• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz
TÜM YAZILARI

Yerli hibrite kerhen evet ancak “yabancıya” asla!

24 Şubat 2019
A


Sedat Yılmaz İletişim:

Tarımda üretim, yerli tohum, Yeni Hal Yasası, tanzim satış, pazar, market, ürün fiyatları; gündemin baş konuları olmayı sürdürüyor. Niçin bu mevzûları tartışıyoruz biliyor musunuz? Düzensizlikten!.. Mes’eleleri çözücü fikir üretemememizden… Devlette aslî nizâmın “plânlama, denetleme ve yaptırım” olduğunu hâlâ kavrayamadığımızdan…

Hayatı ön yargılarımıza göre yorumladığımızdan… Nefislerimizi Allahu Teâlâ’nın rızâsına tercih ettiğimizden… “Nefis cehenneme, gönül cennete götürür” anlayışına materyalist ve maddeci yaklaştığımızdan… “Saldım çayıra Mevlâm kayıra!” dememizden… Tevekkülün ne olduğunu unuttuğumuzdan…

Mefkûresine âşık olduğumuz Mehmet Akif Ersoy’un “Azimden Sonra Tevekkül” şiirini okuyan var mı? Okuyup da anlayan, tatbik eden, yaşantısının gâyesi yapan var mı? Nerdeee! Nerede o gönlü açık, zihni açık, bahtı açık, Rabbi’ne kul olmanın sevdâsını ve saadetini yaşayan insanlar… Hepsi kayboldu! Olanlar da bizi teker teker terkediyor. Hızır Aleyhisselâm gibi onları arıyoruz ama bulamıyoruz… Bulsak da dünyevî emellerimize mâni olmasınlar diye onları ve değerli fikirlerini izbe mekânlara hapsediyoruz.

Meselâ, işte hayatımızdan çıkardığımız ve çook çok uzaklara gönderdiğimiz Mehmet Akif’in tevekkülü

“Allah’a dayandım! diye sen çıkma yataktan... / Mânâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!.. / Âlemde ‘tevekkül’ demek olsaydı “atâlet” / Miras-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?.. / Ey yolcu uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha: / Bir kupkuru çöl var, ne ışık var, ne de vâha!” diyor Vatan Şairimiz.

Üretim yok, fikir üretme yok, tez yok, hipotez yok, teori yok, pratik yok… Zor dostum, zor! Bu gidişin, sonu hayır değil… Mevcût işler; şerre, şerire, şerlilere ve cehenneme daha yakın…

Oysaki Cenâbı Hakk, Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça ikâz ediyor…

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nîmetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nîmeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz” (Âl-i İmrân 103)…

Âyeti kerîme hâlâ canlı! Bugün inmiş sanki!.. Ama Mekkeli Müşrikler gibi mantığımıza yatsa da hayat tarzımıza uymuyor. Sözüm; Müslümanlara, inananlara… İnanmış görünenlere veya hiç inanmayanlara değil!

Yazıdaki mukaddimeye binâen bugün tarımsal üretimde sözü, dünyanın sağlık ve çevresel olarak tercih ettiği organik tarıma getirmek istiyorum. Ülkemizde 1998 yılında Ege’de başlayan organik tarım henüz fantezi ama 200’den fazla ürüne ulaştık. Yıllık 250 milyon dolar ihracat yapıyoruz. Organik tarım ürünleri ateş pahası. Açıkçası zengin işi. Senin benim organik ürün tüketme şansımız yok.

Organik tarım mâdem sağlıklı, diğerleri sağlıksız… O zaman yapılması gereken, organik tarımı yaygınlaştırmak ve her vatandaşın tüketmeye gücü yetecek hâle getirmek.

Türkiye’de tarım sertifikalı hibrit (melez / kısır) tohumlarla gerçekleştiriliyor. Bugün için hibritteki temel amaç; sağlıksız, çevreyi kirleten, besin değeri ve lezzeti düşük olsa da yüksek kapasiteli ürün elde etmek ve herkesin gıdaya ulaşabilmesini sağlamak. Diğer taraftan küresel tröstlerin kasalarını doldurmak. Dolayısıyla hibrit tohumun satışı ve kullanımı serbest. Ancak büyük çoğunluğu yerli olan sertifikasız tohum, hibrit gibi değil… Kanuna göre, ekebiliyorsunuz fakat dağıtamıyorsunuz, satamıyorsunuz!

İşte bu noktada organik tarımın, hibrit mi yoksa sertifikasız tohumla mı yapıldığı sorusu akıllara geliyor. Bir kere organik tarımcılar da hibritten kaçamıyor. Zirâ organik doğal tohum yok denecek kadar az.

Bir endişe daha var, şöyle ki: “Dünyada hibrit tohumlar üzerinden tarımsal ve ticarî bir tekelleşmeye gidiliyor. Şu anda tohum ithalatımız 190 milyon dolar. İhracatımız da 140 milyon dolar. Görüldüğü üzere ithalat daha fazla. İthalatı tamamen kesecek yerli tohum üretimini sağlayamazsak küresel tekel odaklarının yemi olacağız…”

Çünkü dünyada çok uluslu şirketler ziraî ilaç piyasasının yüzde 75’ine hâkim. Yine dünya ziraî ilaç piyasasını elinde bulunduran Bayer ve Monsanto gibi küresel şirketler tohum piyasasının da yüzde 65’ine sahip. Bu nedenle tohum ve ilâç kimlerin elindeyse tarımı da onlar yönlendiriyor.

Tekelleşmenin zararlarından kurtulabilmek için de Mehmet Akif Ersoy’un şiirinde belirttiği “atalet”i üzerimizden atmamız gerekiyor. Ülkemizde tohum politikasında çiftçinin hakkı korunuyorsa, hibrit üzerinden büyük rantlar oluşturulmuyorsa, halkın gıda güvenliği riske edilmiyorsa şimdilik kerhen yerli hibrit kabul edilebilir. Ancak yabancı hibrit asla!

Zirâ yerli tohumlarımızın hastalıklara karşı dayanımı hibrite göre daha fazla. İlâç kullanmadan da rahatlıkla yetiştirilebiliyor. Hibritlerin ise hastalık ve zararlılara karşı dayanımı zayıf. Bunun için kimyasallara, ilâca ihtiyaç var. Ama yerli çeşitlerde hiç ilâç kullanmadan tarım yapılabiliyor.

Dolayısıyla hibritle hem sağlığınız gidiyor hem de tröstlerin cebini dolduruyorsunuz. Şimdi küresel güçlerin tohum ve ilaç piyasasını niçin elinde bulundurduklarını anlayabildiniz mi?

İşte “Bir sorunu çözmenin en kestirme yolu, sorunun sebebini yok etmek” ise tohumda bekleyen sorunları da “yerli mantalite”yle halletmek çözümün en doğru yolu olsa gerek!

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23