• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Vehbi Kara
Vehbi Kara
TÜM YAZILARI
20 Mayıs 2019

Çanakkale Savaşlarında Üzeri Örtülen 19. Tümen Taarruzu

Çanakkale savaşlarında üstü örtülen çok acı gerçekler vardır. Bunlardan bir tanesi de İngilizlerin elini kolunu sallaya sallaya geri çekilmeleridir. Eğer bu çekiliş karşısında ordumuz güçlü bir saldırı düzenleyebilse idi İngiliz Kuvvetleri çok büyük zarar görebilir hatta savaşın kaderinin değişmesine dahi yol açabilirdi.

İngilizlerin geri çekilmesinden önce 19 Mayıs 1915’te 19. Tümen’in taarruzu çok ağır bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır.  Avusturyalı tarihçi Robin Prior, M. Kemal’ın yönetimindeki 19. Tümenin taarruzundan bahsederek “Bütün Çanakkale savaşında Türklerin yaşadığı en büyük felaket oldu” demiştir.

18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlayan gece, bombardıman başlamış ve sabahın erken saatlerinde ordumuz taarruza geçmişti. Bu taarruz iyi yönetilememiş ve Prior’un ifadesine göre taarruz neticesinde “30 veya 42 bin Türk askerinden 10 bini kaybedilmişti” demektedir. 18-19 Mayıstaki Türk taarruzu sonucunda Türk kayıpları ise 9 bin ölü ve yaralıyı bulduğu ifade edilmektedir. Bu durum  “Alman Subaylarının Hatıralarına Göre Çanakkale’de Mustafa Kemal” isimli kaynaklarda da yer almaktadır. (Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C. 3, S. 11 )

Sonuç başarısız olunca bizdeki kaide: “Mağlubiyet askerimize başarı komutana” verildiği için taarruzu gerektiği gibi yapamayan komutanlar temize çıkarılmaya çalışılmıştır.

Fakat tarihin bir huyu vardır ki gerçekler bir gün mutlaka ortaya çıkar. Yarbay M. Kemal’ın başında bulunduğu 19. Tümen Arıburnu cephesinde 19 Mayıs günü taarruza geçtiği bu facia tartışılmaya başlanmıştır. General Celil Erikan “Komutan Atatürk” isimli kitabında M. Kamal’ın komutanı olduğu 19. Tümen’de 89 subay ve 10877 er bulunduğunu 27. Ve 64. Alaylarında emrine verildiğini ifade eder. Üzeri örtülmek istenildiği için bu ayrıntı resmi tarihçilerin nedense dikkatsizliğine gelmiştir.

Bu başarısız taarruz için resmi tarihçiler; 1181 askerimizin şehit olduğunu ifade etmişlerdir. Fakat daha acısı ise İngilizlerin kıyı başından atılarak savaş azmi kırılamamış bilakis başarılı bir geri çekilme başarısı göstererek neredeyse hiç asker kaybetmeden Çanakkale topraklarından ayrılmışlardır. 1. Dünya Savaşının sonuçlarını etkileyecek kadar önemli olan bu çekilme üzerinde hiç kimse durmamaktadır. Hiç olmaz ise bir makale ile de olsa biz değinmiş olalım. Umulur ki bu konuda Genelkurmay arşivleri açılır ve gerçekler bir bir ortaya çıkar.

Nigel Blundel isimli bir yazarın “Tarih Boyunca Dünyayı Sarsan Yanlışlar - Milliyet Yayınları” isimli kitabında bu taarruzdan şu şekilde bahsedilmektedir: “Çanakkale’nin en kanlı savaşı 18 Mayıs’ta Anzak Koyunda oldu”. (Buradaki bir günlük tarih farkı nedeniyle bu önemli taarruzu tarih sayfasından kaldırmak isteyenler vardır. Buradaki gerçek şudur: “Taarruzdan önce top atışı 18 Mayıs’ta başlamış taarruz ise 19 Mayıs’ta gerçekleşmiştir)

Blundel şöyle devam etmektedir:

“Yeni yeni birlikler getiren Türkler, şimdi ayakta duran 12000 Avusturyalı ve Yeni Zelandalının üç katı güce sahiptiler. Saat 1700’da o güne kadar görülen en büyük baraj atışı başladı. Askerler siperlere ve boy çukurlarına büzülmüş beklerken topçu ateşi gecenin geç saatlerine kadar sürdü. Sabah saat 3’te birliklerin saldırıya hazır olmaları emredildi… Ardından Türkler siperlerinden çıkıp Anzakların üzerlerine yürüdüler… Türk komutanları saldırıya son verdiklerinde çoğunluğu Anzak siperlerine birkaç adım kala yaşamını yitirmiş 10 bin kayıp vermiş bulunuyorlardı”.

Çanakkale’de vermiş olduğumuz 250 bin şehit ve yaralının sebebini bu ifadelerden dolayı daha iyi anlayabiliriz. Maalesef Çanakkale’de bazı komutanlarımız başarısız ve tedbirsiz idiler. Bununla birlikte tarihi çarpıtmayı çok iyi beceren hatta kahramanları hain; başarısız komutanları ise kahraman ilan etmede eşsiz tarihçilerimiz çoktur.

M. Kemal’ın savaş tarihindeki rolü elbette bu savaşla bitmemektedir. Trablusgarp’ta İtalyanlara karşı mağlubiyet, Balkan savaşında Bulgarlara karşı Tekirdağ Çıkarması hezimeti, Filistin’de El-Megiddo Savaşında (Nablus Savaşı diye de bilinir) General Allenby’ye karşı Türk tarihinin en büyük bozgunu; bambaşka bir şekilde sunulmaktadır.

Öyle ki El-Megiddo Savaşından sonra İngilizler Adana’ye kadar ilerlemiş ve Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmak zorunda kalınmıştır. 450 bin asker ve 1 milyon km kareden fazla toprak kaybedilmişti.

İstiklal savaşında da İsmet İnönü; İsyancılara ve Yunanlılara kök söktüren Ethem Bey’e arkadan saldırarak ordunun ilerlemesini durdurmuştur. Kütahya ve Eskişehir Muharebelerinin kaybedilmesi ve bir dönem Yunanlıların cephede üstünlük kazanmaları yine M. Kemal’ın İsmet İnönü’ü beceriksiz olduğu halde kendisine itaatkar olması nedeniyle Batı Cephesi Komutanı olarak tutmakta ısrar etmesi nedeniyle olmuştur.

Genel bir kaidedir galibiyetler orduya ve millete verilir mağlubiyetler ise tedbirsizliği nedeniyle komutana ve siyasetin başındaki kişilere fatura edilir. Çünkü başarıyı ne kadar çok kişi ile paylaşırsan küçülmez; aksine büyür. Keza mağlubiyeti de bir şahsa yüklersen küçülür ve moral bozucu etkisi en aza iner.

Alman milleti savaşlardaki başarısızlıklarını Hitler’e fatura etmiştir, keza Amerikalılar, İngiliz ve Fransızlar asla galibiyet şerefini Müttefik Ordular Komutanı olan General Eisenhower’a vermez bu şeref bütün müttefik halklarının ve askerlerinindir diyerek başarılarını daha da pekiştirirler.

Gelin görün ki bizde bu durum tam tersine işler. Galibiyet ve başarı M. Kemal’e mağlubiyet ve başarısızlık ise orduya verilmiştir. İşin daha fenası savaşların gerçek yüzü çarpıtılarak olduğundan çok farklı bir biçimde resmi tarih kitaplarına geçirilmiştir.

Adnan Menderes Hükümeti tarafından bir siyasetçi ve komutan ülkemizde eleştirilmemesi için 5816 sayılı kanun çıkarılmıştır. Dünyadaemsali olmayan böyle bir kanundan dolayı tarihi gerçekleri gün yüzüne çıkaranlar; hakaret suçlamasına maruz kalmakta ve hapislere atılıp kodeslerde çürütülmeye çalışılmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi, Necip Fazıl Kısakürek, Kadir Mısıroğlu ve dahi nice zatlar; devlet yöneticilerini ve siyasetçileri eleştirdikleri için defalarca hapse atılmışlardır. Yahu bir parti genel başkanı eleştirmeyecek de kim eleştirilecek. Bu seviyesizliği kabul eden ve acımasızca 5816 sayılı kanunu işletip değerli fikir adamlarını sürüm sürüm süründüren insanlara ne denir?

Demek ki “cennet ucuz, cehennem de lüzumsuz” değildir. Mahşer-i acayip olan ahret gününde bunların hesabı mutlaka sorulacaktır. Burada iki kelime yazınca kızılca kıyameti koparıyor yazarlara hakaret etmekten hiç haya etmiyorlar. Mahkemeler nedense hakaretin en ağırlarını yapan bu kişilere zülfü yare dokunduğu için hiçbir işlem yapmıyor. Halbuki kime karşı olursa olsun hakaret suçtur. Fakat çifte standart devletin her kademesinde ve medyada acımasızca uygulanmaktadır, vesselam…

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23