LGBT, cinsiyetsizlik ve misyonerlik propagandası...
LGBT, cinsiyetsizlik ve misyonerlik propagandası...
SELMA SAVCI
K-pop, Güney Kore’den çıkan ve dünyaya yayılan bir müzik türü olarak karşımıza çıkıyor... Elbette müzik türleri herkes tarafından seçicilik olarak tercih edilebilir, kimsenin buna bir şey söyleme hakkı da yok açıkçası ama işin boyutunu değiştirip bir müzik türü bahanesiyle farklı yönlere çekilen algılar olunca orada koca bir soru işareti karşımıza çıkıyor doğal olarak...
Neymiş efendim çok popüler bir müzik türü olma yolunda ilerliyormuş bu K-pop denilen müzik türü.. Peki, burada dedik ya kulağına herkesin farklı tınılar gelebilir ve onunla ilgili birçok müzik dalıyla ilgilenebilir... Ama siz şarkıcı ayağına sahneye yarı çıplak çıkarsanız ve garip bir tarz ile cinsiyetsizleşme metotlarını genç dimağlara aktarıp onun sırtından da paraları cukkalarsanız orada bu zihniyete karşı dur denmesi de haliyle bizler için mutlaka yapılması gereken eylemlere dönüşüyor.
K-pop endüstrisi...
Sadece müzik türü olarak yalın bir şekilde ifade edilmemeli Güney Kore kökenli bir pop müzik türü olan bu K-pop denilen bu şarkı türü... Burada sahneye çıkan tiplemelerin yaptığı her hareketin birçoğunu taklit etmeye çalışan gençlik ve daha da ötesi onların sosyal hayatlarındaki yaşam biçimlerine örneklendirmeye özenen binlerce çocuğumuzun da bu tehlikenin farkında olması şarttır.
LGBT, cinsiyetsizlik ve misyonerlik propagandası!?!
Doğal olarak da bu müzik tarzının bir illete dönüşmemesi için de gerekli önlemlerin alınması da geleceğimiz açısından önem arz etmektedir.
Evet diyeceksiniz ki, madem tehlikeli neden sosyal medyada trend olan bir müzik türü bu.. Nedeni basit, çünkü farklılaşma yollarına giden ve farklı yollar kendine çizmeye çalışan tecrübesiz ve hayat yolunda hiçbir çetrefille karşılaşmamış evlatlarımız için bir kurtuluş yolu bir kendini teskin etme tercihine dönüşebiliyor maalesef...
Aslında duyarlı anne-babalar için Kore kültürü olan bu K-pop adı altında çok açık şekilde birçok paylaşımda misyonerlik, LGBT ve cinsiyetsizlik propagandası yapıldığını da görmeniz mümkün. Bu sosyal medya ile birlikte akın akın çoğalan bu tehlikeli akımdaki temel gayelerin başında ise; sonsuzluk terimi ve en ciddi olanı olan anne-baba ve diğer otorite figürlerinden kendilerin soyutlama yoluna giden ve haliyle de daha özgür bir dünyada yaşama arzusuyla her türlü yanlışa imza atmaya çalışan bir zihniyetin fitili ateşlenmek isteniyor.
Kore Popu aslında hiç organik olmayan ve sadece güzel kızlar ve yakışıklı erkeklerden her daim oluşturulan bir görsel zihin yıkama operasyonunun ta kendisidir. Ve bu algının temel amaçlarından biri de şarkı değil aslında, şarkıyla birlikte sergilenen görsel stratejiler ve bir takım danslarla pazarlanmaya çalışılan bir K-Pop akımı...
Bu gruplara bakınca farklı bir detay da dikkatlerden kaçmıyor...
Gruplar; giyim kuşam, hatta müzik tarzındaki köklü değişikliklerle geri dönüşler yaparak bir altan alta zihinlerde yer etmek istiyor. Gençlerde şu algının yer etmesini istiyorlar. Müzik kadar yapılan sahne şovlarındaki fiiller ve giyim tarzlarıyla kendi hayatlarına empoze edilme arzuları. Burada en önemli amaç gittikçe bu cinsiyetsizleşme propagandasına alet edinmek isteyen gençlik...
Sahneye çıkan yarı erkek yarı kadın karakterlerle ve sahne sonrasında garip açıklamalarla entelektüel yaklaşım tarzına bürünmüş açıklamalarıyla tamamen yem olarak ortaya atılan gençliği kendi saflarına çekmenin açık tezahürüdür bu K-pop denilen illet...
Eğer internet içine hapsolmuş gençliğimizin bu zehirli sarmaşıklardan kurtulmak için ailelerinden gelen ciddi desteklere kulaklarını kapaması ya da ailelerini bir tehdit unsuru olarak algılayıp K-pop denilen saçma sapan şarkı sözlerine bürünerek hayata negatif yönden bakma isteklerini de birçok yayınlarda görmeniz mümkün.
Her zaman söylüyoruz, müzik ruhun gıdasıdır gerçekten ama gerçek müzikler ve en önemlisi de özentilikten uzak size bir şeyler vaad eden ve sizin hayatınızda iz bırakmasına müsaade edebileceğiniz eserler... Yoksa bu denli sadece alttan alta bir şeyleri pompalamak için uğraşan ve birilerinin açık bir şekilde maşası haline geldikten sonra en kolay yol olan müzik kavramının içini boşaltmaya çalışanlara asla prim vermemek de bizlerin elinde.
Ne demiş; Klasik dönemden Romantik döneme geçişi sağlayan dünyaca ünlü Alman piyanist ve besteci Ludwig van Beethoven; “Müzik, manevi ve duygusal yaşam arasındaki aracıdır.” İşte yüzyıllar önce müzik için bu teşhisi yapanlar bugün gençliğin de bu müzik kavramıyla daha da hassas davranmasının detaylarını yıllar öncesinden bizlere uyarı niteliğinde vermişler...
Müzik için bir şeylerin arkasına sığınmakla gençliğimizin geleceğe bakış açısının güçlenmesi de mümkün değildir vesselam...