâkı’na bağlı bir düşünce ufkunun açılması ile mümkündür. İslam’ı yaşamak, onu hayatın bütünlüğü içinde yaşamaktır. İbadet’in kemali, hayatın bir ibadet halini almasıdır. İslam sana bir ‘istikamet’ bir ‘kişilik’ kazandıracak ve sen bu hayatın her safhasını, her işini, o istikamet şuuruyla ve o kişilik sağlamlığıyla yaşayacaksın. Bu, sabahtan akşama kadar devamlı ibadet etmekle de olmaz; daima dinî motiflerle meşgul bulunmakla da, ayrıntıların zahirini dallandırıp çoğaltmakla da olmaz. İnsana ve aileye ulaşmayan tahlillerden sıhhatli neticeler çıkarmaya çalışmak, havanda su dövmektir. Abesle iştigaldir. 

 Hiçbir şey sırf yeni olduğu için itibar ve kabul göremez; hiçbir şey, sırf eski olduğu için reddedilemez. Yenilik de eskilik (alışılmışlık) da, bir’”red’ veya ‘kabul’ sebebi olamaz. Allah akıl vermiş. Ayrı dünyaların insanı olmak coğrafyayla ve mekânla ilgili değildir. Bu hal, bazen, aynı evde aynı işte bile (mecâzen) yaşanır. ‘Faydalıyı alırız, zararlıyı almayız’ denilir. Hadise bir gümrük kontrolü kurma kolaycılığı ile halledilecek kadar basit görülemez. Hataların mahiyetini anlayıp biz doğrusunu yaparak kendi boşluğumuzu doldurmalıyız.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ne guzel baslik

Bende tam bunu diyorum iste agzinolan konusmasin. Birazcik beyni olan akil sahibi insanlar konussun. Sizleree konusmayin bu anlamda
  • Yanıtla

Okur

Hangi İslam anlayışı bu. IŞİD mi Afgan mi İran mi suudilerin mi herkes kendine göre bir İslam anlayışı icat etmiş. En doğrusu 32 farz gerisi güzel ahlak.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23