• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz
TÜM YAZILARI

Cumhur ittifakı ekonomik istikrar için neden gerekli?

06 Şubat 2019
A


Sedat Yılmaz İletişim:

Bugünkü ekonomik sistemden faizi söküp atmanın imkânı yok. Hükümetler, Merkez Bankası, bankalar ve reel sektör işlerini faizin başaktör olduğu modellerle yürütebiliyor.

Faizden kurtulmak mümkün değil ama oranlarını düşürmenin, yükünü hafifleterek zararlarını minimize etmenin yolları ardına kadar açık. Bunun için millî bir ekonomik anlayışın siyasete hâkim olması gerekiyor. Bildiğiniz üzere enflasyonu kontrol altına almak dâhi faiz oranlarını aşağı çekmede büyük rol oynuyor.

Türkiye’nin yakın zaman diliminde küresel faiz tuzağına nasıl düştüğünden biraz bahsedeyim…

Malûmunuz, Rusya liderliğindeki Varşova Paktı’nın Avrupa’ya, ABD liderliğindeki NATO’nun da doğuya doğru genişleme eğilimleri yeni bir dünya düzenini ortaya çıkardı. 2. Cihan Harbi’nden güçlü çıkan ABD’nin 1947 yılında Truman Doktrini ve Marshall Planı ile ülkeleri destekleme, kalkındırma ve güçlendirme faaliyetleri Türkiye’nin de içinde bulunduğu siyasî, askerî ve iktisadî bir bloku doğurdu.

Türkiye’nin malûm sisteme girişi 4 Temmuz 1948 tarihine rastlar. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün görevlendirmesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin 16’ncı Hükümeti’ni kuran Trabzon Milletvekili Başbakan Hasan Saka, ABD’ye Marshall Planı’ndan yararlanmak için talepte bulunur. Söz konusu tarihte ABD ile Ekonomik İşbirliği Antlaşması imzalanır. Türkiye, 62,3 milyon dolar hibe ve 72 milyon dolar kredi alarak mezkûr bloğa adım atar.

***

Truman Doktrini ve Marshall Planı’ndan sadece Türkiye değil, tüm Avrupa devletleri faydalanır. 1945 yılında sona eren harpte yerle bir olan söz konusu devletler aldıkları ABD yardımını bilim, eğitim, sanayi, teknoloji gibi alanlarda kullanıp, ülkelerini mamur ederler.

Ancak Türkiye ve Yunanistan gibi ülkeler ise aldıkları yardımları hovardaca çarçur edip, siyaseti iç çekişme ve para harcama olarak algılamışlar, refah yolunda gelişme gösterememişler. İşte 1948 yılından bu yana düştüğümüz faiz tuzağı ve yaptığımız hatalar bizi bugünlere taşımış!..

Maalesef borcu borçla çeviren bir ülke durumundayız. Hâlen 457 milyar dolar dış borç ve 100 milyar dolara yakın iç borç var. 1983 yılından 2007’ye kadar toplam 433 milyar dolar sâdece faiz ödemesi yapmışız. 2003 – 2014 arası faiz ödemesi 598 milyar lira… Bugünün dolar kuruyla 115 milyar dolar.

Hazine Müsteşarlığı verilerine göre, 2017’de 4,3 milyar, 2018 yılında 9,4 milyar dolar dış borç faizi ödemişiz. Dövizin geçen Ağustos ayında tarihî zirvelere çıkması boşuna değildi. Eğer ekstra borçlanmalar olmazsa bu yıl ödeyeceğimiz dış borç faizi 9,3 milyar dolar... 2020’de 8,2 milyar, 2021’de 7 milyar ve 2022 yılında 46,1 milyar dolar ve toplamda 70,6 milyar dolar faiz ödememiz olacak. Bu yüzden 2022 yılına dikkat, diyorum. Faiziyle birlikte bu yıl dahil önümüzdeki 4 yıl içinde ödeyeceğimiz dış borç miktarı da 315 milyar dolar.

Borçlanma sürer mi? Kuşkusuz!.. Çünkü son 20 senede ortalama ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70’ler seviyesinde. 70 dolarlık mal satıp 100 dolarlık mal almışız. Geçen yıl toplamda 168 milyar dolar ihracat, 223 milyar dolarlık ithalat yapmışız. Dış ticarette döviz açığımız 35 milyar dolar.

İthalatın yüzde 75’i ara malı. İleri teknoloji ürünlerimizin toplam ihracat içindeki yeri giderek artsa da henüz yüzde 5’ler seviyesine gelememiş.

***

Turizmde geçen yıl toparlanma oldu. 29,5 milyar dolarlık bir gelir söz konusu. Ancak hâlâ turizm konusunda deniz/kum/güneş gibi klasik yöntemler ağır basıyor.

Tarımı konuşmaya bile gerek yok… İthalatın arttığı, istihdamın düştüğü daralan bir sektör. TÜİK verilerine göre tarım istihdamında bir önceki yılın Ekim ayına göre yüzde 0,8’lik bir düşüş gözleniyor. Bizim geçen yılki tarım ihracatımız 17 milyar dolar. İthalat ise 15 milyar dolar civarında. Tarımda tek tesellimiz artan ithalata karşılık dış ticarette verdiğimiz 2 milyar dolarlık fazla.

Konya kadar yüzölçümü olan Hollanda’nın tarım ihracatına baktım… 2018 yılı ihracatı 91 milyar avro. Yan ürünleriyle birlikte 100 milyar avroyu bulan bir büyüklüğe sahip. İyi de, bu adamlar taşların üzerinde de mi tarım yapıyor diye insan ister istemez düşünüyor… Demek ki bugün artık sâdece karın doyurma üzerine kurulan bir sistemle tarım olmuyor.

Dolayısıyla 31 Mart yerel seçimleri Türkiye’nin başta faiz belâsıartan ithalat ve sürekli aleyhimize gelişen ekonomideki olumsuzlukların kontrol altına alınması yönünden fevkalâde önemli. Yıllar sonra güç belâ elde edebildiğimiz tek partili iktidarın artık “cumhur ittifakı” olarak şekillendiğini görüyorum ve bu ittifakın Türkiye’nin geleceği açısından önemini belirtmek istiyorum.

Bahsettiğim ekonomik olumsuzluklar göz önüne alındığında artık siyasetin ve ekonominin yalandan, talandan, karalamadan, iftiradan kurtulması ve Türkiye’nin gerçek mânâda istikrara kavuşması için milletin millî iradeye sahip çıkmasının şart olduğunun altını çiziyorum.

Gelecek yazımdan itibaren “cumhur ittifakı”nın kapısı olarak nitelendirilen Mersin’den bahsedeceğim ve 31 Mart’taki yerel seçimlerde Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin “cumhur ittifakı” adayı kıymetli Hamit Tuna’nın ekonomiye yönelik görüşlerini, hizmetlerini ve seçim çalışmalarını “3T” formülüyle, sizlerle paylaşacağım. 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23