• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Vehbi Kara
Vehbi Kara
TÜM YAZILARI
26 Temmuz 2019

Hani Ayasofya’da Namaz Kılacaktık?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimler öncesinde söz vermişti. Ayasofya’nın cami olabileceğini bunun için düzenleme yapacaklarını söylemişti. Fakat aradan 4 ay geçtiği halde hiçbir çalışma yapılmadı.

Çok şükür önümüzde seçim yok. Rahatlıkla hükümeti vermiş olduğu sözleri yapmamaktan dolayı eleştirebiliyoruz. Çünkü ne zaman bir eleştiri yapılsa “Ak Parti’nin seçimi kaybetmesi için çalışıyor” suçlaması yapılabiliyordu. Bizde bu nazik durum nedeni ile hafif bir şekilde eleştirip genellikle tedavi yöntemlerini göstermeye çalışıyorduk. Şimdi bunu kimse diyemez. O halde seçim nedeniyle yeterince yapamadığımız yanlış ve hatalı icraatları yazmaya başlayalım…

Öncelikle Ayasofya’dan başlamak gerekiyor. Çünkü Fatih Sultan Mehmed Han’ın laneti üzerimizde duruyor. Bu lanetten millet olarak sabi sübyanlar da dahil hepimiz zarar görüyoruz. Ülkemiz üzerindeki musibet bir türlü kalkmıyor. Muhakkak Batı’dan, Doğu’dan Kuzey’den ve Güney’den bir pislik ve fenalık; başımıza bulaşıyor. Öncelikle kahraman ceddimizin bize koruması için verdiği fakat mirasyedi evlatların yaptığı gibi kadrini kıymetini bilmediğimiz kutsal emanetleri, kurtarmak gerekiyor. 450 Yıl boyunca secde ettiğimiz Ayasofya Camiinde yeniden namaz kılmak istiyoruz.
Seçim zamanı olduğu için yazamadığım fakat çok rahatsız olduğum Ayasofya ile ilgili diğer bir husus da şudur. Her Ramazan Ayında en az bir defa Ayasofya’nın kıble tarafındaki kısmında teravih namazı kılıyordum. Bu sene de aynı şekilde gittim. Fakat namaz kılınan yer aynı Ayasofya gibi kilitliydi. Yahu niye böyle diye çevredeki esnafa sorduğumda “ikindi namazından sonra kilitleyip gidiyorlar” dediler. Aynı bazı askeri birliklerdeki camiler gibi mesai bitince caminin kapısına kilit vurulması gibi bir saçmalık söz konusu. Kadrolu imam ve müezzinin olduğu önemli bir camide böyle bir şey nasıl olabilir? İstanbul Müftülüğü konuyu araştırıp, açıklığa kavuşturmalıdır..

Ayasofya Camiinde geçen yıl çok büyük bir kışkırtma meydana geldi. Leyla Alaton isimli bir kadın, biz cami olarak mücadele ettiğimiz ve yöneticileri sıkıştırdığımız bir ortamda çok haince bir eylem yaptı. Zavallı bir kızcağızı Ayasofya’nın ortasında dans ettirdi. Yetmedi bu dans resimlerini boy boy medya organlarında neşretti. Amacın tahrik olduğu besbelliydi. Aleni olarak insanların inançları ile alay ediyordu.

Fakat Alaton hakkında cezai işlem yapmak yerine; yapılan küstahça girişim göz ardı edildi. Rahmetli Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” İşte Ak Parti Hükümeti, Müslümanlara bu zilleti tattırdı. Hiç olmaz ise bu kışkırtmayı yapanlara karşı iki kelam edeydin ya!
Erdoğan, seçim meydanlarında Mimar Sinan’ın eserleri ile ilgili olarak söylediği söze bir benzetme yapmıştı. “Önceki dönemler hakkında yaptıklarımız bizim acemilik ve kalfalık eserlerimizdi” demiş asıl icraatlarını “ustalık döneminde” yapacağını söylemişti. Lakin yönetimi olumsuz etkileyen Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumların politize engellemeleri olmadığı ve Meclis’in dikensiz gül bahçesi olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Fakat bir çivinin dahi çakılmadığı nasılsa bir ustalık dönemindeyiz.

2008 yılına kadar Silahlı Kuvvetlerden dindar oldukları için atılan binlerce askere hiçbir tazminat verilmemiştir. Sadece Yüksek Askeri Şura ile atılan benim gibi 1200 civarındaki kişiye sosyal güvenlik hakları verilmiştir. Fakat sayıları 3000’in üzerinde ikili ve üçlü kararname ile ordudan atılan mağdurlara hiçbir şey verilmemiştir. Bu konuda Kamu Denetçiliği Kurumu'nun verdiği tavsiye kararları Milli Savunma Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarınca sümenaltı edilmiştir.

Bir de geçmişi hatırlatan uygulamalarla karşı karşıyayız.. General ve amiraller sivil yönetime daha saygılı olması gerekirken emir ve komuta zinciri ile basın mensuplarını mahkemeye vermeye başlamışlardır. Açıkça darbeci generaller için söylenmiş bir sözden dolayı aynı 28 Şubat Döneminde olduğu gibi gazeteleri kapatmak için ağır tazminat davaları açılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bir tehdit altına girmiştir. Zannetmeyin ki Suriye ve Irak’taki operasyonlardan bahsediyorum. Yahu! ailemiz elden gidiyor. Uyanın millet!

Bir ahlaksızlık protokolü olarak tanımlanan “İstanbul Sözleşmesi” tartışılmadan kabul edilmiş ve bunun gereği olarak çıkarılan 6284 sayılı yasa icraata sokulmuştur. Bu sayede boşanmalar fırladığı gibi aile şiddeti korkunç derecede artmıştır. Her yıl 400’ün üzerinde kadın öldürülmekte ve çoğunlukla da katil olan kocalar intihar ederek canına kıymaktadır.

Erkeklerin evlenme yaşı çok yükseldiği gibi gayrimeşru ve evlilik dışı ilişkiler zirve yapmıştır. Yetmedi “cinsiyetsizleştirme” adı altında ayakta kalan son kalemiz olan aile bireylerine savaş açılmıştır. Bu savaş ilkokul kitaplarına dahi girmiş eşcinsellik başta olmak üzere her türlü sapık anlayış meşru hale getirilmeye başlamıştır. Bulgaristan, Çekya, Rusya ve daha birçok Avrupa devletinin kabul etmediği “İstanbul Sözleşmesi” ülkemizde hala yürürlükten kaldırılamamıştır.

Hükümetin desteklediği sivil toplum örgütleri ve kadın dernekleri aileyi yıkacak olan 6284 sayılı yasayı desteklemeye hala utanmadan devam etmektedir. Anayasa’nın 41. Maddesi aileyi korumakla hükümeti görevlendirdiği ve gerekli tedbirleri almak için mesul ettiği halde; kılını dahi kıpırdatmayan bakanlar mevcuttur. Bu zavallı bakanlar dinimizin yasak kıldığı “feminizm” hareketine sahip çıkmakta hiçbir beis görmemektedirler.
Meseleler çoktur lakin ülkemiz ekonomisi açısından çok önemli olan bir büyük projeyi yazmadan geçemeyeceğim. Kanal İstanbul’dan bahsediyorum. Ülkemizde denizciliğin gelişmesi açısından hayati derecedeki bu önemli proje ile ilgili olarak tek bir çivi dahi çakılmamıştır. Binlerce kişi için iş ve aş olması bir yana uluslar arası deniz ticaretinin kalbinin Türkiye’de atmasına neden olacak Kanal İstanbul, öylece beklemektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan icraat bekliyoruz. Çünkü meseleler her geçen gün daha da içinden çıkılmaz hale gelmektedir. Neşter atılması şarttır. Halının altına süpürülen sorunlar o kadar çoğaldı ki artık kötü kokular gelmektedir. Zannetmeyin ki problemler bu saydıklarımla sınırlıdır. Partizanlık ve yolsuzluklar tahammül sınırının üstüne çıkmıştır. Nasılsa seçime 4 yıl var diyerek birikmiş sorunlar göz ardı edilirse bu sefer İstanbul değil tüm Türkiye’de seçimler kaybedilecektir, vesselam…

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23