--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şia ve Vahhabi Kıskacında Kalan Müslümanlar

Vehbi Kara
Vehbi Kara
11

Şia ve Vahhabi adı verilen iki sapkın mezhep yıllardan beri Müslümanların kanını akıtmaktadırlar. İslam düşmanları ile birlikte hareket eden bu Ehli Sünnet düşmanlarını iyi tanımalı ve tuzaklarına düşmememiz gerekiyor.

Vahhabiler sırtını ABD’ye dayayarak Libya ve Yemen’de Müslümanları acımasızca öldürürken Şia ise Rusya’nın desteğini alarak Suriye’de yine Müslümanların kanını akıtmaktan çekinmemektedirler.

Her iki sapık mezhebin yönetimine hâkim olduğu Suudi Arabistan ve İran devletleri, ne ilginçtir ki İslam düşmanlığı ile övünen İsrail’e tek bir kurşun dahi atmaz atamazlar. Onların gücü Ehl-i sünnet vel cemaat üzerine yeter. Devamlı surette acımasızca Müslümanların kanını dökmekten zevk alırlar.

Ehl-i sünnete göre Şia ve Vahhabiler sapkın olduğu halde İslam dışı değillerdir. İtikadi olarak yanlış yola girmiş ve bid’a yani uydurulmuş bir inanç üzerinedirler. Buna mukabil her iki sapkın mezhebe göre Ehl-i sünnet, küfre girmiştir ve dinden çıkmıştır. Bu nedenle münafık olarak gördükleri için Hıristiyan ve Yahudilerden daha tehlikeli gördükleri Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanları öldürmekten çekinmezler.

İşte “Ben ne Sünni ne de Şii değilim sadece Müslümanım” diyenler büyük bir hata etmektedirler. Alem-i İslam’ın % 90-95’i yani ana caddesi ehli sünnet olup bu sapık mezheplere şirin görünmeye çalışmak doğru değildir ve gerek de yoktur.

Bu nedenle öncelikle “Sünnilik daha doğru bir ifade ile ehli sünnet vel cemaat nedir?” bu konuyu iyi bilmeli ve anlamaya çalışmalıyız.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, Kur’an ve sünneti esas alan; Resulullah ve Ashabının dini anlama, açıklama ve yaşama biçimi ile bu yöntemden ayrılmayan anlayışlar bütünü ve bu itikadi yolu benimseyen İslam âlimlerinin takip ettiği yoldur.

Büyük devletler kurmuş olan Arap, Türk, Çin ve Hint devletleri Ehl-i Sünnet prensipleri içerisinde kalarak hareket etmişlerdir. Bugün Müslümanların kahır ekseriyeti Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat inancına sahiptir. Bu nedenle başlangıçta salâbetli olduğu halde azınlık görüşlere dayandığı için oldukça farklı bir yola girmiş Şia düşüncesi, zaman içerisinde bozulmalara uğramış ve bir kısmı dinin tamamen dışına çıkarak kendilerine Rafızi (terk edenler) denilmesine yol açmışlardır.

Keza Arabistan çöllerinde zekât vermeyi reddetmek ve yalancı peygamber çıkararak Müslümanlara kılıç çekmiş Hariciler ve bunların günümüzdeki temsilcileri Vahhabiler de Ehl-i sünnetten ayrılmışlardır. Şia’ye benzer şekilde İslam toplumu içinde çok küçük bir azınlıkta kalarak devamlı surette ayrılıklara neden olmuşlardır.

Müslümanların birliğini ve ittihadını temin etmek için dışlayıcı, ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir dil kullanmak sakıncalı olmakla birlikte Şia ve Vahhabileri dost bilip fitne çıkarmalarına müsaade etmek hiç doğru bir davranış değildir.

İslam’a, Kur’an’a ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e yöneltilen haksız ve temelsiz eleştirilere ikna edici bir üslupla cevap vermek gerekliği vardır. Siyasi veya başka maksatlarla söylenilen sözler yerine bu konuda hayatını İslam’a adamış âlimlere ve eserlerine müracaat edilmelidir.

Dini konularla ilgili özellikle siyasi demeç ve konuşmalarda son derece titiz olunmak zorunluluğu vardır. Kur’an ve hadislerin ölçüsüne uyarak toplum üzerinde, inanç ve davranışlarında ölçülü ve dengeli olmaya gayret edilmelidir.

İslamî meselelerin kırıcı ve aşağılayıcı bir üslup ile tartışılması, Müslümanların birliği ve toplumsal barış açısından son derece sakıncalıdır. Kuran tabiri ile kavli leyyinle muamele edilmeli yani yumuşak söz ve davranışlarla konuşmalar yapılmalıdır. Cemaat, tarikat ve farklı anlayışlara yönelik tenkitlerde husumete yol açıcı bir dil veya İslami ilimlere ait temelden yoksun değerlendirmelerden kaçınılmalıdır. Her türlü ön yargı ve tarafgirlik bir tarafa bırakılarak hakikati araştırma ruhu esas alınmalıdır.

Duyumlara veya bireysel uygulamalara bakılarak düşünceleri yargılamak yerine Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat dairesi içinde olmak şartıyla; kimden ve nereden olursa olsun güzel hasletlerinden istifade etmeye çalışmak esastır.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat dairesini anlamak için “sevad-ı azam” kavramı üzerinde yoğunlaşmak gereklidir. Özellikle dini konularda kafası karışmış olanlar bu noktaya nazar ettikleri takdirde; halen yaşamış oldukları birçok problemin altından kolaylıkla kurtulmaları mümkündür.

Sevad-ı azam, kelime olarak, "sevvede" fiilinden türetilmiştir. Bitki ve ağaç topluluğu, büyük karaltı, kahir ekseriyet, bütünün büyük parçası gibi anlamlara gelmektedir. Kısaca “çoğunluk” anlamında kullanılmaktadır. Burada kavram kargaşasına girmeden genel manasının anlaşılması yeterli olacaktır.

İslam terminolojisinde çok önemli bir kelime olmasına rağmen nedense üzerinde yeterince durulmamaktadır. Çünkü ötekileştirici, tekfirci ve fena fikirler o kadar çok yaygındır ki; fitne çıkarmak isteyenler bu sözden Şeytan görmüşçesine kaçmaktadırlar. Hâlbuki günümüzdeki birçok sorunun çözülmesinde sevad-ı azam hükümlerine müracaat edilse problemler pek kolay bir şekilde çözüme kavuşacaktır. Bakın sevad-ı azam konusunda neler söylenmiş?

Peygamberimiz’in (asm) “Ümmetim dalâlet üzere toplanmaz. Öyle ise sizlere ihtilâf çıktığı zaman Sevad-ı Azamı iltizam ediniz” mealinde hadisleri vardır. (Taberani, Zevaid 5/218)

Bediüzzaman Said Nursi, Hutbe-i Şamiye isimli eserlerinde defalarca bu hususa dikkat çekerek; ''Sevâd-ı âzama ittibâ edilmeli. Ekseriyete ve sevâd-ı âzama dayandığı zaman, lâkayt Emevîlik, en nihayet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli Alevîlik, en nihayet az bir kısmı Râfızîliğe dayandı.'' demektedir.

İbn-i Hacer gibi büyük âlimler sevâd-ı azamı “hak ve istikamet üzere giden ümmetin ekseriyeti” olduğunu belirtmiş Celâleddin-i Suyûtî de sevad-ı azamı “doğru yolda gitmek üzere birleşen ümmetin ekseriyeti” şeklinde izah etmiştir. 

Bu durumda ümmetin ekseriyetinin “Ehl-i hak ve istikamet üzere olan samimî dindar Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Peygamberimiz (asm) “Fitne zamanında ümmetimin ekseriyetine tâbi olun. Allah ümmetimin ekseriyetini dalâlet üzere toplamaz” hadisi de bunu teyit etmektedir.

Sevad-ı Azam, toplumun çoğunluğunun tabi olduğu inanç ve hayat standardıdır. Bu sebeple siyasî tercih ve temayül olarak da değerlendirilmelidir. Bunu sadece iktisadi hükümlere bina etmek büyük haksızlıktır. Bu kavram yıllarca sadece bu temelde değerlendirilip yanlış olarak ifade edilmiş bazı müfrit siyasetçiler siyasi maksatlar yüzünden insanları aldatmaya çalışmışlardır.

Sevad-ı azam dışında, özel içtihatlar ve kanaatler umumileştirilemez, sadece serbest bırakılır. O düşünceye sahip kişilerin insafına terk edilir. Cadde-i Kübrâ, yani ümmetin ekseriyetinin istifade ettiği bu büyük cadde, sadece bir âlim şahsın fikir ve düşüncesiyle tahakkuk edemez. Ancak o zamanda yaşayan ve ümmetin kıvamını teşkil eden ulemanın ekseriyetinin itibar ettiği ve kabul ettiği fikir, yol ve tarz, umum ümmete dayanak noktası olur. ''Bir fikre davet cumhur-u ulemanın kabulüne vabestedir (gerektirir). Yoksa davet bid'attır, reddedilir” denilmiştir.

Bir nehri dar bir dereye sevk edemezsiniz. Fakat dar dereler ve çaylar, nehrin yatağından rahatlıkla akabilir. Dolayısıyla umum ümmetin gidebileceği yollar, ekser müçtehitlerin ve Cumhur-u Ulemanın tensip ettiği büyük yoldur. Koca ümmeti dereler gibi dar olan şahısların içtihatlarına zorlamak, ihtilâfların ve mücadelelerin tohumlarını atmak demektir. İşte günümüzde yaşanan birçok problemin kaynağı budur. Din nâmına yapılmak istenen özel ve kasıtlı içtihatlara, ümmetin zorlanması uygun görülemez.

Velhâsıl, Ehli Sünnet vel cemaati bir mezhep olarak ele alıp değerlendirmek doğru değildir. Hz. Peygamber’in (asm) sahabe nesline sözlü ve ameli olarak öğrettiği dine, tarza ve sahabenin naklettiği Sünnet’e bağlı kalmaktır.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat içi mezheplerden bahsedebilir elbette. Zaten bu mezhepler arasında herhangi bir kavga ve çekişme yoktur. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezhebinden olanlar zor durumda kaldıklarında bir diğer mezhebin görüşüne göre hareket edip ibadetlerini yapabilirler. “İslam kolaylık dinidir” denilmesinin mühim bir nedeni de budur, vesselam…

Yorumlar

(11)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

islam sünnettir sünnet islamdır

14 Mart 2020 01:59

Bu yazar bahsettiği mezhep ve ekollere ait herhangi bir kitap okumuş mudur diye soracaktım vazgeçtim acaba bu konularla alakalı taraflı veya tarafsız bir tane kitap okumuş mudur merak ettim gerçekten...

Ali Kemal Pekkendir

6 Mart 2020 17:45

Allah razı olsun .. çok istifade ettik

Gülnar Eyvazova

4 Mart 2020 22:16

İlk kez karşıma çıktı böyle bir sayfa. Keşke hiç görmeseydim sizin gibi yazarların yazısını. Çok ayıp yaa.. Hiç hoş yazı değil. Siz neden Müslümanların arasına fitne salıyorsunuz. 

Beyza

4 Mart 2020 18:27

Rabbim ehli sünnet Vel cemaatten bizleri ayırmasın İslam camiasına birlik ve beraberlik nasip eylesin İslam dünyasına karşı fitne çıkarmak isteyen leri rabbim kahhar ismiyle kahru perişan eylesin

atatürkücü' ye

4 Mart 2020 14:40

zaten yoldan çıkmışsın, daha doğrusu hiç yola girmemişsin; bu durumda listelediklerinden hangini örnek alırsan al, istikametin: "ilâ cehenneme zümerâ": iman etmeye niyet etmedikçe..

Hüseyin

4 Mart 2020 14:36

Şimdimi aklınıza geldi bunları konuşmak yıllardır bu hakikatları bilmiyormuydunuz hep sustunuz hatta Şia nın Vahhabinin adamlarını işlerini örtbas ettiniz ağzınızdan ehli sünnet lafını hiç duymadık şimdi ne olduda diliniz çözüldü Ümmet in en cahilinin bile bildiği işleri şimdimi konuşuyorsunuz çok geç ama olsun ama yarın yine Şii lerin Vahhabilerin kirli lerini temizleyen bulaşik bezi olmayın

Alper GAZİGİRAY

4 Mart 2020 10:06

Atatürkçü rumuzlu şahsa; Osmanlı Devletinin nasıl iç düşman eliyle zayıflatıf yıkıldığını, devamı olan Türkiye Cumhuriyetinin nasıl aynı lain grupça geri bırakıldığını araştırınız lütfen. Şiiliğin ve Vehhabliğin kurucularını da lütfedif edüt ederseniz mükemmel olur.

ATATURKCU

4 Mart 2020 09:20

52 TANE MUSLUMAN ULKE VAR.HANGISINI ORNEK ALACAGIZ ? SERIATLE YONETILEN ULKELER VAR.IRAN AFGANISTAN ARABISTAN SOMALI ACEH LIBYA YEMEN HANGISININ SERIATI DOGRU ? NEDEN BUTUN SAVASLARI MUSLUMANLAR KAYBEDIYOR ? NEDEN 1.5 MILYAR MUSLUMAN 1 HOLLANDA KADAR URETEMIYOR ( TURKIYEMIZI BU NUFUSUN DISINDA TUTTUM ) CALISMIYOR ? NEDEN MUSLUMANLAR HRISTIYAN ATEIST AVRUPAYA KACIYOR IC SAVASLARDAN NEDEN NEDEN ?

Tiryaki Hasan Paşa

4 Mart 2020 08:43

Şiiler ve Vehhabiler biz Sünnilere kafir diyor. Hz Muhammed SAV, kim bir mümine kafir derse kendisi kafir olur buyuruyor. Bunları biz Müslüman kabul ediyoruz Kelime Şehadet getirdikleri için. Acaba hata mı ediyoruz? Mezkurlar,nerede İslam düşmanı varsa onlarla kolkola ve İslam'ın Sancaktarı Türk Milletine düşman! Tarihteki misallerinin yanısıra gözümüzün önünde Sünni Müslüman katliamı yapıyor pislikler. Allah Azimüşşan bu pisliklerden de Ümmet-i Muhammedi muhafaza eylesin.

Mel' un Humeynî ve Mel' un melik' us- Suud

4 Mart 2020 04:26

onlar da güya birbirlerine düşman! ama kesin olan şu ki; her ikisi de İslama düşman! (saf ve temiz arabistan halkı hariç, onlara diyeceğimiz bir şey yok; başlarındaki itler $Dolar$' ın emrinde, ama İran' ın halkı da çok pislik; sünnî kürdler müstesnâ)

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle