• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz
TÜM YAZILARI

Bizi kurtaracak; bugünün değil yarının ekonomisi!

27 Ocak 2019
A


Sedat Yılmaz İletişim:

İslâm’ın son din, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın son peygamber olması, artık kıyamete kadar herhangi bir din ve peygamberin gelmeyeceği inancıyla din / ekonomi ilişkilerinde İslâm öğretilerini ve emirlerini ön plânda tutmak elbette biz müslümanlar ve İslâmiyet’e ilgi duyanlar için gerekli. Bugün İslâm Dini’nin iktisadi yanını ve tavsiye ettiği modeli özetle anlatmak istiyorum.

Ekonomi genel tanım itibariyle, sonsuz insan ihtiyaçlarını tümüyle karşılamak değil, emeği ve üretimi öne alıp mevcût kaynakları ihtiyaçlar dâhilinde dengeli kullanarak sosyal ve tabiat düzenini bozmadan insan mutluluğunu sağlamak anlamına geliyor.

Ekonominin genel tanımı İslâmi yaklaşıma uygun.... İslâmiyet’in, kriz üretmeyen, emeği ve üretimi ön plânda tutan, hem tasarrufu hem tasadduku tavsiye eden, fakirlik ile zenginlik, işçi ile sermayedar, piyasacılık ile müdahalecilik ilişkilerini düzenleyen ve toplumda sosyal adaleti emreden âdil bir sistem önermesi bazı farklılıklar gösterse de ekonominin genel tanımıyla mutabık olduğu gözleniyor.

Üretim, tüketim, alışveriş ve mal / hizmet değişimi ekonominin ana temelleri… Dün öyleydi bugün de aynı! İslâm Dini’nin de bu alanlara yönelik esasları mevcût… İslâmiyet’in diğer ekonomik sistemlerden farklılığı; ticarette sonsuz serbestiyet olmaması, faizin yasaklanması ve vergiye zekâtın eklenmesi. Dinde mutlak mülkiyet olmaması ve sâdece insanların ürettiğine sahip olması bu alanın sınırlarını çiziyor. Yani insan üretimde emeği karşılığı kazandığının sahibi oluyor. İnsanlar kazancı  dışında sahip olduğu hiçbir şeyi satamıyor.

Dinde meşruiyet esas olduğundan, gayri meşru hiçbir malın üretimi serbestileştirilemiyor. Devlet de altyapı ve teşviklerle üretimi destekliyor. Yatırımlara destek olsun diye döner sermayeye vergi uygulanıyor. Ayrıca sistem tekelleşmeyi önlemek ve toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere zenginlerden alınan vergi, zekât, sadaka ve diğer hayru hasenâtı insanlara âdil bir şekilde dağıtıyor.

Ekonominin diğer ayağı tüketim… Ancak İslâmiyet tüketime mutlak olarak yok etme, sınırsız harcama olarak bakmıyor. Bilâkis tüketim; yeniden değerlendirme, geri dönüşüm, açıkça infak şeklinde algılanıyor. Zirâ lüks ve israfa yönelik tüketim ve sınırsız harcama dinde zâten haram… İslâm ekonomiye özetle, “Üretimin gâyesi tüketim, tüketimin gâyesi fayda, faydanın gâyesi ise aşırıya kaçmayan düzenli hayat ve beraberinde gelecek mutluluk” şeklinde bakıyor.

Dünya bugün genelde ekonomide serbest ve dışa açık modelleri tercih ediyor. İslâmî ölçüde de bir mal veya hizmet, başka bir mal ve hizmet karşılığında karşılıklı alışveriş usulüyle alınıp satılabiliyor. Tabii, alışverişte karşılıklı rıza ve memnuniyet en başta gelen husus…

İslâm’daki serbest ticaret, sınırsız değil. Piyasada tekeller oluşturmak yasak. Böyle olduğunda devletin müdahale hakkı doğuyor. Diğer taraftan İslâmiyet’te; karaborsacılık, stokçuluk (ihtikâr), faiz gibi haksız yere insanların malını ve emeğini yemek, üretici ile tüketici arasına girip fırsatçılık yaparak kazanç sağlamaya çalışmak, müşteri kızıştırmak, birinin pazarlık yaptığı malın üzerine pazarlık yapmak, zorda kalmış bir kişinin malını düşük bir fiyattan almaya kalkmak gibi ticareti bozucu faaliyetler müeyyidelerle engellenmiş…

Ticaret risk taşıdığından kâr meşru, ancak sınırları var... Para ile alışveriş de dinen teşvik edilmiş. Bahsettiğim üzere İslâm ekonomisinin temelinde “faiz yasak, sınırları belli serbest ticaret ve vergi ile birlikte zekât” esasları var. Dolayısıyla faiz; malın karşılıksız değeri ve haksız kazanç olduğundan dinen gayri meşru görülmüş…

İslâm Dini, faiz üzerinde hassasiyetle duruyor ve müslümanları bu konuda şiddetle ikaz ediyor. Mâdem ki “alışveriş helâl, faiz haram” kılınmış, o halde alışverişte, mübadelede, para kullanımında, üretim ve tüketimde faizli işlemlerden uzak durmak müslümanın uyması gereken İslâmi bir vecibe.

Dolayısıyla müslümanların oluşturduğu toplumlarda faizsiz finans teşkilatının kurulması şart. Bütçesinin vadeli mevduat ve halkın bağışlarından oluştuğu, masraflarının vakıfların karşıladığı finans teşkilatının da ticarî değil, hizmet esaslı olması lâzım! Ticaretin önemli argümanı olan söz konusu müesseselere devletin azamî hassasiyet göstermesi ve gelişmesi için tedbirler alması ekonominin sağlığı açısından olmazsa olmaz.

Malûm ki, İslâmiyet; “Yaratıcı (Allahu Teâlâ) / yaratılanlar”, “fert / devlet”, “birey / toplum”, “din / bilim” ve “dünya / ahiret” arasında dengeyi kurmuş, beşeri düzenlerin tersine ilahî bir sistem. Hukuku, ekonomisi, sosyal kaideleri ve inanılması gereken esaslarıyla bir bütün.

İslâm’ın ekonomik tarafını alır, iman ve ahlâkî kurallarını bir kenara koyarsanız, iktisat sistemini çalıştıramazsınız. Bugün İslâm dışı milletler, beğendikleri faizsiz finans sistemini geliştirdikleri halde İslâm Dini’nin diğer esaslarını bünyeye dâhil etmediklerinden etkin bir başarı kaydedemiyor.

Mesela, mülkiyet ve üretim sistemini komünizme, ticaret hayatını kapitalizme, para, banka ve kredi işlerini İslâm dışı müesseselere dayandırıp karma bir model ortaya koyanlar eninde sonunda ekonomiyi duvara tosluyor.

Bugün milletler arasındaki mücadele ekonomi alanına kaymış. Milletler hızlı bir ticarî rekabet içinde. Bazen siyasi ve askeri olarak birbiriyle baş edemeyen ülkeler hatta ideolojiler, ekonomi silahıyla karşılık veriyorlar.

Binâenaleyh, müslüman olarak bugünkü ticarî hayat kadar, hatta daha fazla İslâm iktisadını hayatımızda kullanabilecek şekilde öğrenmemiz gerekiyor. Bizi kurtaracak olan; bugünün değil yarının ekonomisi!

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23