--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sınıfsız Toplum İlkelliğin Temelidir

Vehbi Kara
Vehbi Kara
12

Fransız devrimi ve sonrasında çıkan komünizm, eşitlik konusuna vurgu yaparak sınıfsız toplum hayali ile yeryüzünü kana bulamışlardır. Bu konuda İslami duyarlılıklara sahip birçok insan da kulağa hoş gelen “eşitlik” kavramından etkilenmiş komünistlerin süslü sözlerine aldanmışlardır.

İnsanlar arasında eşitliği kutsayan sözler sarf etmek hatta insanları tarağın dişleri gibi görmek çok büyük bir yanılgıdır. Eşitlik eğer kanun önünde olursa bir anlam ifade eder. Peygamber efendimiz (ASM) kendi kızı Fatıma dahi suç işlese had cezasının verileceğini buyurmuştur.

Bu hususu günümüze tatbik edersek kırmızı ışıkta geçen her sürücü aynı cezaya çarptırılacaktır. Buna “kanun önünde eşitlik” diyebiliriz. Fakat hukuk alanı dışında insanları eşit görmek insanlara yapılacak en büyük haksızlıklardan bir tanesidir.

Örneğin ben Allah’a inanmayan birisi ile nasıl eşit olabilirim? Yaratılan her varlığı kendi kendine olmuş veya sebepler yapmış veya tabiat ana böyle dilemiş diyen bir ahmak insan ile kendimi nasıl eşit görebilirim?

Bir edebiyatçıyı ele alalım. Yeryüzündeki güzellikleri kendi diline göre tasvir edip şiir şeklinde kağıda dökmüş bir kişi ile hayatında hiçbir kitabı okumamış edebiyattan haberdar olmayan bir insan nasıl eşit olur?

Son bir örnek de sanat alanından olsun. Çocukluğundan beri çalışarak enfes ziyafetlere adını yazdıran usta bir aşçı ile soğanın cücüğünden başka lezzetli bir gıdayı tanımayan bir insanı eşit görmek gurmelik açısından haksızlık değil midir?

Fransız devrimi ve komünizm sınıfsal ayrımları reddederek boş hayalin peşinde koşmuşlar ve bu uğurda milyonlarca masum insanın kanını akıtmışlardır. Bu amaçla hareket eden komünistler vahşet ve bedeviyet devrinin insanlarına özenmektedir. Bu ise çağlar boyunca güçlenerek gelişen insanın terakkisinden nasibi olmamanın bir göstergesidir.

Marx, kapital isimli eserinde sınıfsız bir toplumun hayalini kurmaktadır. Medeniyetlerin henüz kurulmadığı insanların avcılık ve toplayıcılıkla hayatını idame ettiği bir döneme vurgu yapmaktadır. Kapitalizmden sonra geleceğini söylediği sosyalist-komünist dönemin en önemli özelliklerini insanlığın ilk dönemi olan “ilkel komünal dönem” adını verdiği dönemde aramaktadır.

Vahşet ve bedeviyet devri veya Marx’ın ifadesi ile “İlkel Komünal Toplum” denilen bu devir; insanlığın ilkel durumdaki ilk yaşama safhasını teşkil etmektedir. Her ferdin kendi başına yaşadığı, sosyal bir kontrol, kaynaşma ve kamu otoritesinin görülmediği bir devirdir.

Aile ve mülkiyet kavramları bu dönemde henüz gelişmemiştir. Toplum dağınık ve basit bir yapı arz etmektedir. İnsanlığın bu iptidai dönemine özenmek ve bunun hayalini kurmak olsa olsa diyalektik materyalimin tuzağına düşmüş zavallılara özgü bir durumdur. Bu durumu insanların ulvi ve yüksek duyguları ile ilişkilendirmek akla ziyan bir tasnif olsa gerektir.

İlkel komünal dönem; iptidai ve ilkeldir. Çünkü yerleşik bir hayat tarzı henüz ortaya çıkmamıştır. Vahşi ve bedevi (göçebe) bir hayat tarzı hüküm sürmektedir. Birlikte yaşama bilinci ve toplumsallık duygusu yeterince gelişmemiştir. Keza isim verildiği üzere bu devir cebir ve şiddetin hâkim olduğu “vahşet” devridir.

Bu devirde topluluklara; güç, otorite ve kuvvet sahipleri hükmetmektedir. Aynen günümüzün Batı anlayışı gibi; kuvvet hakta değildir. Kim kuvvetli ve güçlü ise işte o kişi haklı sayılıyordu.

İnsanlığın bu primitif dönemi, Peygamberler ve dinlerin insanlara değer veren ilkeleri sayesinde bir parça gelişmiş ve yarı medeniyet denilen bir döneme ulaşılmıştır. İnsanlık bu sayede bir kamu otoritesine kavuşmuş vahşet ve bedevilikten bir parça kurtulmuştur.

Bu toplumun ve sonrasında gelen köle toplumunun da en önemli özelliklerinden bir tanesi toplumun emniyeti ve selameti için fert ve şahıslar kolaylıkla feda edilebilmesidir. Öyle ki toplumun yani klan veya kabilenin menfaati için şahısların hukuku nazara alınmaz.

Bu devirde suç işlemiş bir tek insan yüzünden diğer kabile ve topluluğun tamamı öldürülüp yok edilebilmektedir. Bu döneme “Vahşet ve Bedeviyet Devri” denilmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi bu olsa gerektir. Fert hukukunun olmaması ve yok denecek kadar önemsiz kabul edilmesi insanlığın içine düştüğü en berbat seviyelerden bir tanesidir.

Marx’a göre bu dönemde insanlar hayatlarını sürdürebilmek için gerekli olan şeyleri taştan yapılmış aletler aracılığı ile sağlıyorlardı. Sosyal üretim ilişkileri de bu son derece ilkel üretim güçleri ile uyum halinde idi.

Fakat bu dönemde iş araçlarının yeterliliği insana tek başına tüm ihtiyaçlarını karşılama imkânı vermiyordu. İlkel toplumun tüm üyelerinin güçlerini birleştirmeleri ile ancak gerekli olan ihtiyaçlar sağlanabiliyordu. İlkel topluluklarda üretim ilişkilerinin dayandığı temel dinamik, toplumsal mülkiyetti.

Komünizm düşüncesinin özel mülkiyeti reddetmesi ve toplumsal mülkiyeti esas alması insanlığın bu ilkel çağlarına özentiden başka bir şey değildir. Ekim Devriminde Rusya’da malı mülkü olan her yer yağmalanmış namuslu insanların karısı, çoluğu çocuğu; işsiz güçsüz serserilere peşkeş çekilmiştir. Stalin bu faciayı görerek bir takım iyileştirmelere yol açacak kanunlar çıkarmış ve Sovyetler Birliğinin sanayileşmesinde önemli roller üstlenmiştir.

Fakat Stalin’in köylüleri işçi haline sokarken uyguladığı acımasız ve sert önlemler tarihe acımasız katillerden birisi olarak geçmesini önleyememiştir. Öyle ki Bolşevik devriminden bile daha kötü şartları yaşayan Rus halkı, bu durumu edebi metinlerle dile getirerek insanoğlunun ne derece acımasız ve zalim olduğunu ortaya koymuşlardır.

Komünistlerin hayalini kurduğu ilkel komünal toplumlarda devlet diye tanımlanabilecek kurumsal bir yapılanma söz konusu değildir. Özel mülkiyet yerine ortak mülkiyet anlayışı tercih edildiği bu toplumsal yapıda, üretim araçları toplumun ortak malı olarak kabul edilmektedir. Miras hakkı yoktur. Yıllarca emek vererek çocuklarına güzel bir gelecek kurmak isteyen insanların hayalleri tamamen yıkılmıştır.

İnsanlık; devlet mekanizmasının kurulmasından önce tabii durum olarak tasvir edilen bir ortamda yaşamaktaydı. İnsanların mülkiyet paylaşımı ve kendi eylemlerinin tanziminde yalnızca tabii hukuka bağlı oldukları ve sadece ona uygun düşündükleri bir özgürlük durumudur. Tabii ki bu durum aynı zamanda tüm otorite ve yargılama hakkının karşılıklı olarak herkese ait olduğu ve kimsenin kimse üzerinde herhangi bir egemenlik hakkının bulunmadığı bir ilişki de söz konusudur.

Bu devirde ortak çalışma ve üretim araçlarının kolektif mülkiyeti söz konusu idi. Toplumun her üyesinin üretim araçları ile ilişkisi aynıdır ve özel mülkiyet yoktur. Yani hiç kimsenin üretim araçlarını diğerlerinin aleyhine kendi mülkiyetine geçirme imkânı yoktur.

İş verimliliği son derece düşük olduğundan üretilen değerler insanların ancak yaşayabilmesi için zorunlu olanı sağlayabiliyordu. İhtiyaçtan fazlası üretilmediği için kimsenin bir artı değere el koyması söz konusu değildi.

Evet, İlkel Komünal dönemde günümüzdeki gibi bir sömürü olayı yoktu ve bu sebeple de bir siyasi organizasyona ihtiyaç duyulmuyordu. Fakat insanların mutlu oldukları ve kendilerini güvende hissetmeleri de düşünülemezdi.

İşte bu vahşi ve karanlık dönemin sonu; peygamberler vasıtası ile inanç sisteminin daha sağlam temellere oturması sayesinde sona ermiştir. Dinler insanlar arasında örgütlenmeyi, toplumsal bağların gelişmesini, kardeşlik duygusunu pekiştirmeyi, üretim güçlerinin gelişmesini sağlamış ve bu karanlık dönemi sona erdirmiştir.

Marx’ın niçin din için “afyon” tabirini kullandığını ve komünistlerin neden dine düşman olduklarını umarım anlatabilmişimdir, vesselam…

Yorumlar

(12)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ömer

22 Haziran 2020 18:19

Aslında sınıfsız bir toplum deyip yeni sınıf çıkaranlar yönetenler sınıfı ve zulüm sınıfı ortaya çıktı . Zaten ölü doğan bir sistem komünixm . Ve hala boş bayalle koşuşturan kitleler var .yazık . Çin’in yönetimi ne tam kapitalist bir sistem . Tek sistem islam başka yok . Diğerleri batıl inanışlarında çırpınıp duruyorlar .

Eşitlik kötümü?

22 Haziran 2020 16:06

Yani bir işadamının oğlu bir ay askerlik yaparken varoşlardaki bir genç 12 ay askerlik yapması iyi birşey, eşitlik mi kötü. Kimden doğacağımıza doğmadan önce karar verebiliyormuyuz. Babanın çok başarılı olması başka bir başarısız babanın oğlunun sömürülmesi için yeterli bir sebepmi. Dinimiz bunumu uygun görmüş. Boşuna uğraşmayın eşitlik kavramı insan idrakine eşitsizlikten daha ahlaki ve saygın geliyor. Bunu ancak din , milliyetçilik gibi kavramlarla insanları uyuşturarak önleyebilirsiniz. Kim mi böyle yapıyor: yazınızı tekrar okuyun anlayacaksınız.

Abdullah titiz

22 Haziran 2020 12:21

İlkellik peygamberlik ile nihayet buldu derken, ilk insanin Adem AS oldugunu , aslinda ilk insan ile medeniyetin zaten var oldugu, sadece bazi toplumlarin bu peygamber tebliginden kopup vahsilestigini ilkellestigini yazinizda bahsetse idiniz, ana fikir olarak vermek istediginiz mesaji daha net ifade ederdiniz, hem de ilk insanlar ilkeldi gibi buyyk yanilgiyi ve sizlerin de yanlis anlam ve algiya sebep olan fikirlerinizi ortadan kaldirirdi.

Antikapitalist

22 Haziran 2020 12:01

Bende şekline şemaline baktımda bu adam ne yazmış okuyun dediydim.zaman kaybısın be birader.adnan Oktar gilin şirkettenmi yolladılar seni.bak kendini beğenmiş yazar.kullanmakta olduğun tüm teknolojik alet ve edevatlar.hastalandığında iyileşmen için sana sunulan tüm ilaçların altında o gavurların ataistlerin imzası var.doğrudur onlar seninle eşit olamaz çünkü onlar insanlık sen ise insanlık artığısın.

Fira

22 Haziran 2020 11:40

... Libya' da neler oluyor?..

engineer

22 Haziran 2020 11:12

"Örneğin ben Allah’a inanmayan birisi ile nasıl eşit olabilirim? Yaratılan her varlığı kendi kendine olmuş veya sebepler yapmış veya tabiat ana böyle dilemiş diyen bir ahmak insan ile kendimi nasıl eşit görebilirim?" cevap : ne yazıkki, sınıflı toplumda o ahmak, itikaden Allah katında sizden fersah fersah aşağılardayken,kanun karşısında ve sosyal statü bakımından sizden fersah fersah üstün olabilir, çünki sizden çok fazla zenindir, ne yazıkki şimdilerde tek değer yargısı "para ve zenginlik" mörfinin kurallarının geçerli olduğu bu günün dünyasında ne yazıkki kurdu kuzuya boğdururlar, aslanı kediye, ye kürküm ye dünyasıdır çünki, siz genede iyice bir düşünün eşitlik iyidir, Saidi Nursi hazretleri komünizmin 90 sene yaşamasını eşitlik ve insani yanlarına bağlamış,yıkılmasını ise Dini dışlamasına bağlamıştır, demekki Dini dışlamasa komünizm yıkılmayacaktı, Çünki komünizm,sosyal hayatı düzenleyen ve ekonomik hayatı düzenleyen kuralları ve paylaşımda adaleti nedeniyle, İslami kıstaslara yakın idi.

Nitekim

22 Haziran 2020 09:34

Sayın yazan Ne desek boş ne demesek'te boş çarşı da boş karşıda boş sözü ile sizi yazınınızı tekrar satır satır gözden geçirmenizi veya bir arkadaşınıza örneğin bu konuda otorite olan dilipak beye okumanızı vermek isterim Eşitlik anlayışınıza hayret ediyorum İnanmayanlar çoğunlukta inanların aşınmakta olduğunu ve sizin dediğiniz gibi biz onlarla nasıl eşit olabiliriz dediklerini bir düşünerek düşünme ve idrak yolculuğuna bi çıkarak empati yaptığınızda bile bunu siz nasıl değerlendireceksiniz. Son cümle siz burada neyi savunuyor yada neyi açıklamaya çalışıyorsunuz Konu ile ilgili en azından ayetlere ve hadislere sünnete bir bakın bakmakta olduğunuz kaynak kadar vesselâm bilmem anlatabildimmi

Yaaaa habibi!!!

22 Haziran 2020 08:32

Olmaz abim! Olmaz!!! Çok okuman lazım çok!!! Olmaz böyle:)))))

Yavuz selim

22 Haziran 2020 07:46

İlkellik dediğiniz Adem AS'ın ve evladının ahvalidir... yanlış yerden bakıp yanlış değerlendirmede bulunmuşsunuz... siz evvela peygamberler tarihini ikmal ediniz...

Ben buldum öörtmenim:

22 Haziran 2020 07:38

Sınıfsız toplum var: Penguenler! (otur lan, sıfır)

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle