• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz
TÜM YAZILARI

Karamsarlık, bitkinlik yok pesimistlik, bedbinlik yok!

08 Mart 2019
A


Sedat Yılmaz İletişim:

“Çâre makro çerçeveli mikro yaklaşımlar!” başlıklı bir önceki yazıma çok sayıda mesaj geldi. Mesajlarda en çarpıcı ifadeler; “Bu kadar işi bir arada yapabilecek bir siyaset erki henüz Türkiye’ye gelmedi!” merkezinde oluştu. Ben de şaşırdım... Acaba yazıda yarım asırdan fazla zaman içinde siyasi erkten çok fazla şey mi istemişim, diye şüpheye düşmedim değil. Fakat gördüğüm bir gerçek var… Bunca hizmete, emeğe rağmen demek ki hâlâ yolunda gitmeyen birçok şey var.

Ekonominin her dönemde baş belâsı olan “işsizliğin” çözümünde en gerekli aktör, hiç kimsenin inkâr edemediği yapısal reformlar. Ancak ne hikmetse göreve gelen her siyasî erk ülkenin en fazla ihtiyaç duyduğu yapısal reformlardan aslandan kaçar gibi kaçıyor… Yapısal reformlar niçin öteleniyor… İşte burasını anlayamıyoruz. Bu mevzuda siyasîlerden tatmin edici bir cevap beklemek hakkımız olmalı!

Geçen yazımda istihdamı artıracak yapısal reformlar içinde; öngörülebilir, basit ve âdil vergi sistemini ortaya koyacak yeni bir vergi düzenlemesinden bahsetmiştim… Bunun yanında dijital çağda eğitim reformunun gerekliliğini anlatırken yapılacak düzenlemelerin, geçmiş ile yeniyi mezcedebilecek, geleceğe köprü atabilecek özgür düşünceye sahip nesillerin doğmasında etkin rol oynayacağını notlarıma almıştım.

Özet de olsa, eski tâbirle velut, yeni dilde üretken, rekabetçi ve girişimci işgücünün meydana gelmesine katkıda bulunacak işgücü reformundan, sermaye piyasalarının günün şartlarına göre dizaynından, para piyasalarının rehabilitesine kadar yüzlerce kalemin gözden geçirilmesinin gereğine işaret etmiştim.

Küresel ekonomide haksız saldırıları bertaraf etmedeki yolun “bağırıp çağırma” olmadığını, bize karşı yapılan eleştirileri ideolojik çıkarlara âlet ettirmeden yerinde, zamanında, ölçüsünde ve kararında bilinçli bir şekilde çözmek olduğunu, ancak bunun için de küresel ekonomiyiuluslararası demokratik gelişmeleri ve dünya barışını iyi okumak gerektiğini mealen ifade etmiştim.

Evet özetle söyleyeyim… Siyasette, ticarette veya birçok alanda korumacı politikalara sığınmadan karakteri oturmuş rekabetçilik ve modern hayat tarzı, dertlerimizin dermânı olacak… Çağa uyan eğitim, caydırıcı savunma, dünyaca kabul edilen yüksek ilmî seviye ve küresel ekonomiyi hızlandırıcı bir üretim anlayışı Türkiye’yi sürekli diri ve zinde tutacak. Ülke böylece muasır medeniyet yolunda emin adımlarla yürüyecek.

Bugün artık karamsarlığın, bedbinliğin, olumsuzluğun, meyusluğun, pesimistliğin, bitkinliğin ve küskünlüğün anlamı yok. Öncelikle işimize gücümüze; daha fazla motive olmalıyız. İçinde bulunduğumuz yüksek işsizlik ve durgunluk sürecinden çıkıp gerçekçi büyümelere dönmek zorundayız.

Çâreleri elbette var… Bildiklerimi sıralayayım…

Birincisi; particiliği geri plâna atıp millî bir bütünlük içinde siyasî istikrarı korumak… Dünya ölçeğinde ve yurtiçinde öngörülebilir politikalarla ekonomik güven ortamını düzene sokup sağlamlaştırmak.

İkincisi, yurtdışı para akışında; portföy yatırımlarıyla ve yüksek faizle fon çekme yerine; yerli üretime ve ihracata dayalı bir ekonomik modeli benimseyip geliştirmek…

Üçüncüsü; bankaları gerçek işlevine döndürmek… Tüketici kredilerini geri plâna çekip üretici ve ihracat kredilerini teşvik etmek. Bankaların görev zararı yazmalarına müsaade etmemek. Geri dönüşü olmayan kredileri banka bilançolarından çıkarmak… Katılım bankacılığına; konvansiyonel bankacılıktan daha fazla önem vermek…

Dördüncüsü; enerjide, madende, tarımda, teknolojide üretimle ilgili her sahada tam kapasite yerli üretime geçmek…

Beşincisi; ithalatı ancak yüzde 5’ler seviyesinde üretimi tamamlayıcı unsur hâline getirmek…

Altıncısı; Türkiye’nin ciddi, gerçekçi, reel bir kentsel dönüşüme ihtiyacı var. Dolayısıyla müteahhitliğin hakiki kriterlerini belirleyen, vatandaşın zararını önleyen, çevreyi kirletmeyen, enerjide, suda ve diğer temel ihtiyaçlarda kendi kendine yeten marka şehirlerin oluşmasını sağlayan yeni bir gayrimenkul reformunu hayata geçirmek.

Haa, saydığım maddelere olaya ilgi duyanlar, yanında farklı bilgisi, belgesi olanların da ekleme yapmasını isterim...

Yazının başından bu yana anlattıklarım Türkiye’nin ekonomik kurtuluş reçetesi mesâbesinde… Bu reçete başta işsizliği, üretimsizliği, cari açığı, bütçe açığını, vergi problemini, ekonomik büyümedeki sorunları çözüp atacağından hiç kuşkum yok! Önemli olan iradeli idare!

Tabii istihdamla, sürekli artan işsizlikle ilgili yeni yeni çalışmalar ve kampanyalar düzenleniyor. Seviniyoruz… Bunlardan en önemlisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Ocak’taki çağrısı üzerine toplanan TOBB Türkiye Ekonomi Şûrası… Biliyorsunuz bu şûrada “istihdam seferberliği” başlatıldı.  Türkiye’de kamu / özel tüm taraflar bu yıldan itibaren “Burası Türkiye Burada İş Var” sloganıyla 2,5 milyon işsize iş bulacak.

“Burası Türkiye Burada İş Var” sloganının açılımı ve anlamı şu: “Bu topraklarda bereketi ve umudu hiç kaybetmedik. Kaybetmeyeceğiz. Burada iş var, Burada aş var, Burada gelecek var… En az bir işsiz vatandaşımızı işe alarak, hem işinizi geliştirin, hem ekonominin büyümesine katkınız olsun, hem de Türkiye’nin geleceğine yatırım yaparak, kazanan siz olun!..”

Burası Türkiye… Görebilene burada çok iş var elbette. Ancak istihdamın artırılması noktasında üretilen işin ve malın bir de pazarlaması var… Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Meclis Başkanı Ali Uğur’un görüşlerini burada zikretmeden olmaz… Uğur, yeni ve alternatif pazar arayışlarının hız kesmeden sürdürülmesinin gerektiğini belirtirken, “İş dünyası olarak küresel ölçekteki değişimleri iyi okumalı ve krizleri ticarî fırsata dönüştürmek adına doğru stratejiler geliştirmeliyiz” diyor.

Gelecek yazılarımız yine istihdam, üretim ve Merkez Bankası politikaları üzerine olacak…

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23