Faizi ekonomik sistemden çıkaracak bir yol bulmalıyız!
Para reel üretimin emrine verildiği takdirde ekonomide sorunların azalacağını, aksi takdirde mes’elelerin giderek çözülmez hâle geleceğini bir kez daha hatırlatıp bugünkü mevzûya gireyim…
Biliyoruz ki, ekonomilerin temelinde para var. Kapitalist sistemlerde para ile faiz birbirinin ayrılmaz parçaları. Faiz, paranın fiyatı olarak kabul ediliyor ve para politikaları bu anlayışa göre yürütülüyor. Otoritenin para arzını yönetmesi veya dövizle paraya yön vermesi olarak tarif edilen para politikasında faiz hiçbir zaman göz ardı edilmiyor.
Para politikasının uygulayıcısı Merkez Bankası. Banka, siyasi iktidarın politikaları doğrultusunda genişlemeci veya daraltıcı /sıkı para uygulamalarıyla ekonomide denge oluşturmaya çabalıyor. Para politikaları, ülkedeki para arzı seviyesini tanzim ederek ekonomik faaliyetleri düzenlemeye çalışıyor.
Genişlemeci politikalar, genellikle durgunluk (resesyon) dönemlerinde insanlar fazla harcama yapsın diye dolaşımdaki para miktarının artırılması... Harcamaların artmasıyla üretim hareketleniyor. Diğer taraftan aynı politikayla işsizlik önlenmeye çalışılıyor. Genişlemeci politikada hedeflenen diğer etki ise faizlerin düşürülmesi…
Daraltıcı veya sıkı para politikası da ülkede dolaşımdaki paranın azaltılması işlemi. Bu aslında yükselen enflasyona karşı uygulanan bir metot. Sıkı para politikasıyla insanların tüketimi azaltıp, tasarrufa yöneleceği ve enflasyonun düşeceği düşünülüyor ama böyle ortamlarda bu defa da faizler yükselirken yatırımlar azalıyor, işsizlik artıyor.
Para politikaları yerli para arzında azaltma veya çoğaltma ile yapılabileceği gibi paranın tedavül hızıyla da gerçekleştirilebiliyor. Diğer taraftan yerli parada değerin korunması için dövize de alım veya satım yönünde müdahale söz konusu olabiliyor. Para politikalarında enflasyon hedeflemesinin yanında sabit veya dalgalı / serbest kur uygulamaları da devreye girebiliyor.
***
Para politikasının ana amacı; fiyat istikrarını sağlamak, faiz oranlarına istikrar kazandırmak, döviz ve finansal piyasalarda dalgalanmaları hafifletmek, ödemeler bilançosunu dengelemek, istihdamı ve büyümeyi iyileştirmek…
Kapitalist sistemlerde merkez bankalarının para politikalarında kullandığı araçlara baktığımızda faizin hissedilir şekilde ağırlığı gözleniyor. Meselâ en çok tercih edilen ilk 4 para politikası aracını izah edeyim… En çok kullanılan açık piyasa işlemleri, Merkez Bankasının devlet tahvili alım ve satımı… Merkez Bankası piyasadan tahvil satın alırsa piyasadaki para arzı yükseliyor. Tahvil satarsa piyasadaki para arzı daralıyor.
Para politikası araçlarından ikincisi döviz işlemleri… Bu aynı zamanda yerli para ile diğer ulusal paraların paritelerini de belirliyor. Banka döviz sattığında döviz kuru düşüyor, piyasadaki yerli para miktarı azalıyor. Döviz aldığında ise para arzı artarken döviz kuru yükseliyor.
Para politikalarında en çok kullanılan üçüncü araç reeskont operasyonu… Daha çok para arzının yükseltilmesinde kullanılıyor. Gerçek veya tüzel kişiler ellerindeki senetleri ticarî bankalara iskonto ettirerek kredi alıyor. Bankalar da aynı senetleri merkez bankasına yeniden iskonto ettirerek verdikleri kredilere kaynak oluşturuyorlar.
Dördüncü olarak sayacağım selektif kredi politikası da özel olarak belli kuruluşların belli kredileri belli alanlara yönlendirmesi şeklinde gerçekleştiriliyor. Turizm, inşaat, tarım, sanayi gibi sektörlere katkı sağlamak üzere uzun vadeli ve ucuz kredi açmak gibi…
Tüketici kredilerinde vade, faiz ve miktar kontrolleri, ithalat teminatları, diğer taraftan bugünün yeni politikalarından miktarsal gevşeme, kredi genişlemesi, faiz taahhüdü, faiz koridoru ve rezerv opsiyon mekanizması merkez bankalarının uyguladığı diğer para politikası araçları arasında sayılabiliyor.
***
Buraya kadar anlattıklarım, bugünkü kapitalist sisteme dayalı faiz düzeniyle yürütülen para politikaları… Söz konusu politikalar, para ve mala biçilen farklı fonksiyonlar sebebiyle İslâmiyet’in önerdiği üretim, tüketim, dolaşım, fiyatlandırma, borçlandırma ölçülerine uymuyor. Dolayısıyla para ve malın ekonomide ne misyon üstlendiği bilinmeden islâmî sistemin nasıl olacağını kavramak da tartışmak da bugün için güç.
Zamanımızda para, reel üretimin vasıtası olmaktan çok, ekonominin tek çarkı olarak ele alınıyor. Para mal ve hizmetin karşılığı olmaktan çıkarılıp içinde devlet yönetimi de dâhil ona farklı güçler yükleniyor. Bu ise fıtraten eşyanın tabiatına ters bir durum arz ediyor.
Bu nedenle öncelikle bilinmesi gereken ihtiyaçları asıl temin edecek vasıta para değil, mal. Para, mübadelede kullanılan sâdece bir varak ve bir belge… Yani para mala ulaşma aracı. Para, malın kıymetini ölçmek ve satın almak için kullanılıyor. Şâyet paraya satma ve satın almanın dışında başka bir işlev yüklenirse iktisatta hak gaspı olarak nitelendirebileceğimiz manipülasyon, spekülasyon, enflasyon, devalüasyon gibi birçok olumsuzlukları yaşamak kaçınılmaz oluyor. Biz de diğer dünya ülkeleri gibi para politikalarında faizi azamî kullananlar arasındayız.
Bu yıl ABD, Çin, Avrupa ve diğer ülkeler ekonomik olarak daralıyor. Küçülen küresel ekonomi paralelinde elbette Türkiye de daralacak. Muhtemelen döviz ve faizler aşağı giderken enflasyon ve cari açığın da düşme ihtimali yüksek. İnşallah durgunluk ortamında yüksek enflasyon olan stagflasyona yakalanmayız.
Sözün özü, gelişmiş ülkeler gibi ekonomiden faizi tamamen çıkaracak veya zararını minimize edecek bir formül, yeni bir yol ve bir usul bulmalıyız. İşte o zaman gerçek ekonomiyi yakalar, ekonomik darboğazlardan kurtuluruz!