• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Vehbi Kara
Vehbi Kara
TÜM YAZILARI
04 Aralık 2020

Namaz Kılmayı Teşvik Etmek Suç olur Mu?

Bir önceki yazımda Deniz Kuvvetlerinde yaşadığım acı olaylardan bahsederek darbeci cunta lideri Kenan Evren’in dindar askeri öğrencilere ve subaylara yaptığı çirkin eziyetlerden bahsetmiştim. Kaldığım yerden devam edeyim.

1987 Yılında Kenan evren’in seçerek amiralliğe terfi ettirdiği general ve amiraller çoğunlukla cunta yapılanması içindeydi. Bir darbe esnasında “ayağımıza dolanırlar” diyerek dindar askerlere aklın alamayacağı derecede suçlu muamelesi yapıyorlardı.

Askeri vesayet unsurları “yılanın başı küçükken ezilmeli” diyerek namaz kılan, oruç tutan ve alkollü içki içmeyen bütün subayları fişlemişlerdi. Özellikle Batı Çalışma Gurubu (BÇG) adı verilen bir yasa dışı kurum; askeri teamül ve geleneklere aykırı olarak dindar askerlerin ordudan atılması için büyük çaba sarf ediyordu.

BÇG yöneticisi general ve amirallerin büyük bir kısmı 28 Şubat Mahkemeleri sonucunda suçlu bulunarak “müebbet hapis” cezası almışlardır. Daha sonra Yargıtay tarafından onaylanan bu kararlar ne ilginçtir ki hala infaz edilmemektedir.

Suçluya cezasını, mağdur edilenlere ise tazminatlarını ödemeyen bir devlet aygıtını kabul etmiyorum. Tam 23 senedir; yetimin malını yiyen, bankaları hortumlayarak yutan ve binlerce askeri ordudan atan darbeci generallerin cezalandırılması için emek ve çaba harcadım. Fakat ne çare ki hala askeri vesayet güçlüdür ve bu darbeci generallere kimse dokunamamaktadır.

Darbeci generallerin 12 Eylül 1980 darbe sürecinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde estirdikleri terörden en fazla yararlanan ise FETÖ örgütü olmuştur. Benim gibi namazını kılan, orucunu tutan üstelik eşi başörtülü subayların ordudan atılması, en çok FETO örgütünün işine geliyordu. Bu sayede asker arkadaşlarımın önce namaz kılmalarını önlediler daha sonra eşlerinin başlarını açması için zorladılar ve nihayetinde alkollü içki yasağını pervasızca delen bir çok insanı “Mankurt Fetocu” haline getirdiler.

Şimdi kalkmış 28 Şubat’ın darbeci generalleri ve onların sözcülüğünü yapan medya organları “biz Fetocuları ordudan attık” diyerek insanların akılları ile alay ediyorlar. Bu insanlara sormak gerekmez mi: “Madem Fetocuları ordudan attınız 140 general ve yüzlerce darbeci subay, 15 Temmuz 2016 darbesini nasıl yaptı?” Elbette bu soruya verecek cevapları yoktur.

O halde bu makale fırsatı ile ben cevap vereyim: “28 Şubat 1997 sürecinde ordudan atılan subaylar sırf dindar oldukları için ordudan atılmışlardır”. Bu sayede Fetocu subaylara yer açılmıştır. ABD’ye uşaklık eden FETÖ örgütü öylesine semirtilip büyütülmüştür ki 350 general-amiralin yarısı Fetocu olup çıkmıştır. Şu anda yurt dışına kaçamayan yüzün üzerindeki Fetocu general ve amiral; 70-80 kez müebbet hapis cezası almış olarak milletimizin karşısında durmaktadır.

Bunları anlatmaktan maksadım “Bahriyede 15 Yıl” isimli kitabımda izah ettiğim Feto yapılanmasının bir şekilde ispatıdır. Feto örgütünün palazlanmasına ise Kenan Evren Cuntasının yetiştirdiği 28 Şubat generalleri sebep olmuşlardır. Bu yalın gerçeği halkımız gayet iyi bilmektedir. Fakat dile getiren çok az sayıda medya mensubu vardır. O halde 1987 yılında dindar subayların uğradığı soruşturmalara ve eziyetlere kaldığımız yerden devam edelim…

Daha teğmen rütbesini taktığım yıl Deniz Harp okuluna çağrıldım. Beni Öğrenci Alay Komutanı karşıladı. Pek keyifli bir hali vardı. Zira çok güzel bir iş yapmış gibi çok başarılı 6 son sınıf öğrencisini okuldan attırmanın zevkini çıkaran bir hali vardı.

Önce çok laubali bir biçimde “Seni niçin çağırttık, biliyor musun?” diye sordu. Fakat ben gayet ciddi bir şekilde cevap verdim: “Soruşturma yapıyorsunuz onun için” dedim.

Yine askerlik ciddiyetine yakışmayan bir üslup ile “Demek sen bir şeyler biliyorsun! Anlat o zaman” diye karşılık verdi.

Bir Ramazan günüydü ve hala arkadaşlarımın Deniz Harp Okulundan atılmasını içime sindiremediğim için çok kızgın bir ruh hali yaşıyordum. Adeta patlamaya hazır bir bomba gibiydim. Fakat ciddiyetimi muhafaza ederek “Okulda aşırı sol faaliyetler var” dedim.

Hiç beklemediği bu cevap karşısında “saçmalama be” dediğinde ise bendeki kayış koptu ve Alay komutanına bağırmaya başladım. O gün taşıdığım rütbem teğmen iken; bağırdığım şahıs deniz kurmay kıdemli albay idi. Bu olayı yaşatanlar utansın. Zira hayatım boyunca bu olaydan başka askerlik mesleğine aykırı hiçbir tavır ve tutumum olmadı.

“Siz ne biçim alay komutanısınız! Okuldan hiç mi haberiniz yok! Madem bilmiyorsunuz tabur komutanlarınız, bölük komutanlarınız da bilmiyor mu?” diyerek ağzıma geleni söyledim. Yüksek sesle bağırarak konuşmamdan sonra Alay komutanı masasından kalktı ve odayı terk etti.

Makam odasında yapayalnız kalmış biraz sonra askerler tarafından yakalanıp hapse atılmayı bekliyordum. Fakat bir parça rahatlamıştım. Gerçekten de Deniz Harp Okulunda o yıllarda Maocusundan Lenincisine hatta Enver Hocacısına kadar türlü türlü komünist subay vardı. Bu subaylar gizli bir şekilde öğrencilere komünizm propagandası yapıyordu. Öğrencilerin dinlenme salonu olan bütün teneffüshanelerde aşırı solcu sanatçıların müziği dinleniyordu. Fakat gel gör ki okuldan atılan sadece başarılı ve dindar olan öğrencilerdi.

Alay Komutanı, birkaç daktilo yazan astsubay ile yeniden içeri girdi. Eski şımarık ve laubali halinden eser kalmamıştı. Belli ki Okul Komutanı ile görüşmüştü. Çünkü zaman geçirmeden ifademi alacağını söyledi. Astsubaylar ağzımdan çıkan her şeyi yazmaya başladılar.

Bu arada iki askeri okul öğrencisi tek tek odaya girdi. Her ikisine de aşağı yukarı aynı soruları sordu: “Beni tanıyıp tanımadıklarını ve kendilerine neler telkin ettiğimi” sordu. Her iki öğrenci de neredeyse aynı cevapları veriyordu. Kısaca “benim namaz kılmaları ve dini kitap okumaları konusunda baskı yaptığımı” söylediler.

Sonra bana dönüp sordu “ne diyorsun?” dedi. Öğrencilerin doğru söylediklerini fakat bu yaşa gelmiş kişilere baskı yapmadığımı, sadece teşvik ettiğimi” söyledim. Soruşturma bu minval üzere saatlerce devam etti.

Sonunda nedense Alay komutanının aklına “oruçlu musun?” diye sormak geldi. Evet dedikten sonra asker karavanasından kuru fasulye ve pilav yemeği geldi. Bu esnada 50-60 sayfa tutanağı okuyup imzalamamı istedi. İlk birkaç sayfasına baktım. Gerçekten de ne söylenmiş ise aynısı yazılmıştı.

Alay komutanı, Ramazan iftarını açarken hala bana sorular soruyordu. Bende cevap vermedim. Bu sefer özür dileyerek yemeğimi bitirmeme müsaade etti.

İftar yemeğinden sonra “bana gidebilirsin” dedi. Çok şaşırmıştım. Zira askeri birliğime döneceğimi düşünmüyordum. Buradan hapse yollayacaklar zannetmiştim. Fakat aradan geçen 3-4 ay sonrasında tekrar soruşturmalar devam etti. Beni Deniz Harp okuluna tekrar çağırdılar.

Soruşturmalar bittiğinde Deniz Kuvvetlerinden atılmayı beklerken bu sefer Harp Filosu Komutanlığına tayin ettiler. Atandığım savaş gemisi şu anda İzmit’te müze olarak kullanılan o tarihte en önemli gemilerden biriydi. İşin ilginç tarafı sadece iki muhripte Harpoon güdümlü mermisi bulunuyordu ve bir tanesine de Silah Elektronik Subayı olarak ben kumanda ediyordum.

Deniz Harp Okulundan mezun olduğum ilk yılda, inanılmaz olaylar yaşamıştım. Sonraki yıllar her ne kadar 1987 yılı kadar heyecanlı olmasa da benzer şekilde devam etti. Tayin olduğum ikinci savaş gemisinde daha gemiye katılmadan hakkımda oldukça abartılı sözler söyleniyordu.

Gemiye adım attığım gün Silah subayı, benimle özel olarak konuşmak istediğini söyledi. 5 Yıl aynı gemide görev yaptığım bu zat daha sonra Donanma Komutanı olmuştu. Kendisi ile geminin en yüksek yerinde konuşmaya başladık.

Bundan sonraki olayları “Bahriyede 15 Yıl” isimli kitabımdan takip edebilirsiniz. Çünkü bu kitap bir döneme ışık tutacak önemli bir belgedir.

Eğer okuyucularım isterler ise yaşadığım ibret dolu olayları makalelerimle de yazmaya devam edebilirim. Bu sayede FETÖ örgütünün nasıl palazlandığını, darbeci amirallerin dindar subaylara nasıl kan kusturduklarını ve nihayetinde sırf eşi başörtüsü taktığı için on bine yakın askeri; nasıl ordudan attıklarını öğrenebilirsiniz, vesselam…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bu dönemi anlatan başka kitaplar da yazılmalı

Bahriyede 15 Yıl kitabınızın ilk baskısını okumuştum. 2007 Yılında böyle bir kitabı yayınlamak cesaret işiydi. Çünkü Ak Partiye kapatılma davası açılmıştı. Aynı Refah partisi gibi kapatılma kararı çıktı. Fakat nitelikli çoğunluk olmadığı için kapatılmadı. Bu dönem çok acılar yaşadık. Hiç olmaz ise bağırıp çağırıp içinizi dökmüşsünüz. Biz onu da yapamadık. Mahşere kaldı.
  • Yanıtla

mutmaine

Hocam, Allah Razı olsun, millet bu tür detayları bilmiyor,lütfen ara ara devam edin...,binlerce insanın hakkına girdiler, konu sadece namaz ve dindarlık değil ,sizde biliyorsunuz ki madalyonun diğer tarafı daha farklı: konu İSLAM , İslamın şartlarından ( namaz,oruç...) zarar gelmeyeceğini onlarda biliyor...Burada şu ibretlik sonuç ortaya çıkıyor ,İslamı hatırlatan her şeyin kaldırılması ...Anayasadan 1928'de DEVLETİN DİNİ İSLAMDIR kaldırılması ile başladı....gerisini yazarsak onlar modern biz yobaz oluyoruz..aynı zamanda Hz.Peygamber düşmanı Fransa'dan,Avrupadan vs kopyalanan kanunlara göre de suç oluyor ! Şu an Japonlar daha ileri ,iktidar olurlarsa muhtemelen japoncaya geçeriz ! Japon harfleri öğrenmek lazım , yoksa geri kalabiliriz...Sizin kitabınızı da kimse okuyamaz ,siz şimdiden japoncasınıda bastırın :)
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23