--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Esra nın Altını Çizerek Okuduğu Kitap

Vehbi Kara
Vehbi Kara

İstanbul’da bir hastanede yatan 9 yaşındaki Esra, kanser hastalığına yakalanmıştı. Ne yazık ki hastalığı vücuduna yayılmış ve zor bir döneme girmişti. Fakat Esra, o yaştaki kızlardan çok daha fazla olgundu ve güler yüzünü hiç eksik etmiyordu.

O hasta halinde ve ölümün soluğunu her geçen an gittikçe daha da yakınında hissettiği halde şaşılacak derecede soğukkanlı davranıyordu. Hayat yürüyüşünün son durağına yaklaşırken, hasta yatağında uyanık olabildiği zamanlar, devamlı olarak bir kitap okuyordu.

Bir akşam, okuduğu kitaptan başını kaldırarak, refakatçi annesine:

“ – Babamı çağırabilir misin, anne?” demişti.

Küçük kızının vücuduna yayılmış kanserle günden güne eriyişini görürken, ölüm habercisi bu hastalığın sevgili kızından ayrılık getireceğini bilen annesi, kızının bu anî arzusu karşısında çekinerek sormuştu:

“ – Yavrum babanı çağırmamı niçin istiyorsun?” 

Hasta kız, önce bunu açıklamak istememişti. Bir an düşündükten sonra;

“ – Çağırmasan da olur. Hem çağırsan, gelinceye kadar belki geç olur.”

Demişti. Bu sözleri üzerine annesinin merakı daha da artmıştı:

“ – Babanı çağırmamı önce isteyip sonra niye vazgeçtin kızım?” diye sorunca, Esra gayet sakin bir şekilde;

“ – Anne, ben artık âhiret âlemine gidiyorum da, onun için” cevabını vermiş. Bu sözleri üzerine annesinin gözünden, artık tutamadığı gözyaşları boşanırken, kızı gene o çok sakin haliyle:

“ – Bak! Azrail (AS) beni almak için gelmiş; orada bekliyor” diyerek odanın bir köşesini parmağıyla işaret etmişti. Annesi, kızından ayrılık vaktinin geldiğini anlayıp elleriyle yüzünü kapatarak hüngür-hüngür ağlarken, kızına gayr-i ihtiyarî sormadan da edememişti:

“ – Azrail (AS) nasıl? Biraz tarif eder misin?”

“ – Çok güzel…” demişti Esra…

Daha sonra da, içinde bulunduğu o maneviyat âleminden dünya haline tekrar avdet etmiş gibi, annesinin o ardı arkası kesilmeyen yüksek sesle ağlayışından rahatsız olmuş bir tavırla annesini, 9 yaşındaki çocukluğundan beklenemeyecek büyük bir kemal ve vakar haline girerek, teselliye çalışmıştı:

“ – Niye bu kadar çok ağlıyorsun ki, anne? İmanı olan ve imanıyla yaşayanlar için ölüm ve ahirete gitmek, korkulacak bir şey mi? Dünyada daha fazla yaşasaydım, dışarıdaki insanların ekseriyeti gibi, dinde lâkayt, ibadette ihmalkâr halde uzun bir dünya hayatım olsaydı, benim için daha iyi mi olacaktı? Öyle olmam seni daha çok mu sevindirecekti? “
Kızının, yaşının çok üstünde bir olgunlukla kendisine verdiği bu hakikat dersi karşısında, annesinin sanki birdenbire gözyaşı pınarları kurumuş; yüksek sesle ağlaması aniden durmuştu. Kanser hastası, kanser hastalığı vücuduna yayılmış olan 9 yaşındaki kız, annesiyle bu son konuşmasından sonra, yüksek sesle kelime-i şehadet getirmiş; daha sonra da, başı yavaşça sol tarafına düşerek ruhunu teslim etmişti.

Annesinin biraz evvel pınarları kurumuş gibi durmuş olan gözyaşları yeniden, fakat bu defa sessizce çağlamış. O sırada sevgili kızının artık vefat etmiş bedeninin yanında, yatağında okuduğu son kitap ile bir kalem, dikkatini çekmişti. 9 Yaşındaki kızının dünyadan ahirete giderken, kendisini fevkalade hayrete sevk eder derecede gösterdiği o çok yüksek ruh halinin sırrı, sakın hasta yatağında son olarak altını da çizerek okuduğu bu kitap olmasın mı?

Kitap, Bediüzzaman Said Nursi’nin kaleme aldığı “Hastalar Risalesi” olup altını çizerek okuduğu son bölüm ise “Sekizinci Deva” idi.

Burada geçen metin aynen şöyledir: “Ey ahiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü’z-zünûb olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki: ‘Ermiş ağacı silkmekle, nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker.’
Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.
Eğer günahları düşünmüyorsan yahut ahireti bilmiyorsan veya Allah’ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür, ondan feryâd et.
Çünkü bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bahusus Ahireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden, âdeta, güya, yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var.
İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük manevi vücudun hadsiz hastalıklarına kat’î ilaç ve kat’î şifa verici bir tiryak olan iman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.
Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve manevi sürurla doludur derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen manevi sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz’i, maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.”

İşte elimizin altında küçücük Esra’yı olgun bir insan yaşına ulaştıracak kadar değerli bir kitap var. Hastalıkların hikmetini ve dünya hayatının sırrını pek güzel ifade ediyor. Zamanımızın bir bölümünü bunun gibi insanın imanını kuvvetlendiren kitap okumalarına ayırmaz isek ne kadar yanlış bir iş yaparız değil mi?

Aklınıza meleklerin insan gözü ile görülemeyeceği çünkü teklif sırrına aykırı olacağı sorusu gelebilir. Fakat Allah, bazı kullarının gözünden perdeyi kaldırabilir. Hikmeti iktiza ederse O’nun kudretine hiç bir şey ağır gelmez.

Hem de vefat anında bazı zatların Azrail Aleyhisselamı gördüğü çok ifade edilmiştir. Özellikle imanı kamil ve Allah’ın dostu olan veli zatların bunu söylediği çok sayıda kitapta yazmaktadır.

Azrail Aleyhisselam, ruhu kabzetmek yani muhafaza etmek vazifesi ile müekkel bir melektir. Allah’ın emri ve izni vazife yapar. Kuran nassı ile ölüm aynı yaratılış gibi bir mahluktur. Yani Allah tarafından yaratılmaktadır. Melekler sadece nezaret eder.

Elbette imanlı insanlara nezaret eden melek ile imansız bir insana nezaret eden melek aynı değildir. İşte Minik Esra’nın nazarına görünen melek de çok güzelmiş. Evet, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. Eğer bir gün ecelimiz gelip hayattan ayrılacağımız anda karşılaşacağımız kesin olan Azrail Aleyhisselamı güzel görmek istiyor isek dini eserler okumak ve bunları içselleştirmemiz gerekiyor. Yani imanlı olmamız ve namazımızı kılmamız şarttır. Bir kitap Kuran’da yüzden fazla ayette geçen namazın önemini ifade etmiyor ise dini kitap değildir. Sakın aldanıp da süsüne kapılıp bu kitapları okumayınız.

İşte kıyamete kadar dar bir kabire  bizde Esra gibi gireceğiz. Kıyametten sonra yeniden haşir sabahı dirileceğiz. Haşir meydanında meleklerin güzel yüzü ile karşılaşmak, kabirde de onlara arkadaş olmak istiyor isek imanımızı kuvvetlendirecek “hastalar Risalesi” gibi kitapları okumamız gerekiyor. Aksi takdirde kabrin karanlığında kalıp Zebani adı verilen dehşetli yaratıklara arkadaş olmaktan kurtulamayız, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle