İnsan değil bunlar yaratık yaratık!..
İnsan değil bunlar yaratık yaratık!..
SELMA SAVCI
Antalya'nın Serik ilçesinde, sahilde denize giren tesettürlü kadınları gizlice kayda alarak ağır hakaretler savuran iki şahsı malumunuz hepiniz görmüşsünüzdür. Bu alçakların kadınlar için söylemlerine şahit olduktan sonra hepiniz de mutlaka Türk-İslam tasavvuf kültürünün ve anonim halk/dergâh geleneğinin ortak bir irfanı olan "Edep ya Hu" demişsinizdir.
Öncelikle bu iki insan kılıklı yaratığın şu alçakça ifadelerini hatırlayalım. Hatırlatıyorum çünkü bu edepsizlere çanak tutanların da olduğu maalesef bir Türkiye'de yaşıyoruz.
Ne diyor bu iki yaratık, "Baktığımız 10 kişinin 8'i şalvarlı”, "Ninja gibi pislikler", "Bu başörtülü yaratıklar", "Arabistan mı İran mı burası", "Midemiz bulanıyor" gibi ağır hakaretler ve açık nefret söylemleri kullanan şahıslar, hem inanç özgürlüğüne saldırdı hem de özel hayatın gizliliğini alenen ihlal ederek büyük bir alçaklığa imza atıyorlar.
Öncelikle hiç kimsenin giyim tarzına ve hukuk kuralları çerçevesinde kamuya açık yerlerde belli başlı olan kuralları ihlali söz konusu olmayan kadınlarımız için ağır hakaretler edip oturdukları yerden ahkam kesen bu iki züppeye şunu açıkça belirtmek lazım ki; kadınlar üzerinden birtakım nemalanma dönemi artık bitmiştir. Kadınlarımızın giyim tarzlarını ağızlarına pelesenk yaparak böylesi alçalan insan müsveddelerinin dönemi de tarihe gömüldü kuşkusuz, lakin bu iki ahlaksızın da teşhir edilerek iyice toplumdan soyutlaştırılması da boynumuzun borcu olsa gerek...
Görüntülerin kısa sürede yayılması ve kamuoyunda infiale yol açmasının ardından başlatılan adli incelemede kritik bir detay ortaya çıktı. Savcılık kaynaklarından edinilen bilgiye göre, sahildeki vatandaşları gizlice kaydederek nefret söyleminde bulunan şahısların geçtiğimiz günlerde yurt dışına çıktıkları ve söz konusu provokatif paylaşımı da yurt dışından yaptıkları tespit edildi. Şahıslar hakkında adli sürecin devam ettiği öğrenildi.
Görüyorsunuz di mi; sadece gündeme gelebilmek için bir hayıra vesile olmak varken, bir ilimle, bir bilimle uğraşmak ya da ne bileyim; kitap okuyarak bilgilenmek ve hayata daha da güzel bir açıdan bakmak varken, insanların giyim tarzlarıyla uğraşırken hakaret etmeyi kendilerince faydalı zanneden bir nesil var karşımızda...
Bu elbette toplumsal bir problem... Bu ülkede Başörtülü kardeşlerimiz için ne ifadeler kullanıldı, üniversite kapılarında nasıl psikolojik lince maruz kaldıklarını herhalde unutmadık ve unutmayacağız da kuşkusuz, ama geldiğimiz şu çağda bile böylesi ahlaksızlardan nemalanmak isteyen güruhun da olduğunu da görmek hakikaten insanı üzüyor.
Toplumun büyük tepkisini çeken ve nefret suçu barındıran bu görüntüler üzerine TCK 216. madde kapsamında hukuki süreç başlatıldı başlatılmasına ama bu insanların toplum vicdanında da büyük bir açıklamaya ihtiyaçları olduğunu da eklemek lazım.
Böylesi karakter yoksunlarının bu ülkede hala bir yerlere yaranma gayreti ve olayı siyasi yönden tahlil ederek esas ülkeyi kutuplaştırmaya çalışanların kendileri olduğunu idrak etmeleri muhakkak zaman alacaktır. Belki de bu tiplemeler için yargı muhakkak en doğrusu yapacaktır. Ama işin özü yine gelip şuna dayanıyor...
Hâlâ giyim ve kuşam üzerinden yargılama zihniyetinin artıkları her zaman her yerde mevcutlar. Nasıl teşhircilik yaparak insanlar üzerinde bir takım algılar yapanlar varsa, bugün sadece o yörenin insanı olan şalvarıyla serinlemeye çalışan kadınlarımızı da sosyal medyada takipçi bulmak için malzeme yapanlar da aynı zihniyettir aslında.
İşin özü aslında; Çinli dilbilimci ve yazar olan Lin Yutang'ın şu sözlerinde saklı olsa gerek... Ne diyor Yutang; “İnsanların iyi olmasını beklememeli, ancak onların kötü olmasını olanaksız kılmalıyız..”
Selam ve dua ile...