--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bediüzzaman Said Nursi’nin Selanik Nutku

Vehbi Kara
Vehbi Kara
14

Bediüzzaman hakkında bir çok haksız ve yersiz iddia vardır. Bunların bir kısmı iddianın ötesinde iftiraya kadar varmaktadır. Örneğin bugünkü makalemde işlediğim yazıda “Bediüzzaman’ın Abdülhamid’i tahttan indirmek için nutuk söylediği” iftirasına bir cevap niteliğindedir.

Bediüzzaman’ın Meşrutiyetin 23 Temmuz 1908 tarihinde Abdülhamid tarafından ikinci kez ilan edilmesinden hemen 3 gün sonra ve daha sonra Selanik’te yapmış olduğu nutuk; 2 Ekim 1908 tarihinde Misbah gazetesinde tam metin olarak yayınlanmıştır. Burada yazının tamamını değil özet olarak sunulabilecek bir değerlendirme ele alınacaktır. Allah kısmet ederse bu nutkun geniş bir şekilde ele alındığı “Bir Hürriyet Kahramanı Bediüzzaman Said Nursi” kitabında yayınlamaya çalışacağım.

Günümüzde araştırıp incelemeden sadece kulaktan dolma bilgiler ile Bediüzzaman Said Nursi’ye saldırılar hala devam etmektedir. Öyle ki Abdülhamid’i desteklediği halde “Abdülhamid’i devirmek için halkı isyana çağırdı” diyecek kadar ileri giden kişiler vardır. Bu büyük iftira karşısında şu hususun bilinmesinde yarar vardır:

Bediüzzaman, kendisine işkence yapan kişilere dahi “eğer imanını kurtarabilirse hakkımı helal ediyorum” diyecek kadar şefkatli birisi olduğu halde bu nutku ile ilgili olarak farklı bir ifade kullanmaktadır.

Bu nutkundaki ifadelerinin yanlış anlaşılmaması için “dağ yemişinin hazmı zor olur” diyerek dikkatli bir şekilde okunmasını aksi takdirde “hakkını helal etmeyeceğini” söylemiştir. Hatta eserlerinde bu yazıyı neşrederken: “Eğer siz de -iki gazeteci nasıl sözümü tahrif etmiş- öyle okursanız, Allah imdad eyleye” diyerek gerekli ikazını da yazmıştır.

Onun bu önemli uyarısına rağmen söylediğinin neredeyse tam aksini iddia ederek halkımızı Bediüzzaman’dan soğutmak isteyenler ciddi olarak düşünmek zorundadırlar. Çünkü iftira attığı takdirde; ruz-i mahşerde “hakkını helal etmeyen” bir kişiyle hesaplaşacaklardır. Bu hususu gözden kaçırmamak gerekiyor.

Şimdi gelelim Selanik’te ve İstanbul’da Meşrutiyet ve hürriyet ile ilgili olarak söylediği nutuk yazısına. Bu metni günümüz Türkçesi ile pek çok kişinin anlaması zordur. Bu nedenle kendi anladığım şekli ile günümüz ifadeleri ile ve özet olarak yazmaya çalışacağım.

26 Temmuz 1908 günü daha sonra “Hürriyet Meydanı olarak adlandırılacak Selanik’teki Drahodr meydanında, İdadi Mektebi ve Kışlalar arasındaki alanda birçok hatip konuşma yapmıştır.

Bediüzzaman’ın Selanik’teki nutkunu dinleyenler arasında daha sonra çok önemli mevkilere gelecek olan İsmet İnönü, Celal Bayar ve Türk Silâhlı Kuvvetlerinin 4. Genelkurmay Başkanı Salih Omurtak’ın da dinlediğini; bazı belgelerden anlayabiliyoruz. Zira Bediüzzaman’ın bu konuşması oldukça tesirli olduğu için İttihad ve Terakki’nin önde gelen isimleri Bediüzzaman’a cemiyette birlikte çalışma teklifi yapmışlardı. Fakat Bediüzzaman; bu teklifleri reddetmiştir.

Meşrutiyeti anlatan kişiler arasında başında sarığı belinde kaması ve ayağında çizmesi ile Bediüzzaman çok farklı bir etki bırakmıştır. Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu durumu çok veciz ve yerinde tespitler ile anlatan bu zatın sözleri bir çok gazete ayrıca yayınlanmıştır.

Balkonda Enver Paşa’nın hemen ardından nutkunu söyleyen Bediüzzaman; özetle şunları söyler:

“Ey Hürriyet-i şer’i. Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile bağırıyorsun ki benim gibi bir Şarklıyı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasa idin, ben, umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ebedi bir ömür ile müjdeliyorum.

Eğer hayatımızın esası olan Şeriatı gerçek kaynak olarak ele alsan ve o Cennette canlandırsan, bu mazlum milletin eski zamana nispeten bin derece daha fazla terakki edeceğini müjde veriyorum.

Ey bu vatanda yaşayan mazlum kardeşlerim! Gidelim, dahil olalım.

Birinci kapısı, Şeriat dairesinde kalplerin ittihadı yani birleşmesi,

İkincisi sevgi ve muhabbet,

Üçüncüsü eğitim ve maarif;

Dördüncüsü çalışmak,

Beşincisi sefahati yani Allah’ın yasakladığı pis işleri terk etmektir. Ötekileri sizin zihninize havale ediyorum...

Bu inkılap, insanlığın ağır zincirlerini parça parça ederek hükümeti tehlikelerden kurtaracaktır. Diğer milletler milyonlarca insanını feda ederek bu hürriyete kavuştular. Biz ise ölmüş olan hislerimizi İslam’ın güzel ahlakı ve yüksek milli seciyelerimiz ile yeniden ayağa kaldıracağız. Öyle ki; hürriyet ve adaletin sedası; İsrafil Aleyhisselamın Sur’a üflemesi gibi vatanımızı hayatlandıracaktır.

Ey kardeşlerin sakın sefahat ve dinde laubalilikle bu güzel gelişmeyi öldürmeyiniz. Şeriat üzerine tesis olunmuş olan Kanunu Esasi (anayasamız) fasit ve bozguncu düşünceleri, ahlaksızlığı ve rezaletleri Azrail gibi öldürmüştür.

Ey hamiyetli kardeşlerim!

İsraf ve şeriatın reddettiği meşru olmayan hareketlerle yeniden bu kötülükleri diriltmeyiniz. Yüz sene geri kaldığımız sanayi ve terakkiyattan, meşveret ile çıkıp yetişeceğiz. Medeni milletlerle omuz omuza müsabaka edeceğiz. Şimdi onlar öküz arabasına binmiş gibi yavaş ilerlerken biz ise şimendifer (tren) ve balon gibi süratli araçlara binerek onları geçeceğiz. İslam hakikatleri, güzel ahlak ve imanın feyzi ile medeni milletleri fersah fersah geçeceğiz.

Talebeliğin bana verdiği vazife ve hürriyetin sağladığı imkânla şunu kardeşlerime ihtar ediyorum!

Sakın hürriyeti kötü manada tefsir etmeyiniz. Ta ki elimizden kaçmasın. Kokuşmuş olan esirliği bize başka bir kapta içirmesinler. Çünkü hürriyet; dini hükümlere uygun hareket etmekle, Şeriatın edebi ile güzelleşmekle ve güzel ahlak ile gelişip güçlenir. Sadr-ı evvel yani sahabeler zamanında vahşet ve baskı varken; hürriyet, adalet ve hukuk önündeki eşitlik sayesinde dünya üzerinde büyük bir gelişme yaşandı.

Biz Osmanlı Milleti erkek gibiyiz. Mert olan milli seciyemize kadınların giysisi gibi sefihlik ve ahlaksızlık yakışmaz, aldanmayalım. Ecnebilerden medeni terakkiyatımıza yarayacak olan fen, teknoloji ve sanayi gibi noktaları memnuniyetle alacağız. Fakat ecnebilerdeki çirkin ahlaksızlığı bırakmak zorundayız. Çünkü bir kadın erkek gibi giyinse ve erkek de kadın gibi süslense bu yakışmaz. Mert ve himmetli olan milletimiz cilveli hanımlar gibi olmamalıdır.

Medeniyeti getirebilmek için Japonlar gibi olmalıyız. Onlar medeniyetin güzelliklerini Avrupa’dan aldıkları halde milli adetlerini muhafaza ettiler. Bizim milli adetlerimiz İslamiyet sayesinde gelişip güçlendiği için biz Japonlara göre iki kat daha fazla mücadeleye sarılmamız gerekiyor.

Hazreti Ömer, Hazreti Ali ve Selahattin-i Eyyubi gibi büyük zatların insanlık tarihine göstermiş olduğu parlak sahifeler bu iddialarımıza açık bir delildir. Buna binaen kati olarak hükmediyorum ki; bizim şimdiye kadar noksanlarımız ve gerilememizin sebebi dört sebeptir:

Şeriatın hükümlerine uygun hareket etmediğimiz için,
Bazı müdahin (yani dalkavuk ve yağcıların) keyfine göre hareket etmelerinden,
Cahil olup meselenin özünden uzaklaşan görünüşte alim kişilerin taassup ve bağnazlığından,
Avrupa Medeniyetindeki güzellikleri terk edip çocuk gibi heves ve fenalıkları tercih ettiğimiz için.
İşte memurlarımız vazifelerini düzgün yapsa ve memur olmayanlar da zamanın gereklerine uygun hareket etse sefahat ve rezilliklere zaman bulamayacaklardır. Bu noksanlık ve gerileyiş ancak bu suretle sona erecektir.

Bu milleti ve devleti medeni milletlerin ilerisine taşıyacak olan hususlar; fikir hürriyeti, milletin kalbi olan Meclis-i Mebusan ve ümmetin fikri olan Şeriata uygun olarak meşveret ve istişare etmektir”.

Konuşmasına aşağıdaki şekilde son vermiştir. Bu kısmı metindeki orijinal haliyle yazıyorum. Zira umulur ki Abdülhamid’in aleyhindeydi diyen kişiler insafa gelirler:

“Yaşasın ittihad-ı millî!..

Ölsün ihtilaf!..

Yaşasın muhabbet-i millî!..

Gebersin ağraz-ı şahsiye ve fikr-i intikam!..

Yaşasın şecaat-ı mücessem askerler!..

Yaşasın satvet-i müşahhas ordularımız!..

Yaşasın akıl ve tedbir-i mücessem dindar cem'iyet-i ahrar!..

Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan Halife-i Peygamber!..”

Yorumlar

(14)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Hamza

25 Mart 2024 23:05

Din Tahripçileri İnternet Sitesi Menü Anasayfa/Risale-i Nur Risale-i Nur II. Abdülhamid Han’a İsyan dintahripcileriyonetici fotoğrafı dintahripcileriyonetici13 Haziran 20180 548 4 dakika okuma süresi Said Nursi, Meşrutiyet’in ilanının üçüncü günü, masonların ve İttihatçıların merkezi olan Selanik’te mitingte yaptığı konuşmadır. Tuhaf olan ise bu konuşmayı İstanbul’da hemen yayınlayanın dinsiz pozitivist Dr. Abdullah Cevdet, dergisinin kapak konusu yapması vermesidir. Düşünmek lazım, meşru bir halifeye karşı isyan bayrağı açacaksın, yol arkadaşların Emmanuel Karasso (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, sayfa 71’de Karasso ile Selanik’te miting esnasında konuştuğunu ifade eder ve hatta Karasso demiş ki: “Az daha beni Müslüman yapacaktı.” Şahid kim, yine Said Nursi’nin kendisi.) gibi bir Sebetayistin kurduğu ve Talat Paşa gibi Masonlar tarafından idare edilen ve İslam’a aykırı hatalı kararları ile koca imparatorluğu çökerten İttihat Terakki olacak ve bunun sonucunda bunu Şeriat’a yamamaya çalışacaksın. İşte Said Nursi’nin aşağıda okuyacağınız metinde yaptığı şey tam da budur. “EY HÜRRİYET-İ ŞER’Î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun, benim gibi bir Kürdü (bazı yayınevleri Kürd kelimesini çıkarmış, yerine şarklı demiş.) tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum. Eğer aynü’l-hayat şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşvünemâ bulsan, bu millet-i mazlumenin de eski zamana nispeten bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum. Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağrâz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse لَهُ لِلّٰهِ وَالْمِنَّةُ اَلْعَظَمَةُ ki bizi kabr-i vahşet ve istibdattan ihraç ve cennet-i ittihad ve muhabbet-i milliyeye davet etti. (…) Yeni Hükümet-i Meşrutamız mucize gibi doğduğu için inşallah bir seneye kadar, (…) sırrına mazhar olacağız. Mütevekkilâne, sabûrâne tuttuğumuz otuz sene Ramazan-ı sükûtun sevabıdır ki, azapsız, cennet-i terakki ve medeniyet kapılarını bize açmıştır. Hâkimiyet-i milliyenin beraat-i istihlâli olan kanun-u şer’î hâzin-i cennet gibi bizi duhule davet ediyor. (…) Bu inkılâb-ı azîmin fatihası mu’cize gibi başladığı için bir fâl-i hayırdır ki, hâtimesi de pek güzel olacaktır. Bu inkılâp, fikr-i beşerin ağır zincirlerini parça parça ve istidâd-ı terakkiye karşı setleri zîr ü zeber ederek, hükûmeti varta-yı mevtten tahlis ve bu millet-i mazlumede cevahir-i insaniyeti izhar ve âzâde olarak kâbe-i kemâlâta doğru gönderdiği gibi, hatimesi de, yani otuz sene kadar rengârenk sefahet ve isrâfat ve hevesat ve lezaiz-i nâmeşrua gibi seyyiat-ı medeniyet, devlet-i medeniyeti, hükûmet-i müstebide gibi inkıraza sevk eden umurlar maddeten zararını ihsas edeceğinden, o muzlim ve kesif olan sehab, arzu-yu umumî ile münkeşif olduğundan, şems-i şeriat ve mâkesi olan kamer-i medeniyet, berrak ve saf ve esâsatta Asya’yı ve Rumelini tenvir ve mutazammın olduğu istidad-ı kemâlin tohumları hürriyetin yağmuru ile neşvünemâ bularak rengârenk elvan ile tezyin edeceğini, bu fâl-i hayır bize müjde veriyor. Bir mu’cize-i Peygamberîdir (a.s.m.) ve bu millet-i mazlumeye bir inayet-i İlâhîdir ve cemiyet-i milliyenin niyet-i hâlisânesinin bir kerametidir ki, bu maden-i saadet ve hürriyet olan şeriat dairesindeki ittihad-ı kulûb ve muhabbet-i millî elimize meccanen girdi. Milel-i saire, milyonlarla cevahir-i nüfus feda etmekle kazandılar. (…)” (Tarihçe-i Hayat, 60-61) Said Nursi, Meşrutiyet’in Şer’i yani dini olduğunu ve hatta mucize gibi doğduğunu söyler. Ne vakitten beri İslam halifesine isyan etmek dinin emri olmuştur. Hem bu Meşrutiyet’e dini diyeceksin, hem başka milletlerin bunu çok kan dökerek elde ettiğini söyleyeceksin. Demek ki, Avrupalılar Fransız Devrimi ile başlayan özgürlük mücadelelerinde İslami yönetim getirmek için çok kan dökmüşler. Said Nursi’nin yukarıda birbiri ile tezad teşkil eden sözlerinden bu komik ama vahim sonuç ortaya çıkıyor. Bir de Said Nursi burada bir hakikati gizlemektedir. Zira Meşrutiyet’in ilanından sonra II. Abdülhamid Han’a yapılan kumpas neticesi 31 Mart Vakası ile İstanbul’a gelen Harekât Ordusunun İstanbul’da yaptığı kıyımı görmezlikten gelmektedir. Herhalde öldürülenlerin çoğunluğunun medrese talebeleri ve hocalar olması, katil güruhun ise Said Nursi ile beraber Selanik’te mitinge katılan, çapulculardan müteşekkil Harekât Ordusu mensuplarının olmasından dolayı bu elim vaka görmemezlikten gelinmiştir. Hatta bu ordu bakın nasıl övülüyor Risale-i Nur’da: “Yaşasın şecaat-ı mücessem askerler! Yaşasın satvet-i müşahhas ordular!” (Tarihçe, s. 67) Ayrıca görüyoruz ki, Said Nursi’nin öngörülerinin tamamı Cenab-ı Hakk tarafından yalanlanmış ve tam tersi durumlar meydana gelmiştir. Zira yukarıda gördüğünüz gibi, Said Nursi Meşrutiyet ile beraber artık mutluluk, saadet ve huzurun geleceğini hem de bunun bir sene içerisinde olacağını söylemiş, ama tam tersine Meşrutiyet’in ilanından sonra ne hikmetse ardı ardınca Trablusgarb, Birinci Balkan, İkinci Balkan ve muazzam I. Dünya Harbi başlamış ve nihayet koca İslam Devleti yıkılmıştır. Asya’nın ve Rumeli’nin köşelerinde medfun olan medeniyet, Meşrutiyet hükümeti olan İttihat ve Terakki ile daha derinlere batmıştır. O devir, Meşrutiyet’i istemeyenler, Halife’nin bir hatası olmadığını gördükleri için isyan etmemişlerdir. Asıl “şaşkınlar” Yahudilerin oyununa gelenlerdir. Avrupa’da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile alakalı menhus piyesleri gösterimden kaldırtan, Theodor Herzl adlı bir Yahudi’nin milyonlarca altın karşılığında Filistin’den küçük bir toprak parçası istediği zaman, bu toprakların milletin toprağı olduğunu söyleyerek onu huzurundan kovan, çoğu idam cezalarını müebbede çeviren bir Halife’yi mi desteklemek şaşkınlık, yoksa iktidara gelir gelmez evvela Balkanlar, sonra Afrika ve daha nice toprakları koruyamayan “Meşrutiyet mucizesi”ni destekleyenler mi? Tarih bunu apaçık göstermiştir. Sultan Abdülhamid’in tahtta bulunduğu otuz üç sene zarfında, hiç kimse İslam aleyhinde neşriyat yapamamış, İstanbul’a gelerek Ehl-i Sünnet’i kirletmeye çalışan Cemaleddin Efgânî ve talebesi mason Abduh, Halife tarafından İstanbul’dan dışarı atılmış, Osmanlı toprakları ve gayrisindeki Müslümanların yaşadığı topraklar mektep ve medreselerle donatılmıştır. İttihat ve Terakki’nin hainleri dahi Sultan’ın açtığı mekteplerde eğitim görmüşlerdir. Said-i Nursî şurada haklı olabilir: “medeniyet kapılarını bize açmıştır.” Çünkü Meşrutiyetin getirdiği yenilgilerle “medeni” kâfirler Devlet-i Aliyye’yi istila etmişler ve böylece medeniyet kapıları açılmış ve sırtlan sürüsü yağmalama yapmıştır. İttihat ve Terakki döneminde muhalefetin mümkün olmadığını eski İttihatçılar söylemektedirler. Sultan Abdülhamit Han’a darbe yapıp, ona iftira atanlardan olan Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın, kendisinin de mensubu bulunduğu İttihat ve Terakkî’den yakınan ve Sultan’dan özür dileyen “Sultan Abdülhamit Hân’ın Ruhaniyetinden İstimdat” adlı şiirinden şu kıta pek düşündürücüdür: Padişah, hem zalim hem deli dedik, İhtilale kıyam etmeli dedik, Şeytan ne dediyse biz belî dedik, Çalıştık fitnenin intibahına. Evet, Said Nursi’nin II. Abdülhamid’e olan kinini anlamak için şu cümle kafidir: “Gebermiş istibdadı muhafaza için, vaktiyle mesail-i Şeriat rüşvet verilirdi.” (Tarihçe-i Hayat, s. 68)

Hamza

25 Mart 2024 22:59

Bir alimin masonların ve Yahudilerin üye kabûl edildiği İttihat ve Terakki partisinin mitinginde konuşması garip değilmi mazlum sultan Abdülhamit han hazretlerini tahtan indiren masonlar ve yahudilerdir istiklâl mahkemeleri binlerce İslam alimini astı neden saidi nursiye dokunmamış ha diyeceksinizki hapiste yattı bence korudular koruyanlarda malûm kişilermi acaba.

Nail

9 Nisan 2021 09:37

Aklamak için yırtınacağınıza azıcık kafa yorup Bitlis'ten yolara düşerek taa mason kenti selanikte neden nutuk çekmek ihtiyacı hissetmiş. İsteyerek gitmişse hain, Tüm hüsnüzanımızı öne alıp düşünürsek en masum şekilde ahmak biri.

Gercekler saklanamaz

3 Şubat 2021 10:17

Yaptiklariyla zamanin gerceklerinden bir haber oldugu net olan bir sahsa bediuzzaman demek bos lafdir. Bu hareketler bir islam aliminin hareketleri midir yoksa bir politikacinin mi? Sen ittihatcilarin kalesine gidip inonulerle vs ayni cizgiye geleceksin bir de o donemde bu nesaret ki ittihatcilarin merkezine gidip bu laflari etmis diye sahte kahraman uretmeye calisacaksin. Bu sahis ittihatcilarla beraber olmus ve devrin musluman idaresine bas kaldirmistir. Zamani iyi anlamak bu mudur? Bir de bu sahsi korumak icin tum elestirilerin önünü almak icin yok hakkini helal etmezmis gibi fetocularin sefkat tokadi tehdidi gibi lafkar ediliyor. Gercekler ortada ve bu milllet kim kimdir elbet ögrenecektir.

Erzurumlu

1 Şubat 2021 20:20

Osman Kuzu gibi kuzu postuna bürünmüş kurtlara cevap vermeye gerek yoktur. Çünkü bu kişiler önyargılı ve İslam alimlerine düşman kişilerdir.  

Osman kuzu

1 Şubat 2021 16:02

Sayın yazar, sizi zahmete sokmak istemedim lakin siz cevap yazma ihtiyacı duydunuz, bunun için teşekkür ederim. Said nursi nin nutkundaki ifadeler çok garip değil mi! Osmanlı da arayıp ta bulamadığın ne var. İslam Devleti vasfını mı!  

AA

1 Şubat 2021 14:25

BİRİLERİNİN PEŞİNE KÖRÜ KÖRÜNE GİTMEYE NE MERAKLIYIZ ARKADAŞ HATASINIDA SÖYLE SEVABINIDA YANILMIŞ OLAMAZMI ABDULHAMİTİ YIKANA KADAR UĞRAŞMIŞ MUSTAFA KEMALE GELİNCEDE MAĞARADA İNZİVAYA ÇEKİLMİŞ

Ön Yargılı Yorumcular

1 Şubat 2021 12:14

Yorumcuların bir kısmına bakıyorum da yazıyı okuyup anlamaya çalışmadan kafalarındaki ön yargılarla sırf Bediüzzaman'ı kötülemek için konuşuyorlar. El-insâf...

Molla kasım

1 Şubat 2021 11:57

Feraset lazım feraset maskeli yüzlerin gerçek yüzlerini görememiş Allah cc hü taksiratını bağışlasın zaten sonradan sonradan pişmanlığını İfade eden sözlerinin olduğu söyleniyor Allah cc hü rahmet eylesin

İsmail çetin

1 Şubat 2021 10:40

SP’nin chp’ye meşruiyet kazandırdığı gibi BSN de mel’un ittihatılara meşruiyet kazandırmış. Merhum, ittihatçıların yanında durarak onların dokuz senede imparatorluğu yiyip bitireceğini görememiş. Bunun nesini savunuyorsunuz?

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle