Diplomasinin Zarafet Dili

24 Nisan 2019 Çarşamba

Son zamanlarda gemi seferleri boyunca uzun süre Mısır’da kaldım. Arap dünyasının kalbi olan Mısır ile ilgili düşüncelerim ne yazık ki pekişmiş oldu. Bu ülke; 1980’de Türkiye ne ise tıpkısının aynısıdır. Ülke dünyadaki Müslüman devletlerden 40 yıl geri kalmıştır.

ABD’nin uşağı haline gelmiş Mısır’da her şey berbat durumdadır. Darbeci General Sisi, ülkeyi tam bir bataklığa çevirmiştir. ABD’nin başlattığı ve Batı dünyasının hayasızca desteklediği askeri darbe sonrasında Batı’nın uşağı haline gelmiş bir Mısır ile karşı karşıya kalmış durumdayız.

Bundan en çok istifade eden ülke ise Ortadoğu’nun çıbanbaşı İsrail’dir. İsrail’in Siyonist yöneticileri neredeyse zil takıp oynayacak derecede keyiflidirler. Bu faciaya sebep olanlara yazıklar olsun.

İşte bu yazı istemeyerek de olsa böyle kötü bir sonucun doğmasına yardımcı olan Türk Dışişleri Politikasını yönetenleri ikaz etmek için yazılmıştır. Maksat kimseyi incitmek değil mevcut durumun kötülüğüne dikkat çekip hiç olmaz ise bundan sonra bu feci durumdan kurtulmamız için doğru adımlar atılmasına vesile olmaktır.

Diplomat değilim lakin İstanbul Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimi aldım. Burada diplomasinin en temel kuralını bir parça öğrendim. O da şudur; düşmanının yüzüne “sen benim düşmanımsın” dememektir. Adı üstünde “diplomasi” mesleği dış ilişkilerde kibar ve nazik olmayı gerektirir.

İslam’a düşman olanlar açıkça böyle konuşmayı asla yapmazlar. Daima endirekt yolu tercih ederler. Yani Arap düşmanlığı yaparak İslam’a karşı olan hınçlarını göstermiş olurlar. Bir iki tane fena insanı bütün Arapları karalamak için göstermeye çalışırlar. Halbuki bizimle aynı safta omuz omuza çarpışmış ve şehit düşmüş arap askerleri hatırlarına dahi getirmezler.

Araplara düşman olmaya gerek yoktur. Çünkü eğer hainlik söz konusu ise bunu en çok Sabetaycılar yapmışlardır. Yahudi oldukları halde sinsi bir şekilde Müslüman gibi davranırlar. Irkçılık yaparak Müslüman toplulukları aleyhimize sevk ederler.

Buna karşılık biz Türkler İslam’ı Araplardan öğrendik. Kuran-ı Kerim Arapça nazil olmuştur. Kaldı ki hiçbir ırka ve kavime karşı düşman olmak; bizim kitabımızda yazmaz.

“İnnemel mü’minune ihvetün” Ayeti; Müslümanların kardeş olduğunu emreder. Fakat Sabetay Yahudileri, en başta bunu yıkmak için eğitim kurumları başta olmak üzere her yerde Arap düşmanlığını yaymaya çalışırlar. Bu sayede İslam’ın iki büyük topluluğu olan Türkler ve Arapları birbirine muhasım kılarak fitne çıkarmaya çalışırlar.

Maalesef bunda çok başarılı olmuşlardır. En büyük hatalarımızdan birisi bu “Arap düşmanı!” bürokratları özellikle Dışişleri Bakanlığına doldurmaktır. Onlar da ellerinden gelenin en iyisini yapıp Türk-Arap kardeşliğini ortadan kaldırmaya muvaffak olmuşlardır. Müsait yerlerine kına yakabilirler…

İşte Hariciyemiz tarafından Mısır’da; adına her şey denilebilir lakin “diplomasi” denilemeyen çok kötü bir politika uygulanıyor. Türkiye ile Mısır arasında o kadar kötü bir ilişki var ki devlet sözcüleri diplomasi kurallarını ayaklar altına alarak birbirlerine en ağır hakaretleri yapabiliyorlar.

Evet, her söylediğin doğru olmalı; lakin her doğru her yerde söylenmez. Hele hele diplomaside asla! Bizim nezaket kurallarından habersiz diplomatlarımız fillerin zücaciye dükkanına girmesi gibi öyle akıl almaz sözler sarf ediyorlar ki; buna inanmak dahi zordur. Bu zavallılar: “Baltalar elimizde/uzun ip belimizde/ biz gideriz ormana hey! Ormana” diyerek diplomatlık yaptıklarını zannediyorlar.

Bir örnek vererek Türk-Mısır ilişkilerinin hangi seviyede olduğunu göstereyim:

Mısır’da bütün denizciler limana çıkıp dinlenip eğlenebilmekte iken Türkiye Pasaportu taşıyan birisi asla dışarı çıkıp gezemez. Çünkü yasaktır. Türk gemilerine ve vatandaşlarına açık bir şekilde kısıtlama ve işleri zorlaştırma uygulamaları yapılmaktadır. Maksat Türklerle Mısırlıları yan yana getirmemektir. Daha nice kötü uygulamalar yapılmaktadır; bunları yazmakla bitiremeyiz. O yüzden kısa keselim.

