İttifaka ‘millî irade değil’ demek ne kadar yanlış?
Türkiye’nin üretim potansiyeli görünenden çok yüksek. Siyasete düşen plân, program ve uygulamalarıyla üretim kapasitesini mevcût potansiyele yaklaştırmak. Dolayısıyla seçimlere gidilirken ittifaklar bugün sâdece siyasî birliktelik olarak algılansa da dünya konjonktürü, Türkiye’nin söz konusu gelişmelere karşı duruşu ve ekonomideki gidişât, siyasette de el ele vermenin gerekliliğini ortaya koyuyor.
Yazılarıma gelen tepkileri elbette değerlendiriyorum. Okuyucularımdan “cumhur ittifakı”nın tek başına millî iradeyi temsil etmediğine, halk hangi tarafa teveccüh ederse, kimi seçerse millî iradenin temsilcisi olacağına dâir yorumlar almıyor değilim. Tabii ki halkın seçimi millî iradeyi ortaya koyuyor.
Ancak bugün “cumhur ittifakı”na da “Millî iradeyi temsil etmiyor” demek son derece yanlış olur. Zirâ geçen yıl gerçekleştirilen 24 Haziran seçimlerinde cumhur ittifakı halkın onayını alarak iktidara geldi. Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52,6 ile Cumhurbaşkanı seçilirken iktidar partisi AK Parti ile AK Parti’ye destek veren MHP toplamda yüzde 53,7 oy aldı. Şimdi “cumhur ittifakı”na “Milî irade değil” denilebilir mi?
***
Nitekim partisinin 50’nci kuruluş yıldönümü dolayısıyla Adana’da bulunan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın da “cumhur ittifakı”nın şahsî veya politik bir kazanım elde etmek için değil, devletin ve milletin bekası amacıyla ulvî bir gayeye hizmet eden millî bir proje olarak hayata geçirildiğini ve halktan da genel anlamda onay alındığını ifade ediyor.
Birçok siyasetçi ve halkın önemli bir bölümü cumhur ittifakının milletin doğal mutabakatı olduğu yolunda kanaate sahip... Cumhur ittifakının 15 Temmuz darbe girişimi, 7 Ağustos Yenikapı mitingi, 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran genel seçimleriyle ete kemiğe büründüğünü, 31 Mart yerel seçimleriyle de gelişimini tamamladığını belirtiyorlar ve ittifakın miladını da 15 Temmuz olarak belirliyorlar.
Cumhur ittifakı konusunda özellikle TBMM Başkanvekili Mustafa Şentop’un, “Cumhur ittifakının bir ruhu, bir hikâyesi var. Bu ittifak 15 Temmuz’da millî iradeye sahip çıktı. Ancak bugün HDP’nin içinde olduğu bir birliktelik cumhur ittifakının karşısında yer alıyor…” ifadeleri oldukça anlamlı değil mi?..
Evet, hükümetin de içinde yer aldığı “cumhur ittifakı” ile karşı cephede vücut bulmaya çalışan “millet ittifakı” 31 Mart’taki yerel seçimlerde halkın yeniden önüne çıkacak. 15 Temmuz’u milat kabul edenler tarafından oluşturulan “cumhur ittifakı” halkın kendisine verdiği “millî irade” madalyasını korumaya çalışırken, karşısındaki “millet ittifakı” ise halkın genel teveccühünü kazanıp millî iradeyi temsil etme salahiyetini kazanmaya uğraşacak. Şu andaki durum bu!
***
Partililer politik emelleri uğruna düşman olmak, kavga etmek, vatandaşı kamplara bölmek için politika savaşı veriyorsa bu insanlar siyaset değil, ülkesine büyük kötülük ediyor demektir. Öncelikle siyasetin; bölmeyi değil, cem etmeyi, birleştirmeyi, birlik ve beraberlik içinde olmayı gerektirdiği unutulmamalı. Cumhur ve millet ittifakları Türkiye’nin siyasî zenginliği, politik bir yarışı olarak bilinmeli… Ha siyaseti bölücülük, kamplara ayırma, hısımlık değil hasımlık olarak algılayanlara ise halk sonunda cezayı kesiyor zâten.
Diğer taraftan iktidarların, “Halkın teveccühünü aldım, millî irade oldum” diye bile bile yanlış yapma lüksü de olamaz. Yönetimlerin görevi halkla birlikte tasarrufu önceleyen şeffaf bir yönetim olmalı… İktidarların siyasî ikbal için milleti kutuplaştırma hakkı da yok… Tek görevi var… O da ellerindeki devlet gücünü ancak milletin âli menfaatleri için kullanmak, o kadar.
Mâlumunuz çok partili sistemle yönetiliyoruz. Devlet yönetiminde muhalefete de rol biçilmiş… Muhalefetin elbette yanlışa yanlış, doğruya doğru, hataya hata deme hakkı var ama insanları bölmeye, ayrıştırmaya ve devleti yıpratmaya kesinlikle hakkı yok. Fakat devlet idaresiyle ilgili kendine göre bir yönetim şekli, programı varsa icra için halkın onayını beklemek zorunda.
***
İktidar ve muhalefet bilmeli ki devlet idaresinde aslolan halkın refahı ve mutluluğu… Atalarımız boşuna “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” dememiş… İnsanı da devleti de yaşatmak tabiidir ki siyasetin görevi. Bu görevde siyasetin öfkelenmeye, gücenmeye, gocunmaya asla hakkı yok.
Şeyh Edebalî’nin Osman Gazi’ye vasiyetinde siyasetçinin özü şöyle tarif ediliyor:
“Ey oğul, artık beysin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoş görmek sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı...”
Şeyh Edebalî’nin vasiyetinde en çarpıcı cümleler de şöyle sıralanmış…
“Ey oğul! Allahü Teâlâ’nın emirlerine muhâlif bir iş işlemeyesin… İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine in’âmı, ihsânı eksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır. Zâlim olma! Âlemi adâletle şenlendir… Ulemâya riâyet eyle ki, ahkâm-ı islâmiyye işleri nizâm bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbâl ve hilm göster! Askerine ve malına gurur getirip, İslâmiyet ehlinden uzaklaşma! Bizim mesleğimiz kuru kavga ve cihângirlik dâvâsı değildir. Memleket işlerini noksânsız gör!..”
İşte gerçek millî iradenin ne olduğu Şeyh Edebalî’nin vasiyetinde açıkça belirtilmiş. Görene, bilene, uygulayana helâli hoş olsun!