--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Yatay mimari” için icraat ne zaman?

Rasim Bolbol
Rasim Bolbol

AK Parti’nin yerel seçimler öncesinde üzerinde hassasiyetle durduğu başlıklardan biri de hiç şüphesiz yatay mimari meselesi. Öyle ki, konuya verilen önem, geçtiğimiz günlerde açıklanan seçim manifestosuna bile yansıdı. Mahut manifestoda, AK Parti’nin yeni dönemdeki şehircilik vizyonunun merkezinde “yatay şehirleşme” hususunun yer alacağı deklare edildi. 

Aslında AK Parti’nin en yetkili isimleri, dikey mimariye yönelik rahatsızlıklarını her fırsatta dile getiriyorlar. Şehirlerin “dikey yapılaşma”yla mahvedildiğini devamlı surette ikrar ediyorlar. Estetikten, incelikten ve köklü medeniyet değerlerinden yoksun tekdüze bir mimari anlayışının giderek yaygınlık kazandığını görmekten üzüntü duyduklarını sıklıkla vurguluyorlar.

Mesela, “binalar yükseldikçe ufkumuzun karardığını, gönüllerimizin çoraklaştığını” söylüyorlar.

Örneğin, “40 kat, 100 kat bina dikmenin bizi medeni yapmayacağı” tesbitini ortaya koyuyorlar. 

Hatta ve hatta, özeleştiride bulunup “İstanbul’un kıymetini bilmedik. Bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ediyoruz. Bundan sorumluyuz” bile diyorlar.

Doğrusunu söylemek gerekirse çok da iyi ediyorlar. Özeleştiride bulunarak aslında kendilerine duydukları güveni gösteriyorlar.

Öyle ya, özeleştiri, her şeyden önce insanın kendisine güveninin bir tezahürüdür.

Ancak özeleştiriden daha kıymetli olan tutarlılıktır. Geçmişte yapılan yanlışların üstüne bir yanlış daha eklememektir.

Niçin böyle diyoruz?

Çünkü büyükşehirlerde inşaat firmalarına yeni gökdelen yapmaları için hâlâ ruhsat veriliyor. 

Baksanıza, daha geçtiğimiz günlerde İstanbul’un Kartal ve Küçükçekmece ilçelerinde özelleştirme kapsamındaki toplam 53 dönüm arazi için bir imar planı hazırlanmış. Söz konusu planda maalesef ki yine mevcut yoğunlukların çok çok üzerine çıkılmış, sürekli şikâyet edilen dikey yapılanma yönünde kararlar alınmış. 

Zaten karşımızda ürkütücü bir tablo var.

Türkiye’nin en büyük şehrinin ve başkentinin hali içler acısı.

İstanbul, 161 gökdelenle Avrupa’da en çok gökdelen bulunan ikinci şehir konumunda. 25 sene önce 5 gökdelenin olduğu, bugün ise 68 gökdelenin yükseldiği Ankara da Avrupa’nın ‘en dikey şehirleri’ arasında 4. sırada.

Üstelik İstanbul’da şu an 19 gökdelenin yapımı sürüyor, Ankara’da da inşaatı devam eden 8 gökdelen bulunuyor.

Başkentle ilgili en üzüntü verici olan durum da önümüzdeki yıl tamamlandığında 300 metreden fazla uzunluğuyla Türkiye’nin en yüksek binası unvanını elde edecek olan yapının bir TOKİ projesi olması.

¥

Yani?

Yanisi şu:

İslam’ın ruhuna, Kur’an’a, sünnete, hikmete, estetiğe, şehirciliğe... kısacası fıtrata aykırı dikey mimariyle ilgili özeleştiride bulunuyoruz, ancak konunun çözümü için somut/bağlayıcı bir adım atmıyoruz. Mezkur hususta kanuni bir düzenleme yapılmasını her defasında erteliyoruz.

Söylesenize, “yatay mimari” meselesi seçim manifestolarına bile alınırken, problemi kökten halledecek olan yasal bir çalışma hangi gerekçelerle başlatılamıyor?

Söylemleriyle eylemlerinin tenakuz oluşturmamasını isteyenler bu sorunu gidermek için bir an önce harekete geçmeli. Zira yapılan özeleştirilerin bir kıymet-i harbiyesinin olması tamamıyla “icraat”a bağlı.

Vesselam.

 

Rasim Bolbol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle