İnsanları Sürü Gibi Görmenin Hikâyesi
Nedim Çakmak isimli bir denizci meslektaşımın yazdığı ilginç bir öykü var. Bizzat kendisinin yaşamış olduğu acı olayları bir hikâye tarzında anlatmış. Beni çok düşündürdü. Her insan gibi benim de tek partili yönetimlere ve halkı sindirerek baskı rejimleri kuranlara karşı düşmanlığımı pekiştirdi. Hikaye; insanları sürü gibi yöneterek nasıl ezmişler pek güzel anlatıyor.
Eminim ki bunun benzeri yüzlerce örnek yaşanmıştır. Bu nedenle okunmasında yarar görüyorum. Nedim Bey şöyle anlatıyor:
“Daha yedi yaşlarında babamın çiftliğinde traktörle çift sürüyordum ve traktör makine ve ekipmanlarına merakım daha o yaşlarda başlamıştı. Öğretmen Okuluyla birlikte Çınarlı Meslek Lisesinin Radyo-Elektronik bölümünün gece eğitimini bitirdim.
Öğretmen okulunda öğrenciyken müdürümüz Tevfik Elmas'ın teşvikiyle tarihte ilk defa Radyo-Elektronik kolunu kurdum. 19 yaşımda bir dağ köyüne tayin olduğumda bilgilerimi hayata geçirmeye can atıyordum. O yıllarda Grundig marka transistorlu radyolar dokuz yüz, öğretmen maaşı da dört yüz elli liraydı.
Yani bir transistorlu radyo; iki öğretmen maaşına satılıyor, milletimiz düpedüz soyuluyordu. İzmir Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı. Atılmış radyo kondansatörleri radyonun kalbidir, gerisi kolay! Hurdacıdan aldığım parçalarla bir radyo otuz liraya mal oluyordu”. Hikayenin sonrası da ilginç olayları anlatmaktadır.
Nedim Beyin öğretmenlik yaptığı bu dağ köyünün, elinden marangozluk da gelen muhtarı varmış. Muhtar İrfan, muhtarlık binasında yer verip bir de çalışma masası yapmış Öğretmen Bey de işe koyulup radyo elemanlarını monte etmiş. En sona hoparlörü kalınca, muhtara "Tut şu kablonun ucunu, hoparlörün dibine değdir" demiş.
Değdirdiği gibi oyun havaları patlamış! Ankara radyosu çalıyormuş. Muhtar radyoyu kapıp sevinçle dışarı fırlayıp "Öğretmenimiz radyoyu icat ettiii!" diye bağırarak köy meydanındaki kahveye koşmuş Köylü de merakla kahveye doluşmuş.
"Üleen dokuz yüz gaymelik iş bu muymuş?" ve "Öğretmenimiz radyo icat etti" dedikçe Öğretmen Bey; "Ben değil başkası icat etti, ben imal ettim" diye uyarsa da onlar inatla "Sen icat ettin" diyorlarmış. Önce muhtara, sonra da köylülere radyo yapmaya başlamış.
Muhtar radyolara kutu yapıyor, hoparlör çıkışının deliklerini açıyor, kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden arama yapılıyor, skala olmasa da istasyonlar pekala bulunuyordu. Öğretmen kimseden para da almasa da ama onlar da çeşit ikramla memnuniyetleri gösteriyorlarmış. Radyoya kavuşmaktan herkes çok mutluymuş.
Bir gün Uzun Mehmet isimli bir köylü radyosunu ağaca asmış tarlada çalışırken, devriyeye çıkan jandarma başçavuşu görüp yakalamasın mı!
Sormuş:“Nedir ülen bu?” Demiş: “Radyo başefendi”.
Tekrar sormuş “Böyle radyo mu olur ülen?” O da demiş “Öğretmenimiz icat etti”
“Neee, kaçak radyo yapmış, tut onbaşı, zabıt tut!” diyerek zaptı tutmuşlar.
O yıllarda öğretmenlerin milletvekili gibi dokunulmazlığı olduğu için jandarma ya da polis karakoluna çağıramazlar, milli eğitim müdürü ifade alır ve gerektiğinde savcılığa sevk ederlermiş. Nitekim Milli Eğitim Müdürü Ahmet Bey "öğretmenimiz bana bir uğrasın" diyecek kadar kibar birisi imiş.
Yanına varınca öğretmeni alıp kaymakama çıkarmış ve "O muhteşem mucit bu!" demiş. Kaymakam da suçunu yüzüne tebliğ etmiş. Çünkü radyoların yıllık vergisi varmış ve vergi kaçakçılığı nedeniyle radyo başına para cezası kesiliyormuş. İzinsiz radyo imal etmek de casusluk gibi bir şey olup sonu hapis cezası ile bitermiş.
Öğretmen Beyi savcılığa sevk etmemek için önce takdir edip sonra bir sürgün cezası ile işi kapatarak Ödemiş Bozdağlar'daki Kızılkeçili köyüne sürgün etmişler. Soruşturma kapanmış ama yurdumuzun bazı yaraları kapanmamış. Öğretmen Nedim Beyin başına gelenleri yine kendi dilinden dinleyelim:
“Bahar aylarında Bozdağlar'a geldim, İsviçre gibi bir yer! Bozdağların tepesinde son köy Karakeçili, buradan öteye sürülecek yer yok! Köyü gezerken içinde alabalıkların oynaştığı dere boyunda terk edilmiş üç su değirmeni gördüm. Elektriklisi çıkınca bunların pabucu dama atılmış! Birinin suyu var, kapağı kapatınca türbinden çıkan su insana çarpsa parçalar! Yazık boşa akıyor!
O yıllarda hiç bir köyde elektrik yok. Hafta sonunu dar ettim. İzmir Sanayi Bölgesinde Manisalı Ahmet Tütüncüoğlu'nu buldum. Derdimi anlatınca yardımcı olup jeneratör için gerekli parçaları bulmamı sağladı: Alternatör, voltaj aralığı sağlayan kolektör ve kondüktör, jeneratörün miline monte edilecek kayış ve türbin kanatlarını kaynak yapacağım değirmen çarkı.
Ahmet bey, o iyi yürekli insan, hepsini köyüme kadar kendi cipi ile getirdi . Bir kaç günde montajı tamamladım. Köy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına kılavuz aydınlatma için kablolar çektim. Açılış için akşam karanlığını seçtim .
Köylü merakla toplanmış bakarken, suyun kapağını açınca ortalık gündüz gibi aydınlık oldu. Suyun gücü neredeyse on beş köyü aydınlatacak elektriği üretebilirdi. Köylü sevinçten çığlık atıyordu”.
Öğretmen Bey bu durum karşısında köylülere; "Sakın öğretmenimiz icat etti diye kimselere söylemeyin, başıma iş açarsınız!" diye hepsine tembih etmesine rağmen maalesef yine sorunlarla baş başa kalmış: Öyküye şöyle devam ediyor:
“O gece devreyi hiç kapatmadım, nasıl olsa bedavaydı! Sabaha kadar efeler zeybek oynadı, kimi duayla, kimileri rakı içerek karanlıktan kurtuluşu kutladı. İki gün sonra basıldık. Tüm ilçe jandarması köyü basmıştı.
- Emir aldık, sökün bunları yoksa fena olur!
Söktük. Kasabaya indim ve istifamı verdim”.
Hikâye böyle devam ediyor. Sonrasında Öğretmen Bey, memuriyetten sonra benim gibi denizlere açılmış. Önce telsiz ve güverte vardiya zabitliği, ardından tanker kaptanlığı yapmış.
Hikâyenin ne derece gerçek olduğunu okuyucularımın ferasetine bırakıyorum. Fakat ben bu olayları bizzat Nedim Bey yaşamamış olsa bile muhakkak yaşayanlar olduğunu düşünüyorum. Maalesef “kraldan fazla kralcı” bazı zatlar, gelişmeye kapalıdır. Yöneticiler ise tek parti yönetiminin getirdiği alışkanlıklarla halkımızı “sürü gibi yönetme” anlayışındadır.
Artık almış oldukları iyi eğitim ve çeşitli locaların verdiği avantajlar ile ülkemizi sömüren ve halkımızın ensesinde boza pişiren yönetici elitlerin sonu gelmiştir. Bundan sonra Anadolu insanının önünde kendisine çelme takacak, engel olacak faşist güçler kalmamıştır. Çünkü 15 Temmuz 2016 darbesini göğsü ile durduran kahraman milletimiz sadece FETÖ örgütüne değil darbeci anlayışa da “son” demiştir, vesselam…


