Söylem.. Eylem-İcraat!!! Ve İnsan Şahsiyeti..!(1)
Sosyal psikolojik analiz!!!
İNSAN’lık manifesto’su-belgesi-bildirisi!!!
İstanbul Üniversitesi Sosyal siyaset anabilim dalında hocaların hocası Prof. Dr. Sebahattin Zaim ve Profesör Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Profesör Dr. Turan Yazgan gibi duayen ve hepsi de rahmetli olmuş hocalarımızdan sosyal siyaset doktorası almış bir bilim adamı gibi günümüzde çok lazım olan bu sosyal psikolojik bilimsel analizi gelecek nesillere bu karanlıklar içindeki Türkiye’mizde yaşananları bu günümüzü anlatma noktasında tarihe kayıt düşüyorum!!! İçinde bulunduğumuz dünya şartları ve Türkiye şartları dahilinde sosyal siyasetin konusu olan sosyolojik, psikolojik ve antropolojik tarihi gelişimi için de bilimsel bir yaklaşımla; TÜRKİYE’Yİ KURTARACAK LİDERLERE VE İNSANLARA takdim ediyorum!!!
ŞAHSİYETLİ İNSAN MODELİ..!
Söylem ile eylem arasındaki mesafe, insanın şahsiyet derecesini belirler. Doğru söz bir iddiadır; ancak o iddiayı hakikat kılan ve adaletin terazisine koyan tek unsur doğru icraattır. Vicdanı meşruiyet zemini, ilkeyi yol haritası, adaleti ise nihai ölçü kabul eden bu anlayış; sözlerin değil, somut icraatların ve dik duruşun anayasasıdır!
KUR’AN’DA İLAHİ HÜKÜM!!!
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (es-Saff 61/2)
HÜKÜM/SÖZ, ŞAHSİYETLE DOĞRULANMADIKÇA HÜKÜM DEĞİLDİR!
Doğru söz vicdanınızda yalnızca bir söz övme veya kınama halinde kalıyorsa, orada ilkesizlik söz konusudur!
BİR LİDERİN VE TOPLUMUN AHLAKI!!!
İslam dininde konuşulan sözlerin davranışlarla desteklenmesi, özü ile sözün bir olması ve yerine getirilmeyecek vaatlerde bulunulmaması son derece önemli bir ahlaki ilkedir. Söylemin eyleme geçmesi ve içi boş sözlerden kaçınılması gerektiğiyle ilgili Kur’an kesin tartışmasız hükümler koymuştur!!! “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (Saff Suresi, 2-3.) Bu ayetler, söylem ile eylem tutarlılığını doğrudan emreden en temel Kur’an vahiyleridir. Bir toplumun ahlâkı meydanlarda kurulan cümlelerle değil; yetki, menfaat ve imkân karşısında verilen kararlarla ölçülür. Güvenin gerçek kaynağı söylem değil, bedel ödemeye hazır adil liderler ve onun yolundaki şahsiyetler ve en önemlisi de bunların adil icraatlarıdır.
SÖZE DEĞİL, SÖZÜ TAŞIYAN ŞAHSİYETE BAKILMALI!
Doğruyu söylemek, tek başına doğruluk belgesi değildir. Kişinin sözü ile fiili, vaadi ile kararı, özel menfaati ile kamusal sorumluluğu aynı ahlâkî çizgide buluşmalıdır. Sözün itibarı makamdan, unvandan veya kalabalığın alkışından değil; doğruyu kendi aleyhine de savunabilen karakterden doğar.
DOĞRU SÖZ İCRAATLA İSPAT EDİLMELİDIR!
Adaletten ve küresel manada insan haklarından söz eden adaletle hükmetmeli; liyakati savunan, görevi ehline vermeli; kul hakkını anlatan, kul hakkına ne kendisi ne yakınları ne tebaası ne de takipçileri ne de siyasi otoritedeki destekçileri asla el uzatmamalıdır.
MİLLET NEZDİNDE KABUL GÖRMELİDİR!
Konuşmaları ile ağızdan bal damlatıp, halkı etkileyen; iş başındaki icraatı ile haksızlık karşısında susan, doğru kelimelerle güven kazanıp yanlış uygulamalarla hayatı bozan hiçbir kişi veya kurum ahlâkî meşruiyet üretemez.
Halk nezdinde kesinlikle kabul göremez!
ÜLKESİNİ ŞAHSİ İLKELERİMİZ, ŞAHSİ MENFAATİN ÜSTÜNDE TUTMALI!
İlke, işimize geldiğinde hatırlanan bir süs değildir. Dost için başka, rakip için başka terazi kullanan; kendi grubunun yanlışını örten, başkasının yanlışını büyüten zihin adalet üretmez.
OMURGALI VE AHLAKLI İNSAN!
Omurgalı insan, kazandığında da kaybettiğinde de aynı ölçüyü koruyan; menfaat değişince ahlâkını değiştirmeyendir.
KİŞİLİKLİ VATANDAŞ YETİŞTİRMEYİ
MİLLÎ MESELE GÖRMELİDİR!
Bugün dünden daha çok diplomalı insana değil; düşüncesini kiraya vermeyen, doğru ile yanlışı ayırabilen, korku ve menfaat karşısında eğilmeyen ilkeli vatandaşa ihtiyaç vardır. Eğitim yalnız bilgi ve meslek kazandırmamalı; vicdan, muhakeme, sorumluluk, hukuk bilinci ve kamu ahlâkı da inşa etmelidir.
İLKELİ LİDER VE İNSAN OLMAK!!!
AİDİYETİ HAKİKATİN YERİNE KOYMA!
Siyaset, din, bilim, milliyet, mezhep, cemaat veya ideoloji; insanın aklını ve vicdanını askıya alma ruhsatı değildir. Hiçbir aidiyet kişiye dokunulmazlık vermez. Hakikat isimlerden, kamplardan ve sloganlardan büyüktür; doğru, “bizden” olduğu için değil “doğru olduğu için” savunulmalıdır.
SÖZÜN SON TESTİNİ SONUÇTA YAP!
Bir kararın ne kadar güzel savunulduğuna değil; kime hak, kime yük, kime imtiyaz, kime mahrumiyet ürettiğine bak. Kamu ahlâkı niyet beyanıyla değil; ölçülebilir sonuç, gerekçeli karar, hesap verebilirlik ve eşit uygulamayla kurulur. Söz icraatın önsözü olabilir; fakat asla onun yerine geçemez.
LİDER VE İNSAN: DOĞRUYU SÖYLEMEK YETMEZ; DOĞRUYU TAŞIYACAK ŞAHSİYET GEREKİR! SÖZE DEĞİL İCRAATA, İDDİAYA DEĞİL ŞAHİDE, SLOGANA DEĞİL SONUCA BAK! AĞZINDAN ÇIKAN HAK SÖZE, BAL DAMLAYANA DEĞİL, ELİNDEN ADALET ÇIKANA GÜVEN! SÖZ İDDİADIR; İCRAAT ŞAHİTTİR; ŞAHSİYET İKİSİNİN ARASINDAKİ NAMUSTUR.! LİDER VE İNSAN İÇİN; İLKE’Yİ KORUMAK, SİYASİ İKBAL İÇİN MENFAATE DÖNÜŞTÜRMEMEK ESAS OLMALIDIR!!!
İlke, bedeli olduğunda da korunuyorsa ilkedir; aksi hâlde yalnızca menfaat zamanlarında kullanılan güzel bir kelimedir.
MODERN PUTLARA;
HÜRRİYETİNİ
ZİHNİNİ TESLİM ETME!
DEVLETİ GANİMETLEŞTİRME!
İNSANI MENFAATE İNDİRGEME!
HEVESLERİNE ASLA YENİLME!
“Hevasını ilâh edineni gördün mü?” (el-Câsiye 45/23) Kendi çıkar ve heveslerini doğru ve asla Allah’ın hükümleri diye insanlara söylemde bulunma; Eyleme geç..!
Devam edecek!
WhatsApp bilgi ve ihbar hattı:: 053020000 96







