“Yüksek” mahkemeler, niye “alçaklar”a sahip çıkıyor?
Neredeyse hemen her gün yeni bir skandalla gündeme geliyorlar.
Altına imza attıkları kararlarla kamuoyunda çok büyük infiallere sebep oluyorlar.
Ne yapmaya çalıştıkları, kime hizmet ettikleri belli değil. Hakikaten yasalara dayanarak mı, yoksa konjonktürün getirdiği hukuku bize dayatarak mı hüküm tesis ettikleri de müphem.
Lafı, bu aralar vicdanların derinden yaralanmasına yol açan Anayasa Mahkemesi’ne getireceğimizi herhalde anlamışsınızdır.
Baksanıza, beyefendiler bu defa da, bir eylem sırasında ‘Devrim Çarkı’ isimli marşı okuyan ve marşın sonunda “Önderimiz Başkan Öcalan” ifadelerini kullanan sanığa verilen cezada ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiş.
Evet evet, yanlış okumadınız.
Bir bölücü kalkıp avaz avaz “Katil devlet hesap verecek” sloganları atıyor, yetinmeyip sözde “devrim şehitleri” adına saygı duruşunda bulunuyor, üstüne bir de “Önderimiz Başkan Öcalan” diye tuhaf tuhaf sayıklıyor...
Neticesinde, Başkan Zühtü Arslan ile birlikte 13 Anayasa Mahkemesi üyesi ise bu terör destekçisinin adeta sırtını sıvazlıyor. 13 üye, verdikleri kararla, bir nevi “30 bin insanımızın kanına giren Öcalan’a ‘başkan’ ya da ‘önder’ demek tabii haktır. Bu topraklarda ‘Katil devlet hesap verecek’ sloganı atılması da gayet doğaldır. Ayrıca, teröristlerin leşlerine ‘devrim şehitleri’ muamelesi yapılıp saygı duruşu düzenlenmesi de bir sakınca teşkil etmemektedir” demeye getiriyor.
¥
AYM’nin “hukuk garabetleri”nin hangi birisini yazalım ki?
Hatırlayın, FETÖ’nün en büyük planlı örgütsel organizasyonlarından biri olan MİT TIR’ları davasında tutuklu yargılanan Can Dündar’ın haklarının ihlal edildiğinden bahisle “Tahliye edilmesi gerekir” diye dayatmada bulunanlar bunlardı…
Pensilvanya’nın medya tetikçileri Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ile “ifade ve basın özgürlüklerinin” ihlal edildiğine hükmedenler yine bunlardı…
Anlaşılıyor ki, AYM’de dünden bugüne değişen hiçbir şey yok.
Aynı tas aynı hamam devam ediyorlar.
Bir bakıyorsunuz, müebbet hapis cezasına çarptırılan azılı bir teröristi “haklı” çıkarıyorlar. Dönüp bir daha bakıyorsunuz, polisimizi şehit eden bir başka teröriste “hukuk” kılıfı altında kol kanat geriyorlar.
PKK’nın hendek terörüne destek verdiği için yargılanan sözde akademisyenleri aklamak da var sicillerinde...
PKK’lılar ve FETÖ’cülerin memur olmasını önleyen düzenlemeye karşı çıkmak gibi kara bir leke de...
¥
Tabii ki mahkemelerin toplumun bütün kesimlerini tatmin etmek gibi bir görevi yok. Elbette hukuki kararlar kimine göre doğru, kimine göre de yanlış olarak telakki edilebilir. Ancak görüyoruz ki, Anayasa Mahkemesi son zamanlarda verdiği kararlarla toplumun hep ezici çoğunluğunun vicdanını yaralıyor. “Belki Türkiye düşmanlarının haklarını savundukları kadar milletin haklarını da müdafaa ederler” diye bekliyoruz, lakin onlar ısrarla bildiklerini okumaya devam ediyor.
¥
Unutulmasın ki, terörle mücadele, sadece askerî ve siyasî olarak ele alınması gereken bir mücadele değildir. Yargı organları da verdikleri kararlarla bu mücadeleye ışık tutmalıdır. İşte bu yüzden “yüksek” mahkemelerimiz, bir kısım “alçaklar”a müsamaha gösterme ayıbına bir an önce son vermelidir. Aksi takdirde, Türkiye’nin terörle mücadelesinin başarıya ulaşmasını hiç kimse beklemesin.
Acı ama, maalesef gerçek bu.


