Türkiye global casusluk faaliyetlerinin merkezi
Çok kısa bir tarih hatırlatması yapacağım. Arabistanlı Lawrence diye meşhur İngiliz askeri stratejist Yarbay Thomas Edward Lawrence (1888-1935) Osmanlı Devleti’ne karşı 1916 yılları ve sonrasında Arap ayaklanmasını organize eden yıkıcı rollerin sahibi bir casustur.
Bugün olduğu gibi o dönem de İstanbul’un doğusu dünyada casusluk faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı yerdir. Peter Hopkirk’in “İstanbul’un Doğusunda Gizli Servis Üzerine” (On Secret Service East of Constantinople) kitabı, bu türden faaliyetlerin bir kısmını arşiv belgelerine dayanarak anlatır.
Lawrence İslâm dünyasında kötü bir şöhrete sahip, doğru, ama İngiltere için ise büyük bir kahramandır. Bu casusun önemli faaliyetlerini anlatan bir de 1962 yılında çevrilmiş ve ödüllere doymamış “Lawrence of Arabia” isimli bir film vardır. İbretle izlenmesi gereken bir film...
Lawrence’in şöhretine şöhret katan bir husus da o dönem diğer İngiliz casuslarının bölgedeki bazı faaliyetlerinin de ona nisbet edilmiş olmasıdır.
Gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus daha vardır. O dönem sadece İngilizlerin Lawrenceleri yoktur sahada. Almanların ve Fransızların da casusları yıkıcı faaliyetlerde bulunuyorlardı.
100 yıl önce yaşananlar bugün aynısıyla devam ediyor bölgemizde. Bu yüzden dünü anlamayanların bugünü anlayamayacaklarını ve sağlıklı gelecek öngörüsünde bulunamayacaklarını söyleyebiliriz.
Afgan cihadının başladığı yıllarda uluslararası espiyonaj operasyonlarının merkezi Pakistan’ın Peşaver kentine taşınmıştı. Soğuk Savaş döneminin tarafları son kozlarını Afganistan coğrafyasında paylaşacaklardı çünkü. Öyle de oldu ve Rusya orada çökertildi. Ve orada, Rusya’nın Afganistan’dan çekilmesi sonrası Taliban ve El Kaide ortaya çıktı. Bugünü de etkileyen önemli olaylar silsilesi startını orada aldı.
Bugüne gelecek olursak, dünya istihbaratının cirit attığı yer kuşkusuz Ortadoğu ve özelde de Türkiye’dir diyebiliriz...
Son yıllarda senede 35 milyon civarında turist ülkemize geliyor. Bu kadar kalabalığın içine karışmış yıkıcı faaliyette bulunan nice casusun varlığı da herhâlde bir sır değildir. Dünya, kozlarını bizim de parçası olduğumuz Ortadoğu’da yeniden paylaşıyor.
21. yüzyılın dünya düzeni burada kurulacak. İsrail’in güvenliği ve bölgemizin enerji kaynaklarının güvenli bir şekilde Batı’ya aktarılması kurulmak istenen bu düzenin ana hedefidir. Bu düzen kurulabilirse yükselen Çin ve Hindistan gibi ülkeler de enerjiye bağımlı zaaflarıyla kontrol edilecektir.
Daha önceden Lawrence’in hayat hikâyesini anlatan bir kitap okumuştum. Hayatını anlatan filmi de geçenlerde bir kez daha izledim. Hâlihazırdaki olayları anlamak için önemli doneler sunuyor. Osmanlı’nın Mekke ve Medine’den, Arap Yarımadası’ndan çıkarılışının, Suriye’nin düşüşünün ve Filistin’in işgal edişinin acı hikâyesini görüyorsunuz. O gün bu gündür bu coğrafya barış ve huzura hasret...
Osmanlı’nın parçalanması ve Ortadoğu topraklarının paylaşılmasını öngeren Sykes-Picot Anlaşması 16 Mayıs 1916 yılında İngiltere ve Fransa arasında yapılmıştı. Bu anlaşmanın kurduğu düzen coğrafyamızda yaşanan bütün acıların temel sebebidir.
Sykes-Picot düzeninin artık sona ermesi gerekiyor. ABD, İngiltere ve Fransa IŞİD bahanesiyle bu düzeni restore etmek üzere tekrar espiyonaj ve askerî faaliyetlerine hız verdiler.
Bu yazının kaleme alındığı dün sabah IŞİD’in elinde bulunan Türk rehineler kurtarılmış ve yurda getirilmişti. Bu başarının hikâyesi üzerinde çok spekülasyonlar yapılacaktır. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın, “MİT’e madalya takılması lazım” sözünü de bir kenara not ederek, MİT’in yukarıda anlattığımız küresel espiyonaj faaliyetlerini dengeleyecek ve bölgenin maslahatlarını önceleyecek karekterde yeniden yapılandırılmaya başlanmış olduğunu umut ediyoruz.


