• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Vehbi Kara
Vehbi Kara
TÜM YAZILARI
15 Nisan 2019

Gezegenler Arası İnsanlı Yolculuk

Yıllarca üniversitelerde “Astronomik Seyir” dersi öğretmenliği yaptım. Bu nedenle astronomi bilimine hem meraklıyım hem de gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. İşte son zamanlarda sık sık tartışmalara neden olan bir konu üzerinde durmak istiyorum.

İşte bunlardan bir tanesi olan: “Gezegenler ve yıldızlar arasında insanlı yolculuk mümkün olabilir mi?” sorusuna cevap arayalım:

Elbette insanlı yolculuk yapılabilir. Bunu ABD’nin gerçekleştirdiği “Ay Simülasyonu” gibi sanal olarak değil bilfiil gerçekleştirmek dahi mümkündür. Fakat yıldızlar arasında seyahat ise neredeyse imkânsızdır. Teknolojine kadar ilerlese dahi “ışık hızına” erişmeden bunu gerçekleştirmek mümkün değildir.

Örneğin Güneşimize en yakın yıldız kümesi olan Alfa Centauri’ye mesafemiz yaklaşık 3 ışık yılıdır. Yani ışık hızına ulaşmış bir uzay aracında tam üç yıl boyunca seyahat ederek ancak bu yıldıza ulaşmak mümkündür. Bizler için muazzam derecede büyük olan bu mesafe Samanyolu galaksisi içinde küçücük bir mesafedir.

Ayrıca ışık hızına erişmek teorik olarak mümkün görülmemektedir. Hadi diyelim ki; ışık hızına ulaşıldı. İyi de canlı organizmaların böyle bir ortam içinde hayatiyetlerini sürdürmesi ne derece mümkündür?

O halde bu konuya yani yıldızlararası seyahate hiç girmeden daha basit ve kolay olan Güneş Sistemimiz içindeki gezegenlere insanlı yolculuk yapılabilir mi? İşte biz bu soru üzerine odaklanmaya çalışalım.

Bugün sadece gezegenlere değil; kuyruklu yıldızlara dahi uzay sondaları gönderilebilmektedir. Bunu bir çok ülke kuruluşu ve bilim adamları başarmıştır. Fakat iş insanlı yolculuklara gelince durum değişmekte ve oldukça güç hale gelmektedir. Çünkü teknolojik gelişmelerin çare bulmaya çalıştıkları en önemli husus; Güneş radyasyonunu insana zararsız hale getirecek uzay giysileri ve araçları üretmekte yatmaktadır.

Nükleer fiziğin en önemli konularından bir tanesi: canlı organizmaların yapısını bozarak ölümcül yaralanmalara yol açan Alfa, Beta ve Gamma ışımalarıdır. Güneşte meydana gelen nükleer patlamalar; her ne kadar dünyamızı aydınlatıp ısıtıyorsa da aynı zamanda çok güçlü bir radyasyonla canlıları etkilemektedir.  Peki, nasıl oluyor da böylesine güçlü ve yıkıcı bir ışımaya karşı insanlar ve tüm canlılar ayakta kalabiliyor?

İşte bunun cevabı “Van Allen Kuşağı” adı verilen ve Dünyamızı çevreleyen manyetik alanda yatmaktadır. Bu manyetik kuşak; Güneşten veya uzaydan gelen bütün zararlı radyasyonları zararsız hale getirmektedir. Yine de bazı zararlı ışınlar atmosfere ulaşmaktadır. Burada da “ozon tabakası” devreye girmekte ve canlılar ikinci bir koruma kalkanı ile korunmaktadırlar.

Sovyetler Birliği uzay araştırmaları konusunda bir dönem ABD’nin ilerisine geçebilmiş hatta uzaya ilk insanı yani Yuri Gagarin’i göndermeye muvaffak olmuştu. Fakat Ay’a insanlı yolculuğu gerçekleştiremediler. Bunun en önemli sebebi ise Güneş radyasyonlarına karşı çare bulamamış olmalarıdır.

Güneşışımaları, Van Allen kuşağının dışına çıkan uzay araçlarındaki canlı organizmalara çok büyük zarar vermektedir. Bunun için “Ay’a İnsanlı Yolculuk” adı altında NASA’nın yaptırdığı Ay Similasyonunda nedense canlı organizmalar hiç kullanılmamıştır. Halbuki Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki uzay yarışında yüzlerce canlı hayvan kullanılmış bunların çoğu ölü olarak dünyaya dönmüştür. Yine de yarışın sonunda  insanlı uzay yolculuğu şerefini Ruslara kaptırmışlardır.

ABD’nin yaptığı “İnsanlı Ay Yolculuğu” sahtekarlığının en önemli sebebi işte burada yatmaktadır. Çünkü korunma tedbirleri alınmadan hiçbir insan uzaya ve Van Allen kuşağı dışına gitmek istememektedir. Onlarca insanın hayatına mal olan bu yolculuklardan sonra bu işi sanal olarak çözmüşler; Hollywood Stüdyoları bu sahtekarlıkta kendilerine büyük destek olmuştu.

Yeri gelmişken şu soruyu da cevaplayalım aksi takdirde insanları aldatmaya yönelik çalışmalara prim verilebilir. Soru şudur: Uzaya giden ve burada çok uzun süre kalan astronotlar nasıl canlı kalabiliyor?

Aslında sorunun cevabını yukarıda vermiştik. Yani Van Allen Kuşağı, Dünya’nın yörüngesinde hareket eden uzay laboratuarlarını da içine alıp koruma kalkanı sağlamaktadır. Fakat Dünya’nın manyetik alanı dışında kalan Ay yüzeyine ve onun yörüngesine canlı organizmaları ulaştırmak hala çok zordur. Sanal simülasyonlar haricinde bunu ne görebilmiş ve ne de duyabilmiş durumdayız. Bu simülasyonların ne orijinalleri ne de kopyaları bulunamamaktadır. Zira ayrıntılara dikkat edildiğinde işin stüdyolarda yapıldığı ortaya çıkmaktadır.

Bir başka soru da Müslümanlardan gelmektedir. Rahman suresindeki ayete dayanarak uzaya çıkmanın mümkün olmadığını iddia etmektedirler. Hâlbuki ayet mealinde böyle bir durum söz konusu değildir. Zira Ayette geçen “Allah’ın verdiği bir güç olmadan göklerin sınırlarından çıkmaya kimsenin gücünün yetmeyeceği” ifade edilmektedir.

Evet, Allah’ın emri olmadan yaprak dahi kımıldamaz. Bütün canlılara hayat veren ve onları yaşatan Kayyum olan Allah’tır. Allah’ın izni olmadan nefes dahi alamayız. Bazen nefes borusuna bir şey takılınca ölen insanlara rastlıyoruz. İşte bu olaylar dahi insanın yaşaması için Allah’ın gücü ve kudretine olan ihtiyacımızı göstermektedir. Şu halde bu garip insanoğlu, Allah’ın verdiği hangi nimeti inkar edip yalanlayabilir ki? 

Rahman Suresinin 33-35. Ayetlerinin meali şu şekildedir:

“Ey cinler ve insanlar topluluğu! Eğer göklerin ve yerin sınırlarından çıkıp gitmeye gücünüz yeterse, haydi, çıkın. Fakat Allah'ın vereceği bir kuvvet olmadan çıkamazsınız. Artık Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? Üzerinize saf ateşten bir alevle bakır gibi kızıl bir duman salınır da, birbirinize hiçbir yardımınız da dokunmaz”

İşte “saf ateşten bir alevle bakır gibi kızıl bir duman” ifadesinden bugünkü teknoloji sayesinde anlıyoruz ki; Güneşin yaydığı nükleer radyasyonlar, kast edilmektedir. Bunlardan bir kısmı yani Alfa, Beta ve Gamma ışımaları belirli oranda tespit edilebilmiştir. Bundan başka canlı organizmaların yapısını bozup ölümcül yaralanmalara sebep olan ışımalar dahi vardır. Onları dikkate almasak dahi sadece bu tespit edebildiğimiz ışımaların dahi 1450 yıl öncesinde Kuran-ı Kerim’de bildirildiği ortaya çıkmaktadır.

Buraya kadar yazılanlardan anlayabiliriz ki; gezegenler arasında insanlı yolculuk pekâlâ mümkündür. Allah’ın koyduğu kanunlara uyarak uzay araçları geliştirmek ve manyetik alan benzeri korumalarla insanlı yolculuk yapılabilir. Soruları uzatmak mümkünse de belirli bir ölçüde konu anlaşılabilmektedir.

Bir de işin hikmet yönüde bakmakta yarar vardır. Rahman Suresinin yukarıda belirttiğimiz ayetlerini tefsir eden Bediüzzaman Said Nursi, Sözler isimli eserinde şöyle demektedir:

Beşer ve cin, nihayetsiz şerre (kötülüğe) ve cühuda (inkara) müstaid  (istidatlı) olduklarından, nihayetsiz bir temerrüd (inatçılık) ve bir tuğyan (isyan) yaparlar. İşte, bunun için, Kur'ân-ı Hakîm öyle i'cazkâr (mucizevi) bir belâğatle ve öyle âli ve bâhir üslûplarla ve öyle gàli (kıymetli) ve zahir temsiller ve mesellerle ins ve cinni isyandan ve tuğyandan zecreder (korunmasını ister) ki, kâinatı titretir. Meselâ, "Ey ins ve cin! Emirlerime itaat etmezseniz, haydi, hudud-u mülkümden, elinizden gelirse çıkınız" meseline işaret eden (…ayete) dehşetli tehdide ve şiddetli zecre dikkat et. Nasıl ins ve cinin gayet mağrurâne temerrüdlerini, gayet mucizâne bir belâğatle kırar. Aczlerini ilân eder”

Vesselam…

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23