Şimdi kimse kalkıp “Ne yani sen, Darbeci Sisi hükümetini desteklemek mi lazımdı?” demesin. Zira dış güçlere karşı ülkeyi korumak için silah verilen askerlerin bunu kendi halkına karşı kullanması kadar iğrenç bir olay yoktur. Bir hafta önce Sudan’da da askeri darbe oldu. Şimdi bunu kalkıp destekleyecek halimiz yok elbette!

Burada Mısır’da yaptığımız yanlışları, Sudan’da yapmamak için diplomatlarımızı uyarmak istiyorum. Aynı Mısır gibi Sudan’da İslam’ın önemli devletlerinden bir tanesi olup yakın zamanda yapılan askeri-ticari anlaşmalar ile iki ülkenin de menfaatine büyük işlere girişilmiştir.

Diplomasinin zarafet dili konuşturularak darbeleri desteklemediğimiz halde pekâlâ iki ilke arasındaki ilişkileri sıcak ve yakın tutmanın mümkün olduğu; ifade edilebilir. Hatta darbelere karşı olduğumuz fakat iki ülke menfaatlerinin bunu aştığı mantıklı ve makul cümlelerle kırıp dökmeden izah edilebilir.

Mısır’da Cumhurbaşkanı Mursi, kanlı bir darbeyle iktidardan indirildi ve halen de hapistedir. Şimdi halkın oyları ile seçilmiş bu zatı hapisten çıkarabilmek mevcut politikalarla mümkün müdür?

Hadi Mursi’yi bir kenara bırakalım. 100 milyondan fazla bir İslam nüfusuna sahip deniz komşusu Mısır ile kavgalı bıçaklı olmanın kime bir faydası var?

Evet, İsrail ve ABD mevcut politikadan keyif alıyor. Çünkü kendi ülkelerinin menfaati ve ikiyüzlü diplomasi meslekleri bunu gerektiriyor. Türkiye-Mısır ilişkileri her zamankinden çok kötü diyerek, bu konuda görev alan diplomatlara ödüller veriyor olsalar gerektir.

Bizim monşerler de çok keyiflidir üstelik! Sabetay Yahudisi Bürokratlara Batı dünyasında ödüller verilirse hiç şaşırmamak gerekir. Çünkü Türkiye ile Mısır ilişkilerini öyle dönülmez bir noktaya getirmişlerdir ki ortadaki yıkımı düzeltmek her babayiğidin harcı değildir…

Her ne ise olan oldu. Bundan sonra önümüze bakmamız gerekiyor. Çünkü 300 milyonluk Türk Dünyası ile 400 milyonluk Arap dünyası, sağlanacak olumlu gelişmeleri beklemektedir. Diplomasinin zarafet dili konuşturularak iki ülke arasında ekonomik, sosyal, bilim ve kültürel alanda iyi ilişkiler yeniden sağlanabilir.

Belki bu iyi ilişkiler sayesinde Mursi’yi dahi hapisten çıkarmak hatta Mısır’lı yöneticilerin çok partili hayata yeniden dönmesi dahi mümkün olabilir. Tarihte nice zor durumlara düşmüş toplumların yetenekli diplomatlar sayesinde yeniden iyi ilişkiler kurduğuna çok şahit olduk.

İşte bir ara neredeyse savaşın eşiğine gelmiş olan Türkiye-Rusya ilişkileri akıl ve sağduyu sayesinde yeniden iyi duruma gelmedi mi?  

Ahmet Davutoğlu’nun esneklikten uzak dış politika anlayışı yerine Erdoğan ve Putin arasında kurulan yüksek düzeyli ikili ilişkiler, ABD ve Feto’cuların tuzağını bozmuştur. Öyle ki iki ülke arasında diplomasinin ulaştığı seviye dillere destan olmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aynı şeyi Mısır ile yapması çok zordur. Çünkü ağızdan çıkan sözler kurşun gibidir. Geri dönmesi zordur. Lakin diplomatlar ne güne duruyor. Yıkılan ve alt üst olan Türkiye-Mısır ilişkileri bir parça da olsa düzeltilebilir. Hiç olmaz ise aradaki husumet ve düşmanlığa bir son verilmelidir. Çünkü hem Türkiye’nin menfaatleri hem de İslam ülkelerinin geleceği kurulacak bu iyi ilişkilere bağlıdır, vesselam…

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • tnntnn1 ay önce
    olabilir.fekat,amaç için her yol mübah diyemeyiz.
  • hercaihercai1 ay önce
    Cok guzel bir yazi, anlayana tabii ki.
  • AbidAbid1 ay önce
    Erdoğan mazlum ve mağdur olan halklara oynuyor ve o halkları gözetmesi doğrudur da ama gördüğümüz tablolarda halkın arzu ve istekleri var, yaptırım gücü yok. Kendi aleyhlerine sonuçlar doğuracak bir çok hareketlerde bile manipule edilebilmekteler.
  • AbdullahAbdullah1 ay önce
    İstersen İsrail ile de dost olalım
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    Tüm coğrafyalarda ki soy Kırım resimlerini Yayınlayın hergün iki sayfa Tüm Müslümanım diyen gazeteler hergün yayınlasın

Günün Özeti