Şapka Yüzünden Asılan Kadın Şalcı Şöhret Ana
Yıllardan beri “Kadına Şiddet ve Şapka Devrimi” başlıklı yazılarımla Erzurumlu Şalcı Şöhret Ana’nın idam edildiğini ifade ediyorum. Bu insanlık dışı uygulamayı dile getirerek Fransızları örnek gösterip Şalcı ana’ya iade-i itibar verilmesi gerektiğini ifade etmiş kadınlara şiddetin en önemli nedenlerinden biri olarak inkılap yobazlarının zorbalıklarını dile getirmeye devam edeceğim.
Bu yazılar ancak Erzurumlu Şöhret Ana’nın iade-i itibarı sağlanınca sona erecektir. Benim gibi bütün Erzurumluların hicran yarası ancak sivil toplum örgütleri ile birlikte kadın derneklerinin başlatacağı bir kampanya sayesinde kapatılabilecektir.
Tarihi gerçekleri çarpıtarak anlatan bazı kişiler Erzurumlu Şöhret Ana’nın hiç olmadığını bunu Çetin Altan’ın uydurduğunu ifade etmektedir. Bu kadar büyük bir yalanı söyleyebilmek ancak Türkiye gibi İslam karşıttlarının cirit attığı bir coğrafyada olabilir. Başka da dünyanın hiçbir yerinde rastlanmaz.
Evet, Çetin Altan ve çocukları, dedelerinin yani Tatar Hasan Paşa’nın istiklal mahkemeleri hâkimi olarak Erzurum’da Şöhret Ana’yı şapka devrimine karşı gelmekten dolayı astığını itiraf etmişlerdir. Lakin yıllardır basında yazan bir kişi, ne için dedelerine iftira atsın ki? Bunun mantıklı bir izahı yoktur.
Konuyu birçok yazar kitap ve makalelerinde dile getirmiş yapılan zulmü apaçık bir şekilde göstermişlerdir. Hiç olmaz ise Mustafa Çetin Baydar’ın Şapka isimli kitabını okusunlar. Kitapta mahkeme heyetinden ve Erzurum’da yaşanan olayları gün be gün bütün safhaları ile öğrenebilirler. Şalcı Şöhret Ana’nın hangi meydanda asıldığını ve kadın olduğu için nasıl idam edildiğini detayları ile anlayabilirler.
Kaldı ki; Şalcı Şöhret Ana’nın hikâyesi Erzurum’da herkes tarafından iyi bilinir. İstiklal mahkemeleri aleyhinde yazı yazmanın suç olduğu tek partili diktatörlük döneminde bu zulüm dilden dile dolaşmış günümüze kadar gelmiştir. Sadece Şöhret Ana değil; onunla birlikte idam edilen diğer Erzurum’un önemli kişileri dahi şehit olarak yad edilip hatırlanmaktadır.
Askeri darbeler yüzünden resmi kayıtlar gizlenmiştir. İstiklal mahkemelerini hukuka uygun bir şekilde yapıldığı yalanını başta CHP’li siyasetçiler çok yapar. İşin acı tarafı yargılanmadan idam edilen insanlara dahi rastlanmıştır. Lakin resmi tarihçiler bunları sansürlemiş ve unutturmaya çalışmışlardır. Fakat gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkma huyu vardır. Bunu istemeseler dahi…
Sadece şapka devrimi değil; daha nice zorbalığın yapıldığını dedelerimizden anne babamızdan öğrendik. Kuran öğrenmenin yasak olduğunu ve Kuran harfleri ile yazılmış kitapları bulundurmak suçundan nasıl hapse atıldıkları, Jandarmalardan sopa yemekle kurtulanların ne derece şanslı olduklarını, Erzurumlu anne ve babam çok anlatmıştır.
İşte bu acı gerçekleri hatırlatmak ve inkâr edilen zulümleri zalimlerin yüzüne haykırmak için bu yazıyı da yazıyorum. Evet, yalanlarla istediğiniz yere kadar gidebilirsiniz lakin geri dönemezsiniz. Bu yüzden yapılan zulümleri inkâr edip gerçekleri söyleyenlere iftira atıyorsunuz.
Bu yazıdan CHP yöneticileri iyi bir ders çıkarmalıdır. Çünkü CHP iktidarları boyunca insanlarımıza çok zulüm yapılmıştır. Bunu bilen halkımız asla CHP’yi iktidara getirmez. Bu partinin iktidara gelmesinin en önemli şartı; zulmü yapanları lanetlemektir.
Aynı Erdoğan’ın yaptığı gibi halktan özür dilenmesi gerekiyor. Dersim’de yapılan zulümler nedeni ile Başbakan olan Erdoğan, devlet adına çıkıp özür dilemişti. Fakat CHP yöneticileri inkılaplar yüzünden yapılan zulümlerin hiç birisine karşı çıkmadığı gibi idam edilen binlerce vatandaşımız için üzgün olduklarını dahi söylememişlerdir.
Hatta Onur Öymen isimli CHP milletvekili ve yöneticisi, Millet Meclisi’ndeki konuşmasında “Tunceli’de Cumhurbaşkanımız teröristlerle müzakere etmedi, gerekeni yaptı” diyecek kadar ileri gitmişti. Daha sonraki yıllarda yapılan sert tartışmalara rağmen konuyu CHP Genel Başkanı olan Kılıçdaroğlu, özür dilemeden kapatmıştı.
İşte bu zihniyet ile inkâr ve zulümlerin üstünü örterek seçim kazanmak; Anadolu insanından oy almak mümkün değildir. Ak Parti, bu basit gerçeği gördüğü için devlet adına özür dileyerek halkımızın uğramış olduğu zulüm karşısında hiç olmaz ise teselli edebilme erdemini göstermiştir.
Kurt politikacılardan Süleyman Demirel’de bu basit siyaset adımını gerçekleştirerek halkımızın kırılmış onurunu düzeltmeye çalışmıştır. Nabza göre şerbet vermeyi iyi bilen Demirel; bir taraftan viskisini yudumlarken diğer tarafta dindar insanların da gönlünü almasını biliyordu. Bunu bir örnekle anlatayım:
Fötr Şapkası nedeni ile Erzurumluların tepkisini aldığı bir zamanda Şalcı Şöhret Ana olayını detayları ile anlatan Demirel şunları söylüyordu:
Karar açıklanmış Şalcı şöhret Ana’ya “son olarak diyeceğin bir şey var mı?” denilmişti. Şöhret Ana da mahkeme hâkimine “lan kavat, kadının idam edildiği nerede görülmüş” diyerek Erzurum şivesi ile bu iğrenç durumu izah etmişti.
Aslında kendisi de şapkaya ve devrimine karşı olduğunu söylüyordu. Bu acı hadiseyi defalarca anlatan Demirel, masonlardan nasıl ders aldığını, seçim kazanmak için halkın değer yargılarını istismar ettiğini bilfiil ispat etmiştir. Demirel’in buna benzer çok ikiyüzlü söylemi ve politikası vardır.
Şimdi kıssadan hisse bu olmak gerektir ki; inkârcılıkla hiçbir yere varılmaz. Asıl büyük sorun “zulme rıza göstermenin dahi bir zulüm olduğunu” bilmektir. Yapılan zorbalıkları inkâr edip zulmü alkışlamanın neticesi ruz-i mahşerde zalimler ile beraber mahkeme edilmektir. İşte o dehşetli mahşer meydanı, ne kötü bir dönüş yeridir, vesselam…


