--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsanları Sürü Gibi Görmenin Hikâyesi

Vehbi Kara
Vehbi Kara
10

Nedim Çakmak isimli bir denizci meslektaşımın yazdığı ilginç bir öykü var. Bizzat kendisinin yaşamış olduğu acı olayları bir hikâye tarzında anlatmış. Beni çok düşündürdü. Her insan gibi benim de tek partili yönetimlere ve halkı sindirerek baskı rejimleri kuranlara karşı düşmanlığımı pekiştirdi. Hikaye; insanları sürü gibi yöneterek nasıl ezmişler pek güzel anlatıyor.

Eminim ki bunun benzeri yüzlerce örnek yaşanmıştır. Bu nedenle okunmasında yarar görüyorum. Nedim Bey şöyle anlatıyor:

“Daha yedi yaşlarında babamın çiftliğinde traktörle çift sürüyordum ve traktör makine ve ekipmanlarına merakım daha o yaşlarda başlamıştı. Öğretmen Okuluyla birlikte Çınarlı Meslek Lisesinin Radyo-Elektronik bölümünün gece eğitimini bitirdim.

Öğretmen okulunda öğrenciyken müdürümüz Tevfik Elmas'ın teşvikiyle tarihte ilk defa Radyo-Elektronik kolunu kurdum. 19 yaşımda bir dağ köyüne tayin olduğumda bilgilerimi hayata geçirmeye can atıyordum. O yıllarda Grundig marka transistorlu radyolar dokuz yüz, öğretmen maaşı da dört yüz elli liraydı.

Yani bir transistorlu radyo; iki öğretmen maaşına satılıyor, milletimiz düpedüz soyuluyordu. İzmir Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı. Atılmış radyo kondansatörleri radyonun kalbidir, gerisi kolay! Hurdacıdan aldığım parçalarla bir radyo otuz liraya mal oluyordu”. Hikayenin sonrası da ilginç olayları anlatmaktadır.

Nedim Beyin öğretmenlik yaptığı bu dağ köyünün, elinden marangozluk da gelen muhtarı varmış. Muhtar İrfan, muhtarlık binasında yer verip bir de çalışma masası yapmış Öğretmen Bey de işe koyulup radyo elemanlarını monte etmiş. En sona hoparlörü kalınca, muhtara "Tut şu kablonun ucunu, hoparlörün dibine değdir" demiş.

Değdirdiği gibi oyun havaları patlamış! Ankara radyosu çalıyormuş. Muhtar radyoyu kapıp sevinçle dışarı fırlayıp "Öğretmenimiz radyoyu icat ettiii!" diye bağırarak köy meydanındaki kahveye koşmuş Köylü de merakla kahveye doluşmuş.

"Üleen dokuz yüz gaymelik iş bu muymuş?" ve "Öğretmenimiz radyo icat etti" dedikçe Öğretmen Bey; "Ben değil başkası icat etti, ben imal ettim" diye uyarsa da onlar inatla "Sen icat ettin" diyorlarmış. Önce muhtara, sonra da köylülere radyo yapmaya başlamış.

Muhtar radyolara kutu yapıyor, hoparlör çıkışının deliklerini açıyor, kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden arama yapılıyor, skala olmasa da istasyonlar pekala bulunuyordu. Öğretmen kimseden para da almasa da ama onlar da çeşit ikramla memnuniyetleri gösteriyorlarmış. Radyoya kavuşmaktan herkes çok mutluymuş.

Bir gün Uzun Mehmet isimli bir köylü radyosunu ağaca asmış tarlada çalışırken, devriyeye çıkan jandarma başçavuşu görüp yakalamasın mı!

Sormuş:“Nedir ülen bu?” Demiş: “Radyo başefendi”.

Tekrar sormuş “Böyle radyo mu olur ülen?” O da demiş “Öğretmenimiz icat etti”

“Neee, kaçak radyo yapmış, tut onbaşı, zabıt tut!” diyerek zaptı tutmuşlar.

O yıllarda öğretmenlerin milletvekili gibi dokunulmazlığı olduğu için jandarma ya da polis karakoluna çağıramazlar, milli eğitim müdürü ifade alır ve gerektiğinde savcılığa sevk ederlermiş. Nitekim Milli Eğitim Müdürü Ahmet Bey "öğretmenimiz bana bir uğrasın" diyecek kadar kibar birisi imiş.

Yanına varınca öğretmeni alıp kaymakama çıkarmış ve "O muhteşem mucit bu!" demiş. Kaymakam da suçunu yüzüne tebliğ etmiş. Çünkü radyoların yıllık vergisi varmış ve vergi kaçakçılığı nedeniyle radyo başına para cezası kesiliyormuş. İzinsiz radyo imal etmek de casusluk gibi bir şey olup sonu hapis cezası ile bitermiş.

Öğretmen Beyi savcılığa sevk etmemek için önce takdir edip sonra bir sürgün cezası ile işi kapatarak Ödemiş Bozdağlar'daki Kızılkeçili köyüne sürgün etmişler. Soruşturma kapanmış ama yurdumuzun bazı yaraları kapanmamış. Öğretmen Nedim Beyin başına gelenleri yine kendi dilinden dinleyelim:

“Bahar aylarında Bozdağlar'a geldim, İsviçre gibi bir yer! Bozdağların tepesinde son köy Karakeçili, buradan öteye sürülecek yer yok! Köyü gezerken içinde alabalıkların oynaştığı dere boyunda terk edilmiş üç su değirmeni gördüm. Elektriklisi çıkınca bunların pabucu dama atılmış! Birinin suyu var, kapağı kapatınca türbinden çıkan su insana çarpsa parçalar! Yazık boşa akıyor!

O yıllarda hiç bir köyde elektrik yok. Hafta sonunu dar ettim. İzmir Sanayi Bölgesinde Manisalı Ahmet Tütüncüoğlu'nu buldum. Derdimi anlatınca yardımcı olup jeneratör için gerekli parçaları bulmamı sağladı: Alternatör, voltaj aralığı sağlayan kolektör ve kondüktör, jeneratörün miline monte edilecek kayış ve türbin kanatlarını kaynak yapacağım değirmen çarkı.

Ahmet bey, o iyi yürekli insan, hepsini köyüme kadar kendi cipi ile getirdi . Bir kaç günde montajı tamamladım. Köy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına kılavuz aydınlatma için kablolar çektim. Açılış için akşam karanlığını seçtim .

Köylü merakla toplanmış bakarken, suyun kapağını açınca ortalık gündüz gibi aydınlık oldu. Suyun gücü neredeyse on beş köyü aydınlatacak elektriği üretebilirdi. Köylü sevinçten çığlık atıyordu”.

Öğretmen Bey bu durum karşısında köylülere; "Sakın öğretmenimiz icat etti diye kimselere söylemeyin, başıma iş açarsınız!" diye hepsine tembih etmesine rağmen maalesef yine sorunlarla baş başa kalmış: Öyküye şöyle devam ediyor:

“O gece devreyi hiç kapatmadım, nasıl olsa bedavaydı! Sabaha kadar efeler zeybek oynadı, kimi duayla, kimileri rakı içerek karanlıktan kurtuluşu kutladı. İki gün sonra basıldık. Tüm ilçe jandarması köyü basmıştı.

- Emir aldık, sökün bunları yoksa fena olur!

Söktük. Kasabaya indim ve istifamı verdim”.

Hikâye böyle devam ediyor. Sonrasında Öğretmen Bey, memuriyetten sonra benim gibi denizlere açılmış. Önce telsiz ve güverte vardiya zabitliği, ardından tanker kaptanlığı yapmış.

Hikâyenin ne derece gerçek olduğunu okuyucularımın ferasetine bırakıyorum. Fakat ben bu olayları bizzat Nedim Bey yaşamamış olsa bile muhakkak yaşayanlar olduğunu düşünüyorum. Maalesef “kraldan fazla kralcı” bazı zatlar, gelişmeye kapalıdır. Yöneticiler ise tek parti yönetiminin getirdiği alışkanlıklarla halkımızı “sürü gibi yönetme” anlayışındadır.

Artık almış oldukları iyi eğitim ve çeşitli locaların verdiği avantajlar ile ülkemizi sömüren ve halkımızın ensesinde boza pişiren yönetici elitlerin sonu gelmiştir. Bundan sonra Anadolu insanının önünde kendisine çelme takacak, engel olacak faşist güçler kalmamıştır. Çünkü 15 Temmuz 2016 darbesini göğsü ile durduran kahraman milletimiz sadece FETÖ örgütüne değil darbeci anlayışa da “son” demiştir, vesselam…

Yorumlar

(10)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Yusuf

29 Haziran 2024 13:20

Tamam tersi aslan parçası asıl insanları sürü görenler o hikayeyi yazdiranlar

bu oy' un nereye kadar?

4 Haziran 2020 02:03

İkinci dünya savaşı sonrası ortaya 1001 çeşit rejim türedi. Hepsi demokrat ama. Herbiri; "ahan da ülke, partini kur al yönet ülkeyi, ama partin bana benzemiyorsa seni şempanzeye benzetene kadar tırpanlarım, onu da bil" dedi. milli gorüş hemen bu teklifin üzerine atladı, onlar köpürte köpürte, sistem tıraşlaya tıraşlaya, aça kapata 7 mi yoksa 8 mi ne parti kurdular. Şeriatçı(!) diye yola düzüldüler, bugün katıksız chp eşdüzeyi bir parti oldular. akılsızları bundan hâlâ bir şeriat düzeni çıkacak diye beklerken; akıllıları; "boş ver yaa, böyle ne güzel idare ediyoruz işte" diye geçinip gidiyorlar.. 3000 inci yıl piroceleri bilem var, keh keh, öhhöö, kehh..

AHMED

3 Haziran 2020 19:20

Radyodan vergi alınması çok büyük bir saçmalık. 

Vatansever

3 Haziran 2020 18:58

Fetö terör örgütünün tamamen ortadan kalkması için bir on onbes yıla ihtiyaç var, yeni milli kadrolar yerlerini tamamen saglamlastirip boş gedik bırakmayana kadar mücadeleye devam!

Ziyaretçi

3 Haziran 2020 17:12

BU KOMÜNİST ..... KAMALİST CHP ecdadımıza gericidiyen laik dinsiz yobazlar bugün iktidar olsalar türkiyenin kazanımlarını eerlerini yıkar bu ......

Fira

3 Haziran 2020 16:03

"Radyo nün kalbi kondansatör gerisi kolay" Sayın yazar bu cümleyi bir radyo tamircisine bir teyit ettirin... 

Korkusuz

3 Haziran 2020 14:08

Rahmetli Turg ut Ozal donemi makami cennet olsun.Belcikadan yanilmiyorsam 4milyar tl ye alinan rontgen cihazlarini Tgrt ENVER OREN Rahmetli Bursada 250 milyona tl imal etmisler.paralarin cok sifirli zamani aklimda kalan.hatali yazdimsa ozur dilerim.karadenizli yer altinda korkarak silah yapiyordu.Turkiyenin onunu acan yigitlere minnettariz.Bir gun Vecihi Unal rahmetlinin bir makalesinde. 3500 japon ogrenci yurt disinda okumus.2500 japonyaya donmus.japon yayi kalkindirmislar bizim su anda yurt disinda 90 bin ogrencimiz var burslu bunlarin bir kismi donse fusunun ne olur diye yazmisti.O yigitler donduler.Istikbal bizim.

Osman

3 Haziran 2020 10:30

Ben de izninizle bir hikaye anlatayım : İnsanlığın uzay macerası tee 62 yıl önce başlamıştı. 1958'de NASA kuruldu. Hemen bir yıl sonra, 1959 yılında “Twelve to the Moon” çevrildi. Bilim kurgu filmiydi, aya giden 12 astronotun hikayesiydi. Ekip çokulusluydu, farklı farklı milletlerden oluşuyordu. Biri siyahi üç Amerikalı, diğerleri Rus, Alman, Japon, İsveçli, Fransız, İngiliz, Polonya kökenli İsrailli, Brezilyalı ve Türk'tü. Türk astronot Muzaffer Tema'ydı. Aya giden ilk Türk'tü. Alt tarafı film deyip geçilemezdi... Çünkü, Amerikan vizyonunu yansıtan Hollywood'un dünyaya bakış açısını gösteriyordu. 1959 yılı itibariyle “uzaya gitse gitse anca bu milletler gider” diye düşünmüşlerdi. Mesela, ABD'de milyonlarca İtalyan yaşamasına rağmen, onlarca İtalyan aktör olmasına rağmen, astronotlar arasında İtalyan yoktu. Çinli yoktu. Kanadalı yoktu. Avustralyalı yoktu. ABD'deki Latin nüfusun ezici çoğunluğuna rağmen Meksikalı astronot yoktu. Koreli, Danimarkalı, Hollandalı, İspanyol yoktu. Ama, Türk astronot vardı. Filmdeki astronotların milletlerine bakarsak... Amerikalılar tıpkı filmdeki gibi aya ayak bastı, tıpkı filmdeki gibi siyahi astronotları var, hatta, uzaya dört defa giden siyahi bir astronot NASA başkanlığı yaptı. Rusların uzay istasyonu bile var. Alman astronot gitti, Japon astronot gitti, İsveçli astronot gitti. Fransız astronot hem kadındı, hem de uzaydan dönünce Fransa hükümetinin AB'den sorumlu bakanı oldu. İngiliz astronot Atlantis mekiğiyle gitti, Polonyalı astronot Soyuz mekiğiyle gitti. İsrailli astronot Columbia mekiğiyle uzaya çıktı. Hollywood'un Brezilya öngörüsü de tuttu, Brezilyalı astronot 2006 yılında Soyuz'la gitti. Gel gör ki... “Bunlar uzaya gidemez” denilen bazı milletlere haksızlık edilmişti. Mesela, İtalyan astronot Soyuz mekiğiyle gitti, Rus istasyonunda aktarma yaptı, Endeavour mekiğiyle döndü, üstelik dönüş yolundaki mekiğin pilotuydu, uzaydayken Papa'yla bile konuştu.Çin konusunda da yanıldılar, Çinliler uzayda yürüyüş yapıyor, ay'da robot dolaştırıyor. Kanada desen, erkek astronot da gönderdi, kadın astronot da gönderdi, astronotu ulaştırma bakanı yaptılar. Avustralyalı astronotlar gitti, biri altı ay uzayda kaldı. Meksikalı astronot 1985'te gitti. Arjantinli, Kübalı, Perulu, Kosta Rikalı, Kolombiyalı, Porto Rikolu astronotlar gitti. Kimisini Amerikalılar bindirdi götürdü, kimisini Ruslar bindirdi götürdü. Koreli, Danimarkalı, İspanyol, Belçikalı, Hollandalı, Bulgar, Çek, Avusturyalı, Romanyalı, Ukraynalı, İsviçreli, Slovakyalı, Macar, Azeri, Türkmen, Özbek, Kazak, Moğol, Gürcü, Kırgız, Litvanyalı, Güney Afrikalı, Vietnamlı astronotlar gitti. Hindistanlı astronotlar uzaya gitti, Hindistan Mars'a uzay aracı bile gönderdi. Suudi astronot gitti, kral'ın oğluydu. Birleşik Arap Emirlikleri'nden astronot gitti, hatta Uluslararası Uzay İstasyonu'na giden ilk Arap ülkesi oldular. Malezyalı gitti. Afganistanlı gitti. Suriyeli astronot var. Hollywood'un hayalleri ve hatta hayallerinde olmayanlar bile uzaya çıktı... Geriye sadece “hayal kırıklığı ülkesi” kaldı!

Mardinli

3 Haziran 2020 10:09

Sayın Vehbi hocam dilinize yüreğinize sağlık.Hocam bugünün konu güzel bir konudur.Cunku Türkiye böyle yönetildi şimdiye kadar bir gayretle bir yararlı bir şey yapmak istediği zaman kukla hükümetlerin yetkilileri bizzat engel oluyor.Halbuki bu değerli öğretmenin icat ettiği iki şeyi millet için devlet değerlidir ama maalesef devlet yetkilileri bu öğretmene odullerecek yere engel oluyorlar işte kulların zihniyeti budur milleti kandırmak milleti sömürmek köle yapmak.Gercek meydanda Türkiye'nin eski hali böyledi zaten yöneticiler küfür güçlerin kuklaridi ağaları dedikleri yaparlardı başka bir şey yoktu.Ama inşaallah biraz otesallutlari kırıldı daha önemli yerlerde kalıntıları vardır oda gidecek inşaallah

Şaban

3 Haziran 2020 09:01

İnşallah Ümmet birliğinin önündeki engeller de yıkılır birgün.

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle