--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsanlarla Dalga Geçiyorlar

Vehbi Kara
Vehbi Kara
6

Dünya üzerinde uydurma Korona salgını adıyla büyük bir testten geçirildik. Fakat daha çekeceğimiz var anlaşılan; çünkü “ikinci dalga” ve “üçüncü dalga” salgın denilerek resmen insanoğlu ile dalga geçiyorlar.

İnsanlığın yaşadığı bu acı deneyin mahiyetini anlamak için ölüm gerçeğini anlamak gerekiyor. Medya araçları ile öylesine yoğun bir beyin yıkama olayı gerçekleştiriliyor ki bunun dışında kalmak gerçekten güç bir iştir.

Yüzyıllarca önce gerçekleşen “kara ölüm” denilen veba gibi bir salgın hastalıkla karşı karşıya olduğumuz sözleri; aldatmacadan başka bir şey değildir. Ortaçağda yaşanan bu hastalık sonrasında Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte biri ölmüştü. Fakat Korona virüsü nedeni ile ölen insan sayısı son 6 aylık rakamlara göre sadece 300 bin dir.

Bu rakam ile Korona’dan dolayı ölüm oranının 26 binde bir olduğu anlaşılmaktadır ki ortada salgın hastalığı olduğuna dair bir rakam yoktur. Eğer veba gibi insanlar arasında 3 milyar kişi bu hastalıktan ölseydi işte o zaman ben de panik olup hastalıktan korunmanın çarelerini aramaya başlardım.

Veya 1918 yılında yaşanmış olan İspanyol nezlesi ki; 50 milyondan fazla insan hayatını kaybetmişti. Bunun yarısı kadar bile ölüm olayı olsa yine “korkulacak bir şey var” diyebilirdim. Fakat açıklanan rakamlar son derece düşüktür. Ortada Veba veya İspanyol Gribi benzeri bir salgın yoktur. Korona denilen hastalık; her yıl en az iki defa yakalandığımız nezle virüsünden başka bir şey değildir.

İnsanlık üzerinde oynanan oyunu anlamak için bu salgın paniğini karikatürize ederek boyutlarını göstermeye çalışalım:

Dünya sağlık örgütü ve tıp çalışanlarının konuşmalarına bakınca insan şöyle bir aldatmacanın içine yuvarlanıyor. Efendim; bu doktorlar var ya! Aslında ölüme de çare buldular. Lakin bazı hastalıklar var; Korona Virüsü gibi. İşte bunun gibi hastalıkların üstesinden gelmek biraz zaman alıyor. İlaç, aşı vesaire bunları da geliştirdikten sonra ortada ölüm vesaire hiçbir şey kalmayacak!

Lafonten veya bizim 1001 gece masalları gibi çocukları kandırıyorlar sanki. Bütün insanları gaflet uykusuna yatırmışlar ölüm korkusu paniği ile her türlü kandırmaca yapılıyor. O halde bizde insanları bu masalların verdiği uykudan uyandırmaya çalışalım:

Evet, önce matematik konuşsun. Son bir yılda yaklaşık 50 milyon insan ölmüştür. Dünyada tutulan istatistiki kayıtlara göre ise son 24 saat içinde 150 bin kişi öldü. İstanbul hududu içinde Mezarlıklar Müdürlüğünün kayıtlarına göre her gün toplam 300 mezar kazılıyor. Keza İzmit Büyükşehir belediyesi sınırlarında da 30 mezar kazılmış ve buraya vefat eden insanlar defnedilmiştir.

Sakın! Bu rakamları uydurma Korona salgını sonrasında meydana gelmiş zannetmeyin. Bu rakamlar salgından öncede böyleydi; şimdi de aynıdır. Sadece şu rakamlar dahi nasıl bir aldatmaca içine sokulduğumuzu gösteriyor. Dedim ya! gören de diyecek ki ölüme çare bulunmuş. Az kaldı! bu Korona’ya da çare bulunacak. Biraz dişinizi sıkın. Hastalığa yakalanmayın ha!

Hâlbuki Ayette geçtiği gibi ölüm gerçeği değişmez; “sen de öleceksin, onlarda ölecekler”. İşte resmen bu şekilde Kuran’dan yüz çevirerek; aldatılıyoruz…

Şu soruları hiç kendinize sordunuz mu? Düşünebiliyor musunuz, Müslümanları Cuma namazından alıkoymak için başka hangi yol denenseydi başarılı olurdu? Veya dünyanın en güçlü kişisi cemaatle namaz kılınmayacak dese; kim bunu uygulayabilirdi?

Fakat insanın en zayıf taraflarından birisi hastalıktır. Hastalık bahanesi ile hepimizi hekimlerin karşısında köle ve tutsak yapıyorlar. Şunu yapacaksın, bunu içeceksin, evinden çıkmayacaksın diyerek her türlü naneyi yediriyorlar.

Peki, sen nasıl oluyor da bütün insanların düştüğü bu tuzağa düşmüyorsun? Diye bir soru aklınıza gelebilir. Cevabı basittir. Çünkü ben devamlı olarak Kuran ve tefsirlerini okuyarak kainatın Yaratıcısı olan Rabbimin ezeli kelamını anlamaya çalışıyorum. Siyasetçilerin ve tıp uzmanlarının sözleri, bana ikinci ve üçüncü derecede etki yapıyor.

Bazı insanlar diyebilir ki; ne malum senin yanılmadığın? Cevabım yine kolay. Rakamlar değişmedi ki. Geçen yıl ölüm olayları ne kadar ise bu yıl da aynı. Ortada “salgın hastalığı var bu nedenle ölüm olayları yüz kat arttı” diye bir istatistiki kayıt yok.

Sağlık Bakanımız eksik olmasın her gün rakamlar yayınlıyor. Şu kadar kişi hastalığa yakalandı, şu kadar kişi öldü diye… İyi de bu rakamlar yıllar önce de neredeyse aynı idi. Üst solunum enfeksiyonu nedeni ile ölenler de bu kadardı zaten. Ortada anormal bir artış yok ki…

Fakat müthiş bir “ölüm korkusu paniği” var. Bu telaş içinde insanlar kafasını kaldırıp gerçekleri göremiyor. Yahu! Korona olmasa da hepimiz bir gün muhakkak öleceğiz. Bunun için genç veya yaşlı olmak fark etmez. Ecel kapıya dayandığı an hiçbir güç buna engel olamaz. Dünya sağlık örgütü de en bilgili doktor da; çaresizdir.

Eğer Azrail kapıya dayanmamış ise bu sefer insanı hiçbir güç öldüremez. Çünkü hayatı veren de Allah’tır alan da…

O halde medya araçlarında yayınlanan propaganda yayınlarını bir tarafa bırakıp asıl gerçeklerle yüzleşmeye bakalım. Erkek gibi ölümün yüzüne bakıp bize hangi mesajı veriyor bunu anlamaya çalışalım…

Bu korku ve dehşetin temel kaynağı; hastalıkların bazen ölüme vesile olmasıdır. Hâlbuki ölüm öyle zannedildiği gibi dehşetli ve korkunç değildir. Eğer ölümün hikmeti anlaşılırsa bunun bir yok oluş değil bilakis sonsuz bir hayata açılan bir pencere olduğu gerçeği idrak edilebilecektir.

Bu konuda hayale, hüzüne kapılmadan ölüm hakikatine gerçekçi bir bakış açısı ile bakmak gereklidir. Öncelikle şu husus bilinmeli ve iman edilmelidir ki; “Ecel birdir değişmez”. Bazen ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhatleri yerinde olanların öldüğü ve o ağır hastaların şifa bulup yaşadığı görülmüştür. O halde hastalık kapıya geldiğinde veya bizzat vücudumuzda etki etmeye başladığında telaş edip titremeye gerek yoktur.

Diyelim ki olan oldu ve ölüm başa geldi. Azrail meleği, ruhumuzu muhafaza etmek üzere kabz eyledi. Yine, telaş etmeye gerek yoktur. Çünkü ölüm, öyle göründüğü gibi dehşetli değildir.

Çünkü her konuda rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in verdiği mesaja göre ölüm; Allah’a inananlar için ölüm hayat vazifesinden bir çeşit terhis edilmek, imtihan olan dünya meydanındaki talim, eğitim olan Allah’a ibadetin sona ermesidir. Namaz, oruç gibi vazifeler ölümle birlikte sona erecek nimet ve mükafat verilmeye başlayacaktır.

Diğer yandan ahirete göçmüş anne ve babamız gibi bütün sevdiklerimizle kavuşmak için bir vesiledir. Asli vatanımız olan ebedi saadet yeri olan Cennete bir davettir. Merhametlilerin en merhametlisi ve cömertlerin en cömerdi olan Allah’ın, kendi fazlından vereceği nimetlere kavuşmaktır. Madem ölümün gerçek manası imanlı insanlar için böyledir o halde bazen ölüme sebebiyet veren hastalıklara da bu şekilde bakmak gerekir.

Bazı dindar insanların ölümden korkması, ölümün dehşetinden değil; daha fazla hayır kazanacağım diye hayat vazifesinin sona erecek olmasından dolayıdır.

İşte imanlı olan insan için ölüm bir rahmet kapısı olduğu gibi maalesef Allah’a inanmayan ve Hazreti Muhammed Aleyhissalatü vesselama iman etmeyenler için de karanlıklı bir kuyu ve yok olmak gibi çok acı veren duygudan başka bir şey değildir.

İşte hastalıklara karşı şikâyet etmek yerine hastalığı ve ölümü yaratan Allah’a iman etmeli ve namaz ve oruç gibi ibadetlerimizle O’na el açmalıyız. Çünkü hastalık sayesinde insanın gözü açılır, hayatın gerçek yüzünü görmeye başlar. Ölümü hatırlar. O çok meftun olduğu makam, mevki ve para gibi geçici heveslere kapılmaz. Tam tersine eline verilmiş olan bu imkânları yerli yerinde ve Allah’ın rızasına uygun bir şekilde kullanmayı düşünür.

Kıssadan hisse bu olmak gerektir ki; ecel vakti belli değildir. Allah, insanı korku ile ümit arasında bulunmak, dünyasını ve sonsuz bir ömür olan ahretini kurtarmak için ölümün vaktini gizlemiştir. Ölüm; her an insanın kapısını çalabilir. Allah korusun bir gaflet anında bizi yakalar ise sonsuz hayatımızın mahvına dahi yol açabilir. Hâlbuki hastalıklar sayesinde gafil olmaktan kurtulur ahireti düşünebilir ve ona göre hazırlığımızı yapabiliriz.

Eğer hastalığın hikmetlerini tam olarak anlamak istiyor iseniz Bediüzzaman Said Nursi’nin “Hastalar Risalesi” kitabı, hastalığın hikmetini anlamaya yarayacak bir reçete gibidir. 25 adet ilacı olan bu eseri okuyarak hastalıkların anlamını idrak etmek mümkündür, vesselam…

Yorumlar

(6)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mehmet yilmaz

29 Haziran 2020 14:03

Millet gecim derdinde siz nelerle ugrasiyorsunuz

yavuz uçak

26 Haziran 2020 17:16

BUNU YAPAN Ş....SİZ VE ...SIZLARIN BİRDEN FAZLA AMAÇLARI VARDIR ,ÜLKELERİ EKONOMİK OLARAK ÇÖKERTİP ,IMF LERİ İLE KREDİ VERİP BORÇLANDIRARAK ELE GEÇİRMEK , KASITLI ÇIKARDIKLARI VİRÜS İLE İNSANLARI KORKUTARAK İLAÇ,İĞNE V.S SATMAK , DAHA ÖNCEDE ÇIKARILAN VİRÜSLER OLMUŞTU BUNLAR HEPSİ TATBİKATTIR , AMAÇLARI KENDİ YÖNETTİKLERİ VE NUFÜSU AZALTILMIŞ TEK DÜNYADIR , ULUS DEVLETLERİN AYNI ANDA BİRLİKTE BUNLARIN MALLARINA EL KOYMASI GEREKİYOR , BUNLAR RAHAT DURMAYACAKLARDIR.

Uğur

26 Haziran 2020 15:33

Çocukluktan beri herkes tarafından özellikle devlet aracılığla dalga gecilmedigimiz bir gün yok. Özgürlüğümüz peşinen gasbedilmiş. Okula başlar başlamaz hemen ahmak ve aptallaştirilmya başladık. Bize hiç faydası olmayacak resim, beden, ahlak, din kültürü, müzik, tarih, sosyoloji, felsefe, mantık vs. gibi safsatalarla hafızalarımiz kirlendi ve uyuştu, sınıflara hapsedilip hürriyetimiz elimizden alındı. Sanki ahirlardaki danalar gibi safsataları dinlemeye mecbur edildik. MEB gençleri hürriyetten mahrum eden bir zorba olarak çalışıyor. Korona yalanı artık kabak tadı verdi, kimse umursamıyor onu. Doktorların anlattıkları korona safsatalarını da inanmıyoruz artık. Bari halk evde boşuna hapsedilmesin. Doktorlar kendileri çalıp oynasınlar.

Bugün Cuma

26 Haziran 2020 13:06

Safları gevşek ve seyrek tutalım sayın cemaat. bırakın aranıza korona girsin. (böyle cuma kılınır mı; kılınıyor

ahmet koçak

26 Haziran 2020 12:09

sayın hocam sonuna kadar size katılıyorum,ülkeleri ımf ye bağlı kılmak(28 ülke ağır şartlarla kredi aldı),insanlara korku aşılamak bunlar sadece bizim görebildiklerimiz görmediğimiz o kadar kirli hesabları varki,yıllar sonra ortaya çıkacak.medya hergün ölümcül trafik kazalarını göstersin bir zaman sonra insanlar arabaya binmeye korkarlar.neyi gündemde tutarsanız o etkin oluyor.virüs başladığında ilk kareler çinde evlerinden zorla çıkarılan insanlar,sokakda düşenler,yoğun bakım yerlerinin dehşeti hepsi (bakın bu oyunumuzdan korkun yoksa sonunuz kötü olur)demekti.ve başarılı oldular.183 ülkenin hepsi bir çok etnik,dini,ekonomik farklılığa rağmen bu virüsü üretenlerin istediği gibi aynı şekilde hareket etti.aynı anda yasaklar ve aynı anda serbestlik kesinlikle çok büyük bir plan var.85 milyonluk ülkemizde herkes içli dışlı durumda vaka sayısı 1000 li sayılarda,ALLAH aşkına bu büyük bir rakam değilki.insanlar grib olmuyormu,zatürre olmuyor mu ?zatürre de ciğerde iz bırakıyor.bize ne diyorlar efendim bu gribden beter.doğru çünkü bu virüs laboratuarda üretilip güçlendirildi.unutmayalım ECEL i gelmedikçe kimse ölmeyecekdir.ALLAH c.c. hainlerin oyunun uygulayamadan bozsun inşaallah amin.

O.U.

26 Haziran 2020 11:21

Kalemine yüreğine sağlık hocam ben sizin düşüncelerinizle aynen hemfikirim ve en başından bu güne kadar ben bu korona hikayesine inanmadım bu küresel bir tezgah bir oyun bizim hükümette ama istiyerek ama istemeden bu tezgahın içine girdi en acı durum bu korona hikayesi bizim milletimizin yüzde doksandokuzu müslüman tezini çürüttü niye denilirse Amentüsü sağlam inanmış iman etmiş bir insan hastalık ve ölüm gerçeğini bilir ve ona göre yaşar ona göre ölümden korkma çünkü hastalıkda ölümde hak ama bir insanın inancı imanı zayıf olursa işte o insan her şeyden korkar işte bunu bilen bu küresel oyun bu kozu kullandı ve tutturdu ben hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inandım iman ettim o sebeple gelmiş hastalık ve ölümden niye korkayayım çünkü vade dolmuş peki gelmemiş hastalıktan ve ölümden niye korkayayım çünkü gelmemiş vade dolmamış her iki halde de korkmak yersiz değilmi yersiz ama işte insanlarımızın büyük bir çoğunluğunun inancı ve imanının zayıf oluşundan kaynaklanıyor bu korku tâkva sahibi bir insan hastalığın bir nimet olduğunu ölümün bir vuslat sevgiliye kavuşmak olduğunu bilir Korkmaz ama malesef bu hastalık oyununu kullananlar milletteki bu zayıf yönü gördüler ve bunu iyi tutturdular hiristiyanda müslümanda bu oyunu yedi uzun lafın kısası ölüm gerçeğini unuttular hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya başladılar ölüm var ölüm beni ölümden ne sosyal mesafe ,ne maske ,nede evde kalmak korur beni vadem dolmamışsa her şeyden koruyacak olan Râbbimdir Hasbun Allahu ve ni'mel vekil ,ve ni'mel Mevla başka alternatif yol yok .

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle