Kurucu Değerlerimiz ve Asgari Müşterekler

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Son zamanlarda bazı hokkabazlar “kurucu ilkelerimiz” adı altında “CHP’nin 6 Okunu” halkımıza yutturmaya çalışmaktadır. Hâlbuki bunlar 5 Şubat 1937’de aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri olan “cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık” Anayasaya ithal edilmiştir. Kurucu değerlerimiz ile hiçbir alakaları yoktur.

Kurucu değerlerimizin en önemlisi Kanuni Esasi’den alınmış olup ilk Anayasamızın 2. Maddesi olan “Devletin dini İslam’dır” ile kayıt altına alınmıştır. Ne çare ki dine düşman tek parti idaresi; 1928 yılında bu maddeyi Anayasadan çıkararak ortadan kaldırılmıştır.

Bütün bu acı gerçeklere rağmen hala kurucu değerlerimiz olarak; bir siyasi partinin ilkeleri dayatılmaktadır. İşin daha kötüsü ise halkımızın inançlarına ve kutsal değerlerini küçümseyen hukukçu, tarihçi ve akademisyenler hiç utanmadan baskıcı ve dayatmacı bir ideolojiyi kurucu değerler olarak sunabilmektedir.

Yerseniz tabii… Böylesine akıl dışı ve faşist bir tutum karşısında dut yemiş bülbüle dönen ve iki kelime dahi söyleyemeyen zavallı siyasetçilere de söyleyecek çok sözüm var. Öncelikle bu güya muhafazakar geçinen siyasetçilere ve halkımıza faşizmi dayatmaya çalışan örümcek kafalılara; şu tarihi gerçekleri, kafalarına çakmakla işe başlayalım:

Türkiye Bü­yük Mil­let Mec­li­si açı­la­ca­ğı za­man; ül­ke­nin her ye­rin­de dini merasimler yapılmış İstanbul’da esir halinde tutulan İslam Halifesinin kurtarılması ve yeniden itibarlı konumuna getirilmesi esas alınmıştır. Bu maksatla Anadolu’nun her yerinde Heyet-i Temsiliye üyeleri tarafından milli ve dini hislerin uyandırılması adına konuşmalar yapılmış hatta bu sözlerin tatbikata konulabilmesi için Kuran ve hadis hatimleri yapılması kararlaştırılmıştır. İşte Türkiye’nin kurucu iradesinin nasıl olduğunu anlayabilmek için yapılan bu çalışmalara bakmak gerekir.

Kuran hatmi herkesin bildiği bir şeydir. Lakin hadis kitaplarının hatmedilmesini pek kimse bilmez. Fakat ülkemizde kurucu irade dini hisleri ayağa kaldırmak için bu yolu kullanmış ve büyük ölçüde başarılı olmuştur.

Nitekim Meclis’in açılışından önce Sa­hih-i Bu­ha­ri ha­tim­le­ri ya­pıl­mış­tır. 21 Ni­san 1920'de He­yet-i Tem­si­liy­ye adı­na çe­ki­len tel­graf­larda:

"Bi-men­ni­hi'l-Ke­rim Ni­san'ın 23. Cu­ma gü­nü Cu­ma Na­ma­zı­nı mü­te­akip An­ka­ra'da Bü­yük Mil­let Mec­li­si kü­şat edi­le­cek­tir (açı­la­cak­tır)" denilmiş "Yevm-i mez­ku­run te­yid-i kut­si­ye­ti için bu­gün­den iti­ba­ren vi­la­yet mer­kez­le­rin­de va­li be­ye­fen­di haz­ret­le­ri­nin ter­ti­biy­le ha­tim ve Bu­har-i Şe­rif ti­lavetine baş­la­na­ca­ğı” ­talimatı verilmiştir.

Ni­ha­ye­tin­de Bu­har-i Şe­rif'in dua ni­ye­tiy­le hat­mi, Kur'an-ı Ke­rim cüz­le­ri­nin ay­rı ay­rı şa­hıs­lar ta­ra­fın­dan okun­ma­sı iş­le­mi ta­mam­lan­mış ve Ha­cı Bay­ram Ca­mi­in­de­ki na­maz ve dua­dan son­ra Mec­li­si­miz açıl­mış­tır. Bu hususu yalan yanlış bilgilerle çarpıtan riyakar ve yalancı tarihçilerin gözlerine sokuyoruz.

Ha­tim de­yin­ce, Kur'an-ı Ke­rim'i ez­ber ve­ya yü­zün­den, baş­tan so­na ka­dar oku­mak ak­la ge­lir. Enes bin Ma­lik'ten ge­len bir ri­va­yet­te Hz Pey­gam­ber (asm); "Amel­le­rin en ha­yır­lı­sı, Kur'an oku­ma­ya baş­la­mak ve hat­met­mek­tir" bu­yur­muş ve biz­zat ken­di­si de Kur'an-ı Ke­rim'i da­ima okumuştur.

Özel­lik­le Ra­ma­zan ay­la­rın­da bir ki­şi­nin Kur'an-ı Ke­rim'i oku­yup ha­zır bu­lu­nan­la­rın da ta­kip ede­rek ve­ya din­le­ye­rek hat­met­me­le­ri ya­ni Mu­ka­be­le ge­le­ne­ği doğ­muş­tur. Buna mukabil hadis kitaplarının hatmedilmesi pek yaygın bir gelenek değildir. Fakat Meclis’in açılışında da görüldüğü gibi Türkler tarafından uygulandığı bilinmektedir. İşte dini değerlere önem veren “Ehli Sünnet vel-Cemaat” bu ülkenin kurucu değerleri arasında en önemli yeri tutmaktadır.

Bu gerçekler göz önünde dururken faşist İtalyan Mussolini’nin devletçilik, kafatasçı milliyetçilik ve faşist cumhuriyetçiliği kurucu ilkeler diyerek halkımıza dayatmak; yüzsüzlüktür, yalancılıktır ve halkımızı ahmak yerine koymaktır.

Ülkemizin kurucu değerleri denilince; İslam’ın ve halifeliğin korunması ile birlikte “misak-ı milli” denilen vatan topraklarının kurtarılmasını hedefleyen milli yemini de unutmamak gerekir. Fakat maalesef milli yeminimizi Lozan’da bize bozdurdular ve vatan topraklarımız İngilizler başta olmak üzere Yunanlılara peşkeş çekildi.

Evet, tekrar etmekte fayda vardır. Kurucu değerlerimiz; İslamiyet ve vatan topraklarının bir bütün olarak muhafaza edilmesidir. O dönemde moda olan faşist ilke ve devrimler değildir.

Bu gerçekleri tespit ettikten sonra kurucu ilkelerimizin nasıl değiştirildiğini ve milli değerlerimizle çatışan bir hal aldığını söyleyebiliriz. 1924-1950 yılları arasındaki tek partili ve muhalefeti kabul etmeyen baskıcı rejim tarafından önce “Devletin dini İslam’dır” maddesi kaldırılarak işe başlanmış ve nihayetinde 1937 yılında faşist ilkelerin dayatılması ile büyük bir yıkım gerçekleştirilmiştir.

Şimdi bu yıkımı nasıl durdurabilir ve hangi asgari müştereklerde birleşerek sosyal barışı sağlayabiliriz ona bakalım:

Devletimizin kurucu ilkelerini bu noktada ileri sürmeyeceğim. Zira İslam’ın özü olan Kuran’ı ve Son İslam Peygamberi Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselam’ın sünnetini imanı zedelenmiş bir topluma anlatmak güçtür. Bunun yerine bütün dünyada kabul görmüş cumhuriyet, demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü kriterlerini öne sürebiliriz.

Bu üç maddeden biri olan cumhuriyeti asla tek partili ve baskıcı olarak görmemek gerekir. Bilakis hürriyet ve özgürlüklerin genişçe uygulandığı; dindar insanların aşağılanıp ezilmediği bir asgari müşterek anlayışı ile sorunları kolayca aşacağımızı düşünüyorum. Buna karşılık ağzından çıkan her sözün emir olarak uygulandığı ve içki masalarından idare edilen devlet adamlarının ilkeleri ile toplumun birleşmesi mümkün değildir. Eğer putlaştırdıkları ve herkesin önünde serfürü etmek zorunda kaldığı kişilerin; kabullenmemiz için bize dayatılan sözlerini, asgari müşterek olarak sunanlar ile kıyamete kadar anlaşamayacağımızı bilmelerini isterim. Her şeyden önce benim dinime inançlarıma saygı gösterilmesini isterim. Bu kadarını dahi yapamayan inkılap softalarına “yürrü taş arabası!” demekten başka çarem kalmaz, vesselam…

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • KonyalıKonyalı27 gün önce
    çok isabetli tesbitlerde bulunmuşsunuz ve cesurca bir yazı olmuş. inşallah siyasilerde bu yazıyı okumuşlardır. Tebrik ediyorum.
  • cevdetcevdet27 gün önce
    dogrusu rumuzlu beyfendi. o kadar kisa surede( 1924 1950 arasi ) ancak bu seviyeye gelebildik.avrupa abd japonya 300 sene once sanayi devrimini yasarken malesef osmanli lale devrinde yatiyordu.galata bankerleri den borc alip her savasini kaybediyordu.600 yil boyunca ihmal edilen anadoluyu 20 senede nasil almanya duzeyine getirebilirsiniz. koy enstitulerikaldirildi ve feodal yapi asiret sistemine bogulmus anadolunasil japonya olabilirdi saygilarimla
  • Doğrusu...Doğrusu...27 gün önce
    @ATATURKCU: Artık uyansanız mı.?! Her kerâmet kendinizden bilmekten hâlâ vazgeçemediniz mi.?! Bu yüce müslüman Türk Milleti, "size" yani aslında ve asâletine hiç de uymayan bu ınkılâblara ve idârî tatbîkate "rağmen"bu gelişmeyi sağlamıştır. Yanlış soru ve mantığa hiç uymayan bir mükâyese..! Biz, bütün bu ınkılâblara rağmen niçin hâlâ bir Almanya,İngiltere veya Japonya olamadık?, diye süâl etseydiniz pek daha isâbetli ve dahî haklı olurdunuz..!
  • ATATURKCUATATURKCU27 gün önce
    O BEGENMEDIGINUZ 1924-1950 ARASINDAKI KANUNLAR KURULAN FABRIKALAR YAPILAN DEMIRYOLLARI ACILAN OJULLAR INKILAPLAR REFORMLAR SAYESINDE AFGANISTAN ARABISTAN YEMEN LIBYA SOMALI SURIYE IRAKACEH ARAKAN FILISTIN GIBI BIR ULKE OLMAKTAN KURTULDUK ORTACAG KARANLIGI VE ORTADOGU BATAKLIGINDAN KURTULDUK.50 TANE MUSLUMAN ULJE VAR COGUNDA IC SAVAS KAOS KARGASA FAKIRLIK YOKLUKACLIK VAR HEPSI HRISTIYAN AVRUPAYA KACMAK ICIN OLYMU GOZE ALIYOR.
  • Burada, târîhî haqîqatler zikrediliyor..!Burada, târîhî haqîqatler zikrediliyor..!28 gün önce
    @nostalji: Burada "nostalji" yapılmıyor..! Büyük Osmânlı Devleti'nden yeni Türk Devleti'ne yani Türkiye Cumhûriyeti Devleti'ne nasıl ve hangi "temeller" üzerinden geçildiği târîhî haqîqatlar yazıyor. İyisiyle kötüsüyle bizim mâzîmizdir. Buna, Sultân İkinci Abdulhamîd Han'ın açtığı mekteblerde okuyup yetişen M.Kemal Paşa ve arkadaşları da dâhildir.!?
  • Yeni Devlet'imize, işte böyle geçmişizdir..!Yeni Devlet'imize, işte böyle geçmişizdir..!28 gün önce
    Pek güzel ve isâbetli yazmmışsınız..! Türkiye Cumhûriyeti Devleti'nin nasıl kurulduğunu herkesin gâyet iyi bilmesi lâzımdır.
  • H.Y.EH.Y.E28 gün önce
    Bir gercek bu kadar ozetlenebilir.Tesekkurler
  • Osman GüngörmüşOsman Güngörmüş28 gün önce
    Vehbi Bey, yazılarınızı takip ediyorum. Bugünkü yazınız önemli bir noktayı işaret ediyor. Ancak mevcut CHP kafası ülkede inanç özgürlüğü olduğu iddiasında. Onların kafasına göre söylediğiniz asgari müştereklerin hepsi şu anda mevcut. Çünkü Cumhuriyet e bakış açımız farklı. Şeriat-ı garra ülke yönetim sisteminin adını koymaz. İstişareyi ve emanetin ehline verilmesini öne çıkarır. Bu noktaya kadar Cumhuriyet ile kimsenin bir sorunu yok. Ancak sizin bu müşterekler örtülü olarak laikliği kabul etmek anlamına gelir ki, iman sahibi olduğuna şahadet edeceğimiz birisi için bu cennet ile cehennem kadar önemli bir sorun olabilir. Bu bağlamda bu konuyu kafanızda tekrar irdelemenizi rica ediyorum. Söylediklerimiz ve yazdıklarımızın her harfinden sual edileceğiz. Allah bize sözün doğrusunu söylemeyi nasip etsin. Amin
  • nostaljinostalji28 gün önce
    Senin kurucu değerlerin İslam falan ise almıaylım ,üstü bile sende kalsın.

Günün Özeti