--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

FETÖ Örgütünü Kim Semirtti?

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğünün olmasını istemeyen güçler; özellikle Silahlı Kuvvetler vasıtası ile bu amaçlarına ulaşmışlardır. Kesintisiz olarak her 8-10 yılda bir darbe yaparak birçok özgürlükleri kaldırmışlar ve kendilerine destek olan başta ABD ve Batılı güçlere yağcılık yapmışlardır.

Özellikle de Türkiye’deki yerleşik Sabetaycı Yahudiler her fırsatta dindar insanları ezmişler özgürce dinlerinin gereğini yapmasına fırsat tanımamışlardır. ABD ve Batı’nın en önemli işbirlikçisi işte bu dindar insanların ensesinde boza pişiren sinsi Sabetaycılardır.

Her vatanperver Türk genci gibi ben de bu din düşmanları ile mücadele etmek ve ordu vasıtası ile yapılan darbelere engel olmak için askeri okula girmek istedim. Zira halktan tamamen kopuk ve orduevleri ve sosyal tesislerle tel örgülerin arkasına saklanarak toplumdan soyutlanmış bir askeri  yönetici eliti acımasızca halkımızı eziyordu. Buna engel olmak gerekiyordu.

1982 Yılında sınavları başarı ile geçerek Deniz Harp Okuluna girdim. Fakat o yıl yüzlerce askeri okul öğrencisinin irtica adı altında ordu ile ilişkisi kesilmişti. Çünkü özellikle askeri okullarda namaz kılınmasını istemeyen darbeci generaller; acımasızca öğrencileri okullardan atıyorlardı.

Bu sütü bozuk darbeciler, kendilerine düşmanla savaşmak için verilen askeri yetkileri suiistimal ederek başta öğrenciler olmak üzere askerlerimize olmadık zulmü yapıyorlardı. Örneğin “Burası askeri ocağı, burada namaz kılmaya oruç tutmaya gerek yok. Bütün günahınız benim boynuma” diyerek acımasızca ve keyfi olarak baskı uyguluyorlardı. Bunlara karşı kimse duramıyordu.

Bu kanunsuz emirleri dinlemeyip “kimse benim namazıma orucuma karışamaz” diyen askerler, soruşturmalara uğrayıp önce birer birer daha sonra da topluca ordudan atılıyorlardı. İşte böyle bir zamanda asker ocağına girmiş namazlarımı kılmaya çalışıyor yasak olmasına rağmen orucumu tutmaya gayret ediyordum. Çünkü dinin direği olan namazın terk edilmesine hiçbir ortamda imkan yoktu.

Beni gören ve cesaret alan bazı askeri okul öğrencileri özellikle kandil geceleri namaz kılıyor askeri okulun verdiği manevi boşluğu bu şekilde doldurmaya çalışıyordu. Bir çok sınıf arkadaşım benim namaz kılma konusundaki hassasiyetimi takdir ediyor sormadığım halde mezun olur olmaz namaz kılacağını söylüyordu.

İşte böyle bir zamanda Feto denilen din düşmanı dehşetli zındık askeri okullara musallat oldu. Sabetaycı darbeci generaller yetmiyormuş gibi bir de bu örgütle mücadele etmeye başlamıştım. Her ortamda askeri okuldan atılacağımı ve kesinlikle başı derde girmek istemeyen öğrencilerin benimle arkadaş olmamasını istiyorlardı.

Kandil gecelerinde namaz kılan bazı öğrenciler yavaş yavaş benden uzaklaşıyor beni görünce yolunu değiştiriyorlardı. Önceleri bu davranışlarına pek anlam veremiyordum. Lakin sonra anladım ki bu bir örgüt olup derin bir yapılanması vardır.

Yüzüme karşı söylendiği için öğrenmiştim. Hakkımda “Donkişot” lakabı konulmuş ve okul idarecileri tarafından okuldan atılacağıma dair takibat yapıldığı söylenmişti. Böyle yaparak kendilerine karşı tehdit olarak gördükleri kimseleri gözden düşürmeye çalışıyorlardı.

Fakat yine de başarılı olamıyorlardı. Namaz konusunda bazı sınıf arkadaşlarım bana sorular soruyor “okulda değil de evde namazımızı kılsak daha iyi olmaz mı?” diye beni bu konuda geri adım atmam için zorluyorlardı. Öyle ki koskoca Deniz Harp Okulunda namaz kılan öğrenci kalmamıştı.

İyi ki okulumuzda Libya’lı askeri öğrenciler vardı. Gerçi onların da çok büyük çoğunluğu namaz kılmıyor fakat Salim Muhammed isminde bir arkadaşım her durumda namazını kılıyordu. Ben cebimde katladığımda yer kaplamayan defter kağıdı taşıyor bunu seccade olarak kullanıyordum. Salim ise “gocuk” adını verdiğimiz giysiyi namaz vakti girince müsait bir yere serip öylece namazını kılıyordu. Kimseden pervası yoktu…

Halbuki ben elimden geldiği kadar kapalı yerlerde namazımı kılıyordum. Büyük Amfide temizlik malzemelerinin konulduğu merdiven altı benim mescidim olmuştu. Yoğun askeri eğitim esnasında bazen sadece farz namazlarımı kılarak farz- ı ayn olan namaz ibadetimi yapmaya çalışıyordum. Biliyordum ki; her şeyden taviz verilir fakat namaz konusunda taviz verilmezdi.

Daha sonra askeri hapishane olarak kullanılan koğuşu keşfetmiştim. Burası hafta içi boş oluyordu. Fakat tam da Bölük komutanının odasının yanındaydı. Burasını da kullanmaya başladım. İkinci sınıfta ise “jet türbini laboratuarını” bulmuştum. Üstelik burada bir lavabo da vardı. Abdest alma imkânımda oluyordu.

İşin doğrusunu söylemek gerekirse namaz kılmak değil de abdest almak daha güç geliyordu. Özellikle kışın ceketi, ayakkabıları çıkarıp askeri okul öğrencilerinin kullandığı lavaboları kullanmak çok meşakkatliydi. Abdest alırken pis pis bakışların kurbanı oluyordum. Bazıları “kendisini dağ başında mı zannediyor” diye söylenmekten çekinmiyordu.

Jet Türbini Laboratuarının anahtarı ev tipindeydi. Kolayca açılıyordu. En rahat namaz kıldığım yerdi. Fakat bu laboratuarı kullanırken defalarca öğretmenler odaya girmiş “ne yapıyorsun odada” diye baskın vermişlerdi. İşin ilginç tarafı ne zaman abdest alırken sıra ayaklarımı yıkamaya gelmiş ise tam da o anda odaya giriyorlardı. Mecburen “abdest alıyorum” demek zorunda kalıyordum.

Bazı öğretmenler acıyarak bazıları ise sert bir şekilde söylenerek kapıyı yüzüme kapıyorlardı. Fakat okul idaresine beni ispiyonlamadılar.  Zaten bölük komutanları, namaz kıldığımı biliyor bana pek de iyi gözle bakmıyorlardı. Daima bir suçlu gibi takip ediyor hatta yüzüme karşı namaz kıldığımı bildiklerini söyleyerek tehdit ediyorlardı. Bir defasında Bölük Komutanı tabur içtimasında namaz kıldığım için adımı söyleyerek benimle dalga geçmişti.

Feto ise bu ortamdan fazlası ile nemalanmıştı. Kurduğu gizli örgüt ile “ima ile namaz” diye bir şey uydurmuşlar, namaz kılmak isteyen öğrencilere bu şekilde namaz kılması gerektiğini söylüyorlardı. Bu sayede çaresiz kalan öğrencileri kendi safına çekmeye başlamıştı.

Bazı öğrencilerle namaz konusu yüzünden çok tartışmıştım. Namazın keyfimize göre değiştirilemeyeceğini; hatta savaş ortamında dahi Peygamber Efendimizin (asm) namazını terk etmediğini söylüyordum. Sağlık durumu iyi olmayan kişiler için namazda bazı ruhsatlar olduğunu fakat ima ile namaz gibi bir durumun  asla söz konusu olmadığını anlatmaya çalışıyordum.

Çünkü ima ile namaz dedikleri şeyin ibadetle alakası yoktu. Oturup kitap okurken güya namaz kılıyorlarmış. Bu gülünç durum; ibadetlerin tağyir edilmesi gibi çok büyük bir sorumluluktu. Kimse Allah’ın emirlerini kendi keyfine göre değiştiremez. Dinin sahibi Allah’tır. Namazın nasıl kılınacağı peygamber Efendimiz (asm) tarafından bildirilmişti. Aciz ve cahil insanların bunu değiştirmeye yetkisiyoktuır.

Sınıfımızın bir öğrencisi benim namaz konusundaki hassasiyetimi görerek değiştirmeye çalışmıştı. Bir gün “Yahu sen ima ile namaz kılınmayacağını söylüyorsun. Peki, bu durum hiç namaz kılmamaktan daha iyi değil mi?” diye soru sormuştu.

Kendisine; “namazın keyfimize göre değiştirilemeyeceğini” hatırlattıktan sonra “ima ile namaz kılan kişinin çok tehlikeli bir duruma düştüğünü çünkü namazı kıldığını zannederek kendisini aldattığını ve bunun daha kötü olduğunu” söyledim. Gerçekten de namazını kılamayan birisi Allah’tan af dileyip günahı için tövbe edebilirdi. Umulur ki; Allah kendisini bağışlar.

Lakin kafasına göre namaz kıldığını zanneden birisi Allah’a dua etmeyip ibadetini yaptığını zannediyordu. İşte namaz sayesinde Feto’nun dehşetli yüzünü görmüş namazı tağyir eden birisinin daha ne çok fenalıklar yapacağını düşünmeye başlamıştım.

Dindeki olmayacak uygulamaları zorla yaptırdığı için Feto’nun mahiyetini ta 1982 yılında çözmüştüm. Bu dehşetli kişinin ahirzamanda zuhur edecek İslam Deccalı olduğunu anlayıp bir çok yazı kaleme aldım. Bu yüzden bazı yayın kuruluşları yazılarımı kaldırmış hatta tekrar yazmamam için benimle konuşmuşlardı.

Bazı kişiler ise şahsıma hakaret etmekten geri kalmadılar. Beni düşman ilan eden kimseler de vardı. Ne yazık ki; 15 Temmuz 2016 darbesi sayesinde bu zındığın gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra bile bir özür dilemeye dahi tenezzül etmediler.

FETÖ örgütünü yıllardan beri yazılarımla eleştirip bu fena insanın tuzağına düşmemesi için insanları uyarmaya devam ediyorum. Zira konu çok önemli olup fitnenin korkuncu işbaşındadır. Allah’a şükürler olsun ki; 28 Yıllık yazarlık hayatımda bir tane dahi Feto’nun lehinde yazım yoktur. Bilakis aleyhinde yazdığım yazılardan dolayı çok tehdit almışımdır.

Fakat kaderin cilvesine bakın ki 1997 yılında Yüksek askeri Şura kararı ile ordudan atılırken hakkımda “Feto’cu olduğum” iftirası atılmıştır. Bunu 28 Şubat darbecilerini yargılamak için yaptığım şikayette öğrendim. Deniz Kuvvetlerinden gelen yazıda yıllarca mücadele ettiğim örgüte üye olduğum yazılıydı. Bunu karanlık oda her fırsatta dile getirip aleyhime kullanmıştır.

2018 yılında hakkımda yapılan sorgulamalarda FETÖ örgütü ile hiçbir alakamın olmadığı savcılık belgeleri ile ispatlanmıştır. Deniz Kuvvetlerinden ayrılışımın nedeni dindar bir subay olmam ve özellikle eşimin başörtülü olması olduğu yargı unsurları tarafından belirtilmiştir. Yargıda aklandığım halde ne yazık ki Karanlık Oda tarafından hala “Feto’cu” suçlamasına maruz kalıyorum. Bunu anlamak çok güçtür.

Bu durum sadece benim için geçerli değildir. “Çamur at izi kalsın” mantığı ile hareket eden dine düşman bazı medya unsurları bunu kasıtlı olarak yapmaktadır. Bu sayede yazılarımızla dile getirdiğimiz gerçekler tartışılmadan göz ardı edilmeye çalışılmaktadır. Özellikle yakın tarih ile alakalı Şeytanlıkları gün yüzüne çıkarttığımız için birçok kişi ve kuruluşun hedefi haline getirildiğimiz acı bir gerçektir.

İşte Feto’yu semirtip ülkemizin başına getiren güçler şimdi de Feto ile gerçek manada mücadele eden benim gibi insanları karalamaya çalışmaktadır. Dile kolay 37 yıldır dehşetli bir zındık olan Feto’nun mahiyetini dile getiren birisine utanmadan iftira atmak karanlık odaların iç yüzünü ortaya koymaktadır.

Evet, bu karanlık ve İslam düşmanı güçler; namazı, orucu yasaklayıp içkiyi serbestleştirdikleri yetmiyormuş gibi Feto’nuın başörtüsü konusundaki dehşetli günahlarını aleyhimizde kullanmaktan çekinmemişlerdir. Utanmadan “bakın Feto bile başörtüsü füruattır dediği halde siz hala ısrar ediyorsunuz” diye binlerce askeri ordudan attılar. Önce Feto’yu savunurken şimdi de dindar insanları yine Feto’culukla suçluyorlar.

Bu insanlarla dünyada iken elbette daha çok mücadele edeceğiz. Fakat Kahhar olan Allah, ruz-i mahşerde bunun hesabını soracaktır, elbette. Bu dünyada hem suçlu hem de güçlü olan bu müfterilere layık oldukları cezayı Rabbim verecektir. Allah kimseyi iftiracı yapmasın, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle