Bölüşürsek tok oluruz bölünürsek yok oluruz!
Ülkemizin derdi üretim açığı… Başımıza ne geliyorsa yeteri miktarda üretemediğimizden… Enflasyonu, resesyonu, işsizliği ve faizlerdeki yüksekliği hep üretim açığında aramak lâzım. Üretimi dengeleyemediğimizden ekonomiyi sağlam bir patikada yürütemiyoruz. Diyorum ki belediyeciliği politik oyunlarda, ona buna rant dağıtmada değil, üretim açığımızı kapatmada kullanalım.
Üretim açığında sadece alın teri değil, akıl terini de yerine koymak gerekiyor. Hani geçenlerde size bir alabalık hesabı yapmıştım… Yıllık 1 milyar dolarlık su ürünleri ihracatı yapamayan ülkemizin sâdece alabalık ihracatından bir senede 5 milyar avro kazanabilecek kapasitesi olduğunu yazmıştım.
Ekonomide üretim açığına çıktı açığı da deniyor. Alabalık örneğini niye verdim biliyor musunuz? Üretim açığını daha iyi anlayabilmek için… Konuyu açayım… Alabalıkta yılda toplamda 7 milyar avroluk bir üretim kapasitemiz varsa, biz 5 milyar avroluk bir üretim gerçekleştiriyorsak o zaman bizim 2 milyar avroluk bir üretim açığımız var demektir…
Basit tarifle üretim açığı; ekonominin fiili çıktısı ile potansiyel çıktısı arasındaki farkın ekonomik ölçüsü… Potansiyel çıktı ile üretim çıktısı arasındaki fark o ülkenin üretim açığını gösteriyor.
Tabii bir de üretim açığını pozitif ve negatif olarak ele almak lâzım. Pozitif üretim açığı, mevcût kapasitenin üzerine çıkmak ki bu bizde hiçbir zaman vuku bulmadı. Negatif üretim açığı ise mevcût kapasitenin altında üretim anlamına geliyor. Biz yıllardır negatif üretim açığı ile ayrılmaz birer parça gibiyiz.
Meselâ turizmde, tarımda, teknolojide, sanayide ve gayrimenkulde Türkiye’nin potansiyeli mevcût üretimin çok üzerinde. Siz deyin 10, ben diyeyim 20 kat… Her alanda çok yüksek potansiyele sahip bir ülkede yaşıyoruz. Ancak ülkede doğru dürüst envanter, plânlama ve program olmadığından, ithalata ve elâlemin sermayesine, parasına muhtaç bir vaziyette yaşamayı kabul ettiğimizden kapasitemizin altında kalmaya mahkûm olmuşuz.
***
Plânlama ve programlama derken üretim açığında bir de “politika yapıcıları” irdeleyelim… Politika yapıcıları, üretim kapasitesiyle enflasyonu ölçerler. Enflasyonun mihenk taşı aslında o ülkenin üretim kapasitesi…
Üretim açığı sâdece enflasyon ile değil istihdamla da alâkalı… Üretim açığınız negatif yönde ne kadar yükselirse işsizlik oranlarınız da o kadar artıyor. Bu nedenle “tam istihdam”, sıfır üretim açığına yani enflasyonun kontrol altına alındığı ülkenin kapasitesi doğrultusunda yapılan üretime bağlı.
Üretim açığı politika yapıcılar için önemli bir argüman dedim ya… Dolayısıyla merkez bankaları için fiyat istikrarı yani enflasyonu kontrol etmek ve bu doğrultuda “tam istihdam”ı sürdürebilmek bir hedefse, üretim açığının da politika yapıcılar tarafından sıkı takibe alınması gerekiyor.
Türkiye’deki negatif üretim açığı; genelde fiyatlara yukarı yönlü baskılıyor ve enflasyonist bir ortam doğuruyor. Bu da ülkedeki ekonomik yapılanmanın düzensizliğinden ve talep yüksekliğinden kaynaklanıyor. Yapılacak iş, öncelikle pozitife yakın üretim açığı ile talebin bastırılması ve arz / talep arasında dengenin oluşturulması…
Diğer taraftan hem negatif üretim açığı hem de tüketim azlığında enflasyon yükseliyorsa, mal ve hizmet fiyatları artıyorsa o zaman durgunluk ortamında başka bir enflasyon çeşidi ile boğuşmak durumundasınız. Buna stagflasyon deniyor ki, bu enflasyonun en tehlikelisi…
Negatif üretim açığı yönünde âcilen tedbirler almalıyız. Çünkü ekonominin aşırı büyümelerde yükseldiği gibi, küçülmelerde de enflasyon artıyorsa, fiyatlar sürekli yukarı seyrediyorsa aynı zamanda ekonominin boğazındaki faiz kemendini de kalınlaştırmış oluyoruz. Bir zaman sonra, faiz o kadar seviye kazanıyor ki, bütün üretim kanalları tıkanıyor ve ülke nefes alamaz hâle geliyor.
***
Geçenki yazımda da bahsettim… Kaybedecek vaktimiz yok. Ülkenin politika fantezileriyle uğraşacak ne zamanı ne de gücü var. Bu bakımdan “cumhur ittifakı”nın Türkiye’nin istikbaline bir güneş gibi doğduğunu özellikle belirtiyorum. Söz konusu ittifakın küçük hesaplarla bozulmayacağını umuyorum. Hatta diğer birlikteliklerin de “Mes’ele vatan ise gerisi teferruat” diyerek vatan, millet, bayrak ve devlet sevdalılarının yanında yer almaları gerekli, diyorum.
“Cumhur ittifakı”nın kapısı olarak gördüğüm Mersin, aslında üretim açığı sorununu mevcût kapasitesiyle çözebilecek önemli bir vilayetimiz. Bu kapıdan girenler ve ittifak kapılarını çoğaltanlar ülkeye büyük faydalar sağlayacak. Mersin Büyükşehir Belediyesi “cumhur ittifakı”nın başkan adayı kıymetli Hamit Tuna, vahameti görmüş, üretim açığına karşı formüllerini ortaya koymuş bile.
Zirâ Hükümetin belediyecilikte 3Ç’yi (çöp, çamur, çukur) tamamlayıp 3T’ye (temiz toplum, temiz çevre, temiz belediyecilik) geçtiği bu dönemde Mersin başkan adayı Hamit Tuna, vatan ve millet sevgisinin şehrieminlik gibi gönülden gönüle ulaşan ince yollarla bayraklaştırılabileceğini her oturumda ifade ediyor.
Başkan Tuna’nın belediyecilikte 3T formülüne bakışı farklı… O, formülde “T”lerin sayısını artırıyor… Tarım, ticaret, teknoloji, turizm, bilim, sanat, spor ve kültürle Mersin’e yeni bir kimlik kazandıracaklarını söylüyor. Hamit Tuna mealen diyor ki, “Mersin bundan sonra birliğin adresi diyoruz. Birlikteliğimiz devam etsin… İmkân verin, suyu, toprağı ve güneşi en iyi şekilde değerlendirip üretim açığını kapatayım… İmkân verin, Mersin’i dünya kenti yapayım…”
Sözün özü, Yunus Emre’nin güzel deyimiyle; “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz…”