--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

NATO Standartlarında Dahi Cami Açılmıyor

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Müslümanların isteklerine göre değil NATO standartlarında cami istiyoruz dediğimiz halde bile hala dişe dokunur bir gelişme sağlanamadı. Çünkü hükümetimiz askerlere kumanda etmesini bilmiyor. Askerleri öylesine şımarttılar ki; görevde olanları ve hatta emeklisiyle birlikte generallerin caka satmalarından geçilmiyor.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya isimli darbeci generallerin anayasal düzeni yıkmak suçundan yargılandığı ve müebbet hapis yediği dava; öldükleri için infaz edilemeden düştü. Son olarak askerlerin apaçık kalkışma içinde olduğu “Ergenekon Davası” ise FETÖ örgütünün kumpasları yüzünden murdar edildi.

Darbeci askerler şimdi eskisinden daha fazla bir surette konuşmaya başladılar. Ne de olsa ülkemizin içine düşürüldüğü kaosta apaçık görev aldıkları halde; hükümetin işin üzerine gitmemesinden dolayı kurtulmayı becerdiler.

Yahu, Cumhurbaşkanı Özal, Orgeneral Eşref Bitlis ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi onlarca devlet adamının şehit edildiği yüzlerce faili meçhul cinayetin işlendiği karanlık yıllarda işlenen suçlar bir bir örtülüyor. Başörtüsü gibi nice değerlerimizi ayaklar altına alan dindar insanlara kan kusturan darbecilerin yaptığı fiiller son hızla aklanmaya devam ediyor. Görmüyor musunuz?

Ee, ne de olsa böyle başa böyle traş. Çünkü bu generalleri bu derece şımartan ve apaçık işlenmiş onca suçtan dolayı temize çıkarıp aklayan; bizzat hükümetin ta kendisidir. Yargının ve Adalet bakanlığının kör gibi davranarak anayasal düzeni yıkmaya çalışan darbecileri aklamasının affedilecek hiçbir yanı yoktur.

15 Temmuz 2016 darbe gününde suçüstü yakalanan darbeci generaller; FETÖ örgütünü öne çıkararak kendilerini temize çıkarmayı pek güzel bir şekilde becerdiler. İşlenen büyük suçlar aynı Evren ve Şahinkaya’da olduğu gibi güme gitti. İşin acı tarafı din ve vicdan özgürlüğünün ayaklar altına alındığı o iğrenç günlerin özlemi içindeki faşistler yeniden parmak sallamaya ve milletimize tepeden bakmaya başladılar.

Devlet televizyonlarında bile darbeci generallerin küstahça konuşmalarına ve çarpıtmalarına şahit oluyoruz. Sanki; “on binlerce vatandaşımıza yapılan işkenceler” hiç olmadı. Askeriyeden atılan askerler “sivil hayatta iş ararken dahi baskılara” maruz kalmadı. Fadime Şahin’lerin Ali Kalkancı’ların başrolde olduğu dini değerlere karşı yürütülen irtica operasyonları hiç yapılmamış gibi davranış sergiliyorlar.

İşin daha kötüsü bunları yazdığımız için “yalancı” damgası yiyoruz. Üzerlerini örttükleri suçlar yetmiyormuş gibi birde bunları dile getiren gazetecilere saldırıp tehdit ediyorlar. Sonrasında ise saldırganlar, ellerini kollarını sallayıp serbest bırakılıyor.

17 Yıldır işbaşında olan Erdoğan ve Ak Parti iktidarı, iyi işler ve güzel icraatlar yapmış olsa da askerlerin ensemizde boza pişirmesi karşısında çaresiz kalmıştır. Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasının dışında militer yapının sivil yöneticilerin emrine girmesi konusunda yaptığı doğru dürüst bir icraat yoktur. Askerlik yasası ise zaten çok geç kalmış bir kanun tasarısı idi. Bunu da lütfen yapmış olsunlar. Asıl mesele profesyonel ordu” kurulmasıdır. Bu konuda da çok geç kaldık hala bocalamaya devam ediyoruz.

Bütün bunlara karşılık mağduriyetler giderilememiştir. Sırf eşleri başörtüsü taktıkları için ordudan atılan on binlerce askere hiçbir tazminat verilmemiş süründürülmeye devam etmektedir. Bu konuda sadece benim gibi şanslı olan 1200 kişi kadar Yüksek Askeri Şura Kararı ile atılan askere özlük hakları ile ilgili bazı hakları verilmiştir, o kadar.

İyi de; Kamu Denetçiliği Kurumunun da altını çizerek gösterdiği gibi mağdur edilen binlerce askere niçin hakları verilmiyor? 28 Şubat 1997’den bu yana tam 22 yıl geçti. Ne zaman aklı başına gelip de mağdur edilenlere hiç olmaz ise tazminatları verilecek? Bu hukuk katliamı ve vicdansızlıklar karşısında kör olmak kişiyi ve sorumluları mesul etmez mi?

Hükümetin önünde seçim olmayan tam 4 yıl var. Hiç kuşkunuz olmasın bütün bu haksızlıkları bizzat icraatın başında bulunan Erdoğan başta olmak üzere hesap sormaya devam edeceğiz. Unutmasınlar bu kahraman Türk Milleti ekmeksiz yaşar fakat hürriyetsiz yaşayamaz. Haksızlıklar karşısında susuyor ise bunu ila nihaye devam ettirecek diye bir şey yoktur.

Darbeciler saldırdığında “Cesedimi çiğnemeden Genelkurmay Karargahını işgal edemezsiniz” diyecek bir generalin; Genelkurmay Başkanı olmasını istemek” çok mudur? Yoksa zor bir şey mi istiyorum? Eğer bunu dahi yapamayacak ve ehil olanları atayamayacak ise; hükümet olsa ne olur, olmasa ne olur? “Ölürsem şehit, kalırsam gaziyim” diyemeyen generallerden kime hayır gelmiş ki; bize de gelsin.

Hükümeti eleştirdiğim halde bu konuda nereden baksan 20 yıldan beri olumlu hiçbir adım atılmamıştır. Kışlalara hala mescit ve cami açılmaması; içine düştüğümüz feci durumun çok açık göstergesidir. Buna mukabil orduevlerinde alkollü içki satışları alabildiğine artmıştır.

Alkollü içki içmeyenleri general yapmadıkları gibi eşi başörtülü olan bir subayı da asla terfi edilecek bir göreve atamazlar. Olur ki; Sabetaycı askerlerin önünü tıkar. Sahi; Başbakanlıktaki yemek esnasında “Burada rakı yok mu?” diye hesap soran kuvvet komutanlarından övgü ile bahsedildiği halde kimse bu generallere hesap sormayacak mı? Bir tek ben mi “gittiğiniz yol çıkmaz sokak” diyerek, dertleneceğim…

İçine düştüğümüz kötü durumun altını çizmek için bir başka örnek vereyim. Yıllardır askeri birliklere ve özellikle de mezun olduğum Deniz Harp Okuluna cami yaptırmaya çalışıyorum. Ne yazık ki buna muvaffak olamadım. Askeriyedeki cami düşmanlığının en önemli sebebi daha önce detaylarını yazdığım gibi hala bu Sabetaycı general ve amirallerin bolluğudur. Bu acı gerçeği yeteri kadar dile getirdiğimi düşünüyorum.

Hükümet başkanlarına bu konudaki eleştirilerimi yazarak dile getirdim. Üst düzey bürokratlara ve çeşitli okul yöneticilerine “bu ülkede darbe yapılmasını istemiyorsanız manevi değerlere önem vermelisiniz, özellikle de kışlalarda cami yapılmalı” diye defalarca yazdım. Hatta yüzlerine bizzat söyledim.

Bana daima “haklısınız, kışlalarda camilere ihtiyacımız var fakat bu icraatlar için zamana ihtiyacımız var” diyerek benim gibileri devamlı surette oyalayıp durdular. Siyasetçi ve bürokratlar zannettiler ki; bu mühim meseleyi unutup vazgeçeceğim.

Bu gafiller; şu sözlerimi asla unutmasınlar: “Bu can bu tende durdukça ben davamdan vazgeçmem”. Kaldı ki bu dünyada hepimiz ölüp gideceğiz lakin mahşer günü dirildiğimizde bu siyasetçi ve askerlerin yakasına yapışarak cami düşmanlıkları yüzünden hesabım şiddetli olacaktır.

Bugüne kadar kavli leyinle yani yumuşak sözlerle kırıp dökmeden talep ettim. Lakin bu sözden anlamayanlara ağır konuşmaktan başka çare kalmadı. Bazen fazla iyilikten maraz doğar. İşte bunların anladığı dilden konuşmak zorundayız. İster istemez bazılarına hadlerini bildirmek gerekiyor.

Bu cami düşmanlarından ne istediğimi açıkça tekrar edeyim. Çünkü rakı içmekten beyni sulanmış çok asker ve siyasetçi var. Türkçeden dahi anlamıyorlar. Beyinleri de böyle hayırlı işlerde neredeyse hiç çalışmaz. Oyüzden rica ederek değil emir vererek konuşmak gerekir.

Dikkat ediniz! Ben ve bu uğurda çalışan sivil toplum örgütleri Müslümanların istek ve ihtiyaçları doğrultusunda cami talep etmiyoruz! NATO standartlarında ibadet yeri istiyoruz!

Bu standartlara göre tabur ve üstü birliklerde askerlerin ibadetlerini yapabilmesi için bir yer tahsis edilmesi devletin boynuna borçtur. Yapılmaz ise de suçtur. Kanun ve talimatlarda açıkça belirtilen kuralları uygulamayanlar hakkında disiplin işlemi yapılmalıdır.

Bu kanun tanımamak ve suç işleme ayıbı yıllardır devam ediyor. Askeriyeden ayrıldığım zamandan bu yana tam 33 yıl geçti. Çalıştığım zamanlarda destroyer yani muhrip tipi gemilerde Türk bayrağına geçmeden önce; din görevlisi yani papaz ve ibadet yeri bulunuyordu. NATO standartları dahi bizim cami düşmanlarını hizaya getiremiyor.

Bugün dahi askeri birliklerde çoğu zaman namaz kılmak için uygun bir yer bulmak çok zordur. Namazı sadece Cuma günü kılınan bir ibadet şekli olarak gören toplum yapımız var. Lakin bu yanlıştır. Namaz günde beş defa kılınmak üzere farz kılınmıştır. Bunu Cuma namazlarına dahi gitmeyen bazı askeri bürokratların ve özellikle de generallerin anlaması zordur.

İster anlasınlar ister anlamasınlar bu gerçeği kafalarına vurmak hatta çakmak icap ediyor. Çünkü camiye cemaate gitmektense ordu evlerine gidip İslam’ın en büyük günahlardan saydığı alkollü içki içmeye alıştırılmış insanlara anlatmanın zorluğu ortadadır.

İşte bu acı gerçekleri dile getirdikten sonra askeri kışlalara ve özelde de Deniz Harp Okuluna niçin cami yapılmasını istediğimi tekrarlayayım:

Bahriye Mektebi Cami, Heybeliada’nın tek camisiydi. Bu cami, Osmanlı’dan kalma olup sanatsal açıdan değerli bir eser idi. Üzerinde özgün bir hat ile yazılmış beyitler bulunuyordu. Devrin komutanları, durumdan vazife çıkarıp devrin tek parti yöneticilerine şirin görünmek için bu güzelim camiyi yıktılar. Hem ada, hem de Bahriye Mektebi camisiz kaldı.

Hâlbuki adada bulunan Hristiyanların kendi mezheplerine göre kiliseleri ve Yahudilerin havrası vardı. Gayrimüslimlere ait 40’tan fazla ibadet yeri bulunuyordu. Sanki gavur memleketinde yaşıyormuş gibi bir yıldan fazla sürede ada halkı camisiz kaldı.

Nihayet bir hayırsever adaya cami yapmak fırsatını buldu. Şimdilerde en az üç tane cami var. Lakin okulun yeri değişmeden önce de hemen yanı başındaki askeri okulda, öğrencilerin buraya gitmesi hele hele namaz kılması yasaktı. Üç yıl boyunca buna şahit olmuştum. Şimdiki Tuzla’daki Deniz Harp Okulunda dahi İslami şartlara uygun namaz kılacak bir yer bulmak mümkün değildir. Nerede kaldı Cuma namazı kılınsın…

Bize Sabetay Yahudilerinin 22 Şubat’ta kutladıkları “Kuzu Gününde” merasimler ve eğlenceler yapmaktan çekinmediler. Lakin 4 yıl boyunca okuduğum halde bir gün dahi Cuma namazı kılmak nasip olmadı.

Bu acı gerçek ne yazık ki hala devam ediyor. CİMER’e müracaat ettiğimde Deniz Harp Okuluna kümes gibi bir yeri mescit yaptıklarını söylemişlerdi. Maksat dostlar alışverişte görsün. Adeta çocuk kandırıyor gibi benimle dalga geçiyorlar. Lakin Cumhurbaşkanı başta olmak üzere hükümet yöneticileri cami konusunda isteksizdir. Generaller amirallere bu konuda söz geçirmeleri pek mümkün görünmüyor. Çünkü Güven Erkaya gibi pervasızca “burada niçin rakı yok? Bana rakı getirin!” diyen amirallerle karşılaştıkları için askerlerden fena halde tırsmışlarıdır. Halbuki böyle nezaket kurallarından habersiz amiralleri değil kuvvet komutanı yapmak “Fizan’a sürmek” gerekirdi.

Rahmetli Erbakan’ın kemikleri sızlıyor. Bunu düşünen kim ki? Osman Özbek’i Başbakan iken kendisine apaçık küfrettiği halde Yüksek Askeri Şura’da Tümgeneralliğe terfi ettirecek kadar duygusuz bir hale getirildik. Halbuki generallerin bir kısmı hala aynı küstah ve terbiyesiz davranışı gösterecek kadar ileri gidebilmektedir. Ne de olsa Sabetaycı ağabeyleri böyle çirkinlikleri mükafatsız bırakmaz. Terfi ettirileceklerini çok iyi bilmektedirler.

Şu anki İP Genel Başkanı Meral Akşener’i Orgeneral Çetin Saner tehdit etmiş “yağlı kazığa oturturum” diyecek kadar küstah ve terbiyesizleşebilmişti. Akşener, dava bile açamadı. Şimdiki generaller ise bir gazeteci arkadaşımızın “eşek” dedi diye çekinmeden dava açabiliyor. Halbuki Bu sözü Fetocu ve darbeciler için söylediğini defalarca tekrarlamış olan Murat Alan’ı dinleyen kimse yoktur.

Muhtemeldir ki bu yazılar dahi kimseyi gayrete getirmeyecek “eski tas eski hamam” diyerek mevcut rezaletlere göz yumulmasına devam edilecektir. “Na to kafa na to mermer” insanlara laf anlatmak zordur. Fakat bu uğurda mücadele etmek benim için şereftir, şandır. Ruzi mahşerde Rabbimin huzuruna çıktığımda bu yazılarımı öne süreceğim…

Evet, hala askerî okullara cami de yapılmamış yapılamamıştır. Zira ülkemiz insanlarına saygı duymayan komutanlar öğrencilerin namaz kılmasından hoşlanmamaktadır. İşin kötüsü ise bu feci durum kimseyi rahatsız etmemektedir. Sonra da kalkıp “darbecilere karşı ölümü göze alamayan Genelkurmay Başkanı yetiştiremiyoruz” demeye hakkımız yoktur. Nasılsanız, öyle yönetilirsiniz…

Askeri garnizonlarda “en azından NATO standartlarına uygun bir şekilde cami yapılmalı” diye yazıp söylediğim zaman maksadı çarpıtıp “eskiden namaz kılmayanlara falakaya yatırıyorlardı” diyerek işin içinden çıkmaya çalışan çakallara dahi rastlıyoruz. Aynı şekilde “askerlerimize sakal bıyık yasağı neden var?” Diye sorduğumuzda da cevap vermekten çekinmiyorlar. Neymiş “biyolojik savaşta sakal bıyık giysilere zarar verirmiş”.

İnsan gülmeden edemiyor. Komik olan şudur: biyolojik silahlar gavurlara zarar vermiyor lakin bize dokunuyormuş. Dünyanın bütün gelişmiş ordularında böyle saçma bir yasak yoktur.

Kendilerini zeki zanneden bu zavallılara ne demeli bilmiyorum.  Lakin bu ahmaklara, “kimseye zorla namaz kıldırmak gibi bir derdimizin olmadığını” sadece ibadet etmek isteyenlere engel olunmaması gerektiğini ve insanlara keyfi yasaklar konulamayacağını anlatmaya çalışıyoruz…

Ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Nasılsa bunun hesabı ruz-i mahşerde görülecek. Bu dinin sahibi olan Allah, her şeyi görüyor ve biliyor. Burada önemli olan devlet yöneticilerini ikaz vazifesidir.

Evet, askeri okullara cami yapılması devletin önemli görevleri arasındadır. Bunu yaptıktan sonra sorumluluk devletten çıkıp şahsın boynuna biner. Öğrenci, ister namazını kılar ister kılmaz, onun hesabı Allah’a karşıdır. Fakat namaz kılıyor diye bir öğrenciyi fişlemek, kandil gecelerinde taciz etmek, Cuma namazını kılmasına mani olmak ve terfiini engellemek büyük bir suçtur. Ne dinde ne de laik yönetimlerde buna yer yoktur. Bilakis dinine bağlı askerler terfide daima öncelikli olarak sıralamaya alınır, alkol ve uyuşturucu kullananlar en sona bırakılırlar. Bütün dünya ordularında böyledir. Savaş vakti gelince iman gücünden daha tesirli ne vardır ki; askeri düşman üzerine gönderebilelim.

Halka rağmen halka zorla dayatılan seküler yaşam biçimine artık bir son verilmesi elzemdir. İnancının gereğini yapmak isteyen her vatandaş gibi askeri şahıslar da namazını kılabilmeli, Cuma namazlarına iştirak edebilmelidir. Ne yani çok şey mi istiyorum?

Tarihi olayları hatırlatarak bu duruma nasıl geldik; bunu anlamak mümkündür. Bu konuyu askeri okul öğrencisi oluğum Bahriye mektebinden örnekle izah edebiliriz. Nasıl oldu da bu tarihi eser özelliği olan adanın tek camisi yıkıldı? Daha da ilginç olan husus şudur. Tuzlada yeniden inşa edilen Bahriye Mektebi, Annapolis’teki ABD Naval Akademisinin benzeri olduğu halde, niçin o görkemli ibadet yerine benzer bir cami yapılmadı? Bu soruya makul cevaplar alana kadar yazmaya devam edeceğiz, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle