--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tasarruf Etmek İsraftan Kaçınmak Gereklidir

Vehbi Kara
Vehbi Kara
20

Hem mikro ölçekte hem de makro ölçekte büyümek için tasarruf etmek, tasarruf içinse israf etmemek gerekiyor. Bu önemli konuya biraz ışık tutalım.

Büyümek için kaynağa ihtiyaç duyarız. Örneğin bir devlet gayrı safi milli hasılasını arttırmak için ya borç alacaktır, ya yatırımcıları ülkesine çekecektir veya tasarruf ederek kaynak meydana getirmeye çalışacaktır.

Nasıl ki evimizi büyütmek için ne bileyim mesela iki odalı bir evden üç odalı bir eve taşınmak istiyor isek ya borç almamız gerekecek ya da tasarruf ettiklerimizi toplayıp girişimde bulunmamız icap edecektir. Devletler ölçeğinde de durum aynısıdır. Devlet büyümek üretimi arttırmak altyapı yatırımları yapmak istiyor ise ya borçlanacak ya da tasarruf ettiği bir miktar parayı bu işte sarf edecektir.

Yabancı yatırımcı kar etmek için ülkeye gelir. Eğer karlı bir alan bulamaz ise kılını dahi kıpırdatmaz. Elin oğlu, kimsenin karakaşı kara gözü için bir ülkeye yatırım yapmaz. Ve sonunda da kazandığını alıp götürür. Sana geriye bıraktığı sanayi atıkları ve çevre kirliliğidir.

Evet, istihdamı arttırır, ticareti büyütüp vergi verir lakin götürdükleri ile mukayese edilirse çok da karlı ve heves edilecek bir durum değildir. Borç ise her ne kadar “yiğidin kamçısıdır” deseler de inanmamak gerekir. Zira eğer alacaklılar güçlü ise enseye bir şaplak vurup adamın özgürlüğünü elinden alırlar.

Bir zamanlar Osmanlı Devleti de aynı duruma düşmüştü. Alacaklısı olan devletlerde çok güçlüydü. Duyunu Umumiye borçları adı altında bütün alacaklarını söke söke aldılar. Osmanlının topraklarını işgal edip yağmaladıktan sonra bir kuruş kalmayana kadar borçlarının hepsini tahsil ettiler. Hatta yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetine dahi hiç acımadılar. Sonuna kadar hesap sordular.

İşte borçlanma da eğer alacaklılar dişli ise tehlikeli ve kötüdür. Aile hayatında da durum böyledir borç aldığın adama eğer geri ödemez isen ya icra ile ya da zorla kapına dayanıp malını mülkünü yağma ederler…

Peki, geriye ne kaldı? Ya bilmediğimiz bir akrabamızdan miras kalacak ya da tasarruf edeceğiz. Birinci şık sadece sinema filmlerinde olduğu ve gerçekçi olmadığı için bir ikincisi üzerinde yani tasarruf konusunda durmaya çalışalım.

Devlet hayatında da durum böyledir. Örneğin ya petrol, gaz gibi değerli bir maden bulunacak ya da tasarruf oranları yükseltilerek büyümek için kaynak meydana getirilecektir. Maalesef petrol ve doğalgaz kaynakları rekabetçi bir ortam nedeniyle ülkelere çok da fazla bir kaynak sağlayamamaktadır. O halde şimdilik bunu geçelim. Zaten petrol oldu mu her türlü fitne ve çatışma eksik olmuyor. Ülkelerin tasarruf yapması öncelikli olarak ele alınmalıdır zaten yazının ana fikri de budur…

Ailede veya devlette nasıl tasarruf edip kaynak ayıracağız. Bunun cevabı basittir. İsraf etmeyerek. “Kulü veşrebü vela tüsrifu” Yani Cenabı Allah, “yiyin için fakat israf etmeyin” emrediyor. Yediğimizde, giydiğimizde lükse kaçmaz isek israf etmemiş oluruz. İşte en önemli tasarruf kaynağı budur: israf etmemek.

Fatih’te bir cami vardır. İsmi de nedir bilir misiniz? Sanki Yedim Camii. Bir zat canı bir şey yemek istediğinde “sanki yedim” demiş parasını tasarruf etmiş. Bu durum böyle devam etmiş bir de bakmış ki bir cami yapacak kadar para birikmiş. İşte sana kaynak. Adamcağız tasarruf ettiği paralarla bir camiyi yiyebilirdi, fakat yemedi…

ABD’de yaşayan bir kadın kızı ile birlikte bir kitap yazıyor. Elisabeth Warren’in kitabının adı “The Two-Income Trap” yani “iki gelir tuzağı”. Bu kitap ile meşhur oluyor. Bu senatör yakında ABD Başkanı olacak Biden’ın önemli rakibi olmuştu.

Harvard’dan mezun olmuş ve Yale Üniversitesinde de hocalık yapmış bu kadıncağız yıllarca ABD toplumu üzerinde çalışıyor ve yaptığı analizler sonucunda şu sonuca ulaşıyor. Tüketim ekonomisi ve kadınların yuvalarından uzaklaştırılması tam bir bataklık. Kadınların çalışma hayatına atılması ile birlikte aile faciaları çığ gibi büyüyor…

Kitap incelendiğinde şu hususlar göze çarpıyor: ABD toplumunda 1970’li yıllarda çoğunlukla sadece bir kişi çalışıyorken yıllık ortalama gelir 40 bin dolar civarında imiş. 2000’li yıllarda ise büyük oranda kadınlar çalışma hayatına atılmış ve iki gelir elde edilerek ailenin ortalama geliri 70 bin dolara yükselmiş. Bu sefer de geçim sıkıntısı başlamış. Sadece geçim sıkıntısı olsa neyse, boşanmalar çok fazla artmış. Sonuç tam bir facia aslında. 2008 Yılında “Mortgage Krizi” adı verilen ve sadece ABD ekonomisi değil bütün dünyayı alt üst eden krizin sebebi de işte bu olay. Yani iki gelir tuzağı…

Pek anlaşılabilir değil. Zira gelirin neredeyse iki katı artıyor lakin iflas ediyorsun. Bu nasıl olur?

Cevabı basittir; çünkü israf yüzünden bu problem ortaya çıkıyor. Eskiden yani tek bir kişi çalışırken evde annelik yapan kadınlar israftan kaçınıyorlardı. Hatta tasarruf edip daha iyi eve taşınma ve daha iyi şartlarda yaşama imkânı buluyorlardı. Lakin kadın çalışma hayatına girince her şey alt üst oluyor.

Bir kere; kreş, giyim-kuşam ve yiyecek masrafları aşırı derecede yükseliyor. Hiç tanımadığın insanlara çocuğunu teslim ediyorsun sevgisiz ailesine ve toplum değerlerine saygısız bir çocuk yetişiyor. Bunu geçelim, çalışan kadın kocasına saygı duymuyor, “ben zaten yoruluyorum bir de senin kahrını mı çekeceğim” diyerek boşanmayı çıkış yolu olarak seçiyor.

Evi büyütmek ne kelime, parçalayıp un ufak ediyor. Arada kalan çocuklar ise anne şefkatinden mahrum ve acımasız bir tip olarak adeta pimi çekilmiş bir el bombası gibi toplumun içine sürülüyor.

Çalışan kadınların giyim kuşam masrafları ve ailede birlikte yemek yenilmediği için ortaya çıkan yeme içme giderleri son derece yükseliyor. Hâlbuki hem lezzetli hem de oldukça iyi fiyattan alınarak yapılmış ev yemekleri her bakımdan çok daha iyi iken fast-food türü yiyecekler yüzünden sağlığı bozulan insanlara, obezite hastalığı bu israfın faizi olarak geri dönüyor.

Tabii iki gelir tuzağının başka yönleri de var. Kredi kartları ve tüketim çılgınlığını körükleyen bin bir türlü sorun var. İnsanlar bu konuyu enine boyuna tartışıp sonuçlar üretmişler. Şimdi Amerikalılar şöyle dursun biz gelelim ülkemizin durumuna. Benzer sorunlarla karşı karşıya değil miyiz?

Evet, aynı problemler bizde de var. Boşanmaların artması geçim sıkıntısının ağırlaşması ülkemizde de sık sık karşımıza çıkan bir durum. İşin kötüsü “kadın istihdamını arttırdık” diye maharetmiş gibi demeçler veriliyor. Ne büyük işler başarmışız meğer. Kadınları yuvalarından çıkarıp çalışma hayatına sokmakla büyük başarılar kazanıyor muşuz da haberimiz yokmuş…

Evet, yol yakınken bu yanlış hesaptan dönmek gerekir. İşte ABD toplumu ortada. İnsanlar yıllarca emek verip çalışmalar, derinlemesine analizler yapmışlar. Kadınları çalışma hayatına sokmakla ekonomi büyümüyor, tasarruf edilmiyor, israfın önüne geçilmiyor. Bilakis her sorun katlanarak çığ gibi büyüyor. Peki, ne yapmalı?

Kadınlarımızı yuvalarına döndürmeliyiz. Kâinatın en değerli varlığı olan insanı yetiştiren sevgili annelerimizi iş hayatının kötülüklerinden kurtarıp toplumun çekirdeği olan aileyi güçlü kılmalıyız. Cennet, annelerin ayağı altındadır, kadınların değil. Bunu iyi bilmeli…

Annelere tasarruf yapmaları ve ailelerinin geçiminde katkı sağlamak için yuvalarından çıkmadan iş imkanları bulmalıyız. Korona salgını zaten evde çalışmayı zorunlu hale getirdi. Bu hastalığı fırsata çevirip kadınları yuvalarından çıkarmadan iş alanları meydana getirmeye çalışmak gerekiyor.

Anneliği aşağılamak onu ve yaptığı işi küçümsemekten hemen vazgeçmeliyiz. Bu sayede kadınların iş hayatına girmek sureti ile yol açtıkları sosyal ve ahlaki sorunların da önüne geçmiş oluruz.

Şunu unutmadan söyleyelim. İslam hayatında kadına çalışma yasağı yoktur. Lakin kadın, çalışma hayatına girmek için zorlanamaz, bu davranış zorla dayatılamaz. Kadınlar isterlerse çalışırlar, istemezlerse çalışmazlar. Evlenen bir kadın maişet konusunda kocasını zorlayabilir, “git çalış, para kazan” diyebilir. Lakin kocanın karısına aynı şeyi söylemesine cevaz yoktur, günahtır, vesselam…

Yorumlar

(20)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Korkut

19 Kasım 2020 00:01

Allah razi olsun .altin harflerle yazilmasi gereken yazi. Israf .Okullarda ders olarak okutulmali.Su isafi ekmek israfi yemek israfi.ihtiyac fazlasi hersey luks israfi.evde bir lamba yeterken ikinci 3.lamba yakmaktan tutun hayatin her dalinda kucuk buyuk istaflar ve Japon imaratoru bir zamanlar 45 mtr kare evde otururken bizde 200 mtr luks daireler.en buyuk israflardan biri bes cocugumu 100mtr.dairede buyuttum.param var diye bu ne 200mtr.israf.birde en sikayetci kesim olduk bittik takimi.luks arabalar buyuk sehirlerde sehir ici yollar otoban gibi kaldirim kenar taslari yarim metre on bes cm neye yetmiyor.bu hususu israfi mutlaka ders olarak okutmali kadin muhtac ise anne ise mutlaka belediyeler dosysl yardim odenegi vermeli.50 yildir gurbetteyiz ben hanimi calistirmadim pisman degilim.calasan anneler cocuklarini yabanciya bakiciya verdi cocuklar perisan oldular.para hirsi gecinecek kadar olmali anne evde kalmali.yarinin gelecegi gencligin iyi yetismesi icin aile desteklenmeli vocuk parasi verilmeli.cok parasi olanda olmayanda gunu gecti.du nya hayati kisa bir oyun eglenceden ibaret.yum gozunu ac gozunu.bati taklitciliginide.beceremeyip bati diye diye ozumuzden uzaklasmayalim. Selam ve duslarimla.Sllah hasta kullarina sifa versin

Mevlüt ekim

18 Kasım 2020 21:05

Allah cc razı olsun.toplumun kanayan yaralarına neşter vurdun.aynen fikrine katılıyorum.

Cemal

18 Kasım 2020 18:55

Milletin israf edecek ne parasi var nede bir lokma ekmegi  

Maraşlı

18 Kasım 2020 16:27

Hocam kalemine ve yüreğine sağlık fakat ok yaydan çıktı bir kere , peygamber efendimiz sav dediği gibi ahir zamanda erkekler kadınların sözünden çıkmayacak sözü tam bizim türkiyeye özgü herhal , çünkü fatma şahin denen kadın yüzünden istanbul sözleşmesi sapık avrupadan ithal edildi ve hiç araştırılmadan kabul edildi.  

Furkan

18 Kasım 2020 16:13

Yöneticilerin tasarrufta örnek olması gerekir ki harcadıkları para zaten milletin parasıdır. 

Süleyman Sırrı Dinçer

18 Kasım 2020 15:18

Kaleminize sağlık Vehbi bey selamlar sevgiler.

Şahika

18 Kasım 2020 14:17

"Çalışan kadın kocasına saygı duymuyor" demişsiniz. Ev hanımı olan bir kadını yaptığı onca işe rağmen ( çocuk bakımı, hasta yaşlı bakımı, temizlikçilik, aşçılık, ütücülük, hizmetçilik, sayabildiklerimden birkaçı) de adam karısına saygı duymuyor, saygı duymaktan vazgeçtim bir de aşağılıyor, sen ne iş yapıyorsun bütün gün evde diye.  

Habil

18 Kasım 2020 14:16

Doğru dersin hocam o kadar çok israf ediliyor ki hala bunu görmeyenler var. Örnek her gün çöp lerin kenarında ekmekler görüyorum. Poşetlere konulmuş bir sürü çamaşır ayakkabı defter kitap oyuncak daha neler neler... Halı stor perde koltuk mu atan dersin. Ne diyebiliriz ki Allah ıslah etsin böyle insanları.

Şahika

18 Kasım 2020 12:58

"Büyümek için israf etmemek gerekir" demişsiniz, büyümek için değil "HARAM" olduğu için israf etmemek gerekir.

Özcan çolak

18 Kasım 2020 10:36

Ev kadını ilk önce kocası tarafından küçük görülüyor. Çalışan kadınların bakımlı şa şalı giyim kuşamını BEĞENİYOR. Evindeki hanımına aynı kıyafetleri ALMIYOR sma o kıyafetleri İCABINDA metresine hediye alıyor. İslam bir bütündür, ahlakı olmayanın dini yoktur. Okulda başka kuran kursunda başka ahlak, bu ikilem KALKMALI. Koca metropol İstanbul’da bile özgür seçenekli kadın toplu taşıma yapılamadı. Yıllarca biz yönettik belediyeleri, yıllarca biz yönettik devletimizi, BETİCE? Ortada. Korkaklık cehenneme giden bir vasıtadır binenler orda iner.

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